Tag

#gamzenikakamp

Tirebolu Yalıköy
Travel

TİREBOLU YALIKÖY

posted by gamzenika_admin 15 Temmuz 2020 0 comments

TİREBOLU YALIKÖY KÖYÜ

Özellikle Covid-19 döneminde insanın köyü olmasının ne kadar da önemli olduğunu herkes anladı. Karantina günlerini köyünde geçirenler çoğunlukta oldu. Belki de bu nedenle uzun zamandır yazamadığım canım köyüm ile ilgili ben de birkaç bir şey yazmak istedim. Bu sene gitmek hayaldi derken Cuma’ dan Pazar’ a köyüme kaçtım ve ben neden bu güzel doğa harikasından bahsetmiyorum diye kendime biraz kızdım. Bunca doğal güzelliği içinde barındıran Yalıköy, ister doğa ister deniz tatili, tatil ihtiyacınızı bir arada karşılayan ender Karadeniz köylerinden bir tanesi. Ve biz bu anlamda çok şanslıyız.

Giresun’un 16 ilçesinden biri olan Tirebolu’da 50 köy bulunuyor. 50 köyden bir tanesi olan Yalıköy Köyü denize kıyısı olan nadir köylerden bir tanesi. Konumu hem masmavi Karadeniz’i hem de yemyeşil ormanları, fındıklıkları görüyor. Yol çalışmaları yapılırken, sahilinin bozulmaması istenen köylerden bir tanesi. Yalı adını da aslında denize olan yakınlığından alıyor. Tipik bir Karadeniz yerleşim hakim. Deniz kıyısından yukarı doğru yerleşim yerleri artıyor.

Yalıköy tarihçesinden bahsedeyim biraz;

Yalıköy tarihçesine baktığımızda MÖ 1500’lü yıllarda Saydaklar ve MÖ 7. Yüzyılda İyonyalıların ticaret kolonisini burada kurduğunu biliyoruz. MÖ 750 yıllarında ise Kimmerlerin istilasına uğramış. MÖ 132’de Pontus’lular, MS 69’da Romalılar, 395’te Bizanslılar, 1204’te ise ll. Pontus’lular bölgeye yerleşmiş. Selçuklular zamanında başlayan Türk akınları Anadolu Selçukları zamanında da devam etmiş. Çepni ve Türkmen boyları Görele çevresine yerleşmeye başlamışlar. Bu akınlar Osmanlı İmparatorluğu zamanında da devam etmiş. O zamanlarda halk; kıl keçisi, koyun, at, katır ve arı besleyerek; darı ve pirinç ekerek geçimini sağlamaktaymış. Bölge hemen hemen her dönemde olduğu gibi Osmanlı İmparatorluğu zamanında da deniz korsanlarının saldırısına maruz kalmış. Korsanlar sahildeki yerleşim birimlerine ani saldırılar düzenlemekte, halkı öldürüp, evleri yakıp yıkmakta ve zorla yiyecek, içecek temin etmekteymiş. Bu sebeple halk, denizden gelebilecek korsan saldırılarına karşı ve sıtma hastalığına karşı yerleşim birimlerini yüksek bölgelere taşımışlar. Dedelerimizin nenelerimizin anlattığı savaş yılları hikayelerinin sancıları tarihte gizli. Köyümüzde evlerin denizden çok uzakta olmasının asıl nedeni de korsan saldırılarıymış aslında. Hatta evlerin içinde bulunan gizli alanlar, sığınaklar da bu sebeple.. Çocukken evin içinden ahıra inen kapının çok maceralı olduğunu düşünüp ananemden savaş yıllarında kendi atalarından dinlediği hikayelerini dinlemeye bayılırdık. 1. Dünya Savaşı sonrasında köye yapılan istilalara Topal Osman Ağa ve çetesinin yetişmesiyle Ermeniler ve Rumlar bozguna uğratılmışlar. Böylece Çepniler ve Türkmenler Tirebolu’nun güzel köyü Yalıköy Köyü’ne yerleşmişler.

Çocukluk yazlarım çok sevdiğim köyümde geçti. Her yıl okulların tatil olmasını bekler ve köye gitmek için hazırlanırdık. Köyde çok zaman geçirmiş olmak, çocukluk hatıralarımın yeşille ve maviyle dolmasını sağlarken, doğaya ve hayvanlara olan aşkımın da böyle yüksek seviyede olmasını sağladı. Haziran aylarında gidip, Temmuz sonuna kadar denizin tadını çıkarırdık. Ağustos ayı ile birlikte, Yalıköy ‘ün geçim kaynağı olan fındık işleri başlardı. Görünen tüm doğal güzellikler, yeşilin her tonu pek çok ağacı içinde barındırırken fındık bahçeleri köyde ciddi bir alan kaplıyor. Ağustos ayı ile başlayan fındık toplama macerası, yaklaşık 15 gün boyunca sürer ve gerçekten çok zahmetli iştir. Yalıköy ’ün çok yokuş olması fındık toplamak ve toplanan fındığın harmanlara taşınması açısından oldukça zordur. Bu sebeple Giresunlu arkadaşlarınıza bana neden fındık getirmedin derken 2 kere düşünün 🙂 Hem fındığı toplamak, fındığın kurutulması, patos işlemleri ve ticari boyutu çokta emeğin karşılığını vermiyor 🙂

Tirebolu Yalıköy, Annakgıran Oluk YOLU

Tirebolu Yalıköy, Annakgıran Oluk YOLU

Şimdi biraz da köyümüzden bahsedelim. Yalıdan Annakgıran’a doğru bir yolculuğa çıkalım.

Yalıköy ’de sahilde bulunan Yalıköy İlkokulu vakti zamanında babam ve annemin de belirli sürelerde eğitim aldığı şirin mi şirin köy okulu. Hemen girişte küçük bir giriş odası (muhtemelen zamanında müdür-öğretmen odasıdır) ve tek bir sınıf bulunuyor. Tek sınıfta her yaş grubunun eğitim aldığı zamanlar… İçine girdiğimde kara tahtayı görünce çok duygulandım. Bir süre atıl durumda bırakılan köy okulu şimdilerde Yalıköy konağı olarak restore edildi. Bahçesindeki çam ağaçları ise babalarımızın annelerimizin küçükken diktiği ağaçlar. Köy için anlamı büyük bir okul ve bahçe. Köy okulu bahçesinde düğün, kına vb. organizasyonlar da programlanıyor.

Yalıdan yukarı çıkarken, araba yolunu kullanabileceğiniz gibi, patika ve kestirme yolları da kullanabilirsiniz. Patikalarda doğanın tadını çıkarabilirsiniz.

Köydeki mahalleler, aile soy isimlerine göre belirlenmiş. Kerimli mahallesi gibi.. Bununla birlikte gıran dediğimiz alan ise köyün genel toplanma merkezi gibi bir şey. Gıran düz bir alan ve tüm mahalleyi de görebileceğiniz bir yer. Gırandan yukarı köyün ormanına doğru Annakgıran’ a doğru yol alıyorsunuz. Annak ise yakın anlamında kullanılan bir kelimeymiş. Annakgıran mahallesi köyün en son mahallesi ve hemen sonrasında derin bir orman sizi karşılıyor. Annakgıran mahallesinde, vakti zamanında su ihtiyacının karşılandığı, dağlardan gelen su oluk olarak adlandırılıyor ve çeşme yapılmış. Yolunuz düşerse buz gibi oluk suyu da içmelisiniz.

Yalıköy’ de neler var neler yok biraz da bundan bahsedelim.

Bol bol fındık bahçesi ve bol yokuş var. Aklınıza gelecek her türlü meyve ağacı da var. Bunun yanında zamanı geldiğinde Karadeniz’in meşhur mantarı olan tirmit bulmanız da mümkün. Tirmit hakkındaki Gurmex yazım için tıklayın . Denize girme imkânınız, orman yürüyüşleri, dağ havası, bol kuş sesleri dinleme imkânınız var. Pekmez zamanı özellikle dut pekmezi kaynatılır, denk gelirseniz, zahmetli fakat bir o kadar keyifli bir iş. Tadından yenmez. Karadeniz’ in meşhur üzümü Isabella üzümü de köy de bol miktarda bulunuyor. Isabella üzümünün en önemli özelliği kokulu bir siyah üzüm çeşidi olması. Kokulu siyah üzümden pepeçura ve yağlaş dediğimiz Karadeniz tatlıları yapılır. Pepeçura hakkındaki Gurmex Yazım için tıklayın . Ayrıca üzüm pekmezi de yapılabilir. Yine Karadeniz için önemli sayılan bir ot çeşidi, diken ucu olarak bilinen ve melevcan dediğimiz bir ot vardır ki, bol soğanlı kavurması oldukça güzel olur. Ekim zamanlarında köyde olup sebzelerinizi ekerek tüm sebze ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz. Mısır, taze fasulye, domates, salatalık, patlıcan, biber gibi tüm sebzeleri yetiştirebilirsiniz.

Tirebolu Yalıköy Manzara'da kuzine yemekleri yapmak ve yemek çok keyifli

Tirebolu Yalıköy Manzara’da kuzine yemekleri yapmak ve yemek çok keyifli

Köyün en güzel meyvelerinden biri de genellikle karayemiş adı ile bilinen taflan meyvesidir. Taflan hem meyve hem de turşusu kurulup turşu kavurması şeklinde tüketilebilir. Taflan hakkındaki Gurmex yazım için tıklayın Köylülerden bazıları kivi yetiştiriciliği de yapıyor. Köyde çok rastlamadığımız, hayvancılık. Çok az sayıda hayvan yetiştiren kişi var. Süt ihtiyacı da bu ailelerden karşılanıyor. Balıkçılık ise köyün emekli amcaları tarafından yapılan güzel bir hobi sanırım. Sabah saatlerinde balığa çıkan minik tekneleri denizde süzülürken görebilir, motor sesleri ile keyiflenebilirsiniz.

Köyde en çok dikkatinizi çeken ise aniden karşınıza çıkan ceylanlar, balkondan denizi izlerken veya denizde yüzerken hemen yakınınızdan geçen yunus sürüleri olacaktır. Doğanın kendini saklamadan gösterdiği köyümüz, cennetteyim dedirten bir güzellikte.

Tirebolu Yalıköy Manzara

Tirebolu Yalıköy Manzarada kahve keyfi yapmadan dönmeyin !

Yalıköy Köyü’nde yapmadan dönmeyin diyeceğim öyle çok şey var ki. Bir köy bunca güzelliği nasıl barındırır diyebilirsiniz. Benim için Yalıköy Köyü’ nde yapmadan dönmeyin kısmı şu şekilde;

  • Annakgıran’ da gün batımı izlemeden
  • Yalıköy sahilinde denize girmeden
  • Yalıköy’ de bir gün de olsa fındık toplamadan J
  • Dağ çileği toplayıp yemeden
  • Orman yürüyüşü yapmadan
  • Tirmit toplamadan
  • Taflan yemeden
  • Dut pekmezi yemeden
  • Közde köy mısırı yapmadan
  • Balığa çıkmadan
  • Oluk’tan dağ suyu içmeden
  • Sabahları erken uyanıp, deniz kenarına yürümeden
  • Eski köy evlerini görmeden ve fotoğraf çekmeden
  • Köy kahvesinde bir çay içmeden
  • Sahilde ateş yakıp keyif yamadan
  • Midye toplayıp, ateş üstü midye keyfi yapmadan
  • Deniz manzarasında kahve keyfi yapmadan
  • Köyde kuzine yemekleri yapmadan, yemeden

DÖN-ME-YİN!!!

Aklıma gelenleri derleyip topladığım ve belki de çok uzun zaman önce yapmam gereken köyümün yazısını burada bitirirken, aslında anlatacak ne çok şey olduğunu da demeden geçemeyeceğim. Bazen güzellikleri anlatmak için kelimeler yetmiyor gerçekten. YAŞAMAK LAZIM klişe olsa da, Yalıköy’ de yaşamak ve doğanın sesini dinlemek lazım…

 

Gamze KIR SAPANCI & Akın SAPANCI

Instagram: @gamzenika

 

 

Gökçeada Kaleköy
FoodGenelKampTravel

GÖKÇEADA GEZİSİ

posted by gamzenika_admin 15 Temmuz 2020 0 comments

GÖKÇEADA SEYEHAT, KAMP VE LEZZET DURAKLARI

Mart ayından bugünlere kadar mücadele ettiğimiz Covid-19 sürecinde hepimiz çok bunaldık ve eminim hepimiz doğayı çok özledik. Kamp severler olarak en çokta, doğanın kucağında kamp yapmayı, yepyeni keşiflerle kucaklaşmayı özlemiştik. Gelgelim sokağa çıkma yasakları bitip, şehirlerarası ulaşım serbestliği de gelince düştük Gökçeada yollarına.

Çanakkale merkezden feribot ile 20 dakikada önce Kabatepe, ardından da 1,5 saat feribot yolculuğu ile adaya ulaşım sağlayabilirsiniz. Uzun bir yolculuk sonunda tüm ihtişamı ile Gökçeada karşınızda.

Türkiye’nin en büyük adası olan Gökçeada, keçileri, oğlakları, bakir koyları ve turkuaz rengi denizi ile inzivaya çekilmek için birebir. Üstelik sualtı milli parkı olan bir ada ve adeta bir akvaryumda yüzüyor olacaksınız. Güneşin en yavaş ve en güzel battığı yer olan Gökçeada çok keşfedilmemiş masum bir güzellikte doğallığını koruyor.

Seyahatimiz boyunca öyle doğal bir yaşamın içinde bulduk ki kendimizi, yaşanan karantina günleri üzerine doğal bir meditasyon etkisi yarattı. Günbatımı izlerken denizde beliren yunus sürüsü, yolda giderken yeşile atlayan sincap, en bakir koyda yüzerken tepede zıp zıp zıplayan tavşan, her an bir şeyler yemek isteyen oğlaklar, ailemizin birer üyesi olmuş keçiler, paletimizi kaçırmaya çalışan ahtapot… Sanırım Gökçeada’nın tüm doğallığını özetlemiştir.

Şimdi keşif zamanı…

GÖKÇEADA RUM KÖYLERİ

Gökçeada gezinizde, mistik havaları ve muhteşem manzaraları ile Rum Köyleri’ne mutlaka yer verin. Eski zamanlarda korsan saldırılarından korunmak için tepelere kurulan köylerin manzaraları oldukça güzel. Bununla birlikte bazı köylerde evler toprak rengi olduğundan uzaktan bakıldığında ürpertici bir manzara göze çarpıyor.

Dereköy: Cumhuriyet döneminde 2000 hanede yaşayan halkı ile Türkiye’nin en büyük köyü olarak kayıtlara geçmiş olan Dereköy’de bugünlerde 150 hane var. Dereköy’ün en dikkat çekici yanı ise, uzaktan bakıldığında içinizi ürperten toprak rengi terk edilmiş evleri. Vakti zamanında korsan istilasından korunmak için tepelere yapılan toprak rengi evler, bugünlerde ziyaretçilerin dikkatini çekiyor. Köy içinde bulunan büyük çamaşırhane mutlaka görülmeli.

Zeytinli Köyü: Aranavut kaldırımlı sokakları, tarihi taş Rum evleri, pembe beyaz zakkum çiçekleri ve mis gibi kokusu ile adını zeytinliklerden alan Zeytinliköy’de keyifli zaman geçirebilrisiniz. Rum Ortodoks Kilisesi Patriği Bartholomeos Zeytinliköy’de doğmuş. Zaman zaman köydeki evine geldiği ve burada kaldığı söylentiler arasında. Şirin kafeleri ve restoranları içinde barındıran Zeytinliköy’de meşhur dibek kahvesi içmeden ve damla sakızlı muhallebi yemeden dönmeyin

Eski Bademli Köyü (Gliki): Konumu ve etkileyici manzarası ile adanın balkonu olarak anılan ve adını çevresinde yer alan pek çok badem ağacından alan Bademli adanın en küçük köyü. Toplu taşımanın olmadığı ve çok dik bir yokuşla varabileceğiniz Bademli, korumaya alınmış bir sit alanı. Köyde az da olsa Rum vatandaşı yaşıyormuş ve hatta muhtarı da Rum vatandaşı. Köyün tek kahvesi de bir Rum tarafından işletiliyor. Yunanistan’da yaşayan eski sakinler yazın Bademli ‘ye geldiğinde köy daha canlı bir hal almaktaymış.

Kaleköy: Adını, tepede bulunan virane kaleden alan Kaleköy, denize kıyısı olan tek yerleşim yeri. Sahilde bazı mekânlar, balıkçı tekneleri ve eski küçük liman bulunuyor. Kaleköy’de muhteşem günbatımları izleyebileceğiniz manzara noktaları bulunuyor. Hem restoran hem de seyir tepelerinden en güzel gün batımlarını izleyebilirsiniz.

Tepeköy: Adından da anlaşıldığı üzere, Rum Köyleri içerisinde en tepeye kurulmuş olan Tepeköy, Arnavut kaldırımlı sokakları, çiçek kokuları ve adayı tepeden gösteren manzarası ile şirin bir Rum Köyü. 1960’lı yıllarda 1200 nüfusa sahip olan köyde şu anda yaklaşık olarak 50 hane yaşıyor. Her yıl 15 Ağustos tarihinde düzenlenen Meryem Ana Panayırına da ev sahipliği yapan Tepeköy, panayır zamanı çok hareketli oluyormuş. Meydanlarda kocaman kazanlarda pişen yemekler ve dans gösterileri ile görülmeye değer bir panayır olduğu söyleniyor.

Tepeköy’ün en önemli mekânı ise Barba Yorgo’nun şarap mahzeni ve açık hava tavernası. Taverna girişinde bulunan ve Barba Yorgo’nun dilinden düşmeyen dizeler ise bizi çok duygulandırıyor;

“İki yabancı gibi karşılıklı iki yakada,
Uzo ve rakı ile dumanlı kafaları,
Dillerinde aynı şarkı dudaklarında aynı tebessüm,
Kim inanır ki dost olmadıklarına…”

GEZİLECEK YERLER

Aya Marina Kilisesi: Mustafa’nın Gayfesi’nde keyfinizi yapıp, hemen içerisinden geçebileceğiniz kiliseyi de görebilirsiniz. Bahçede bulunan çanı, çiçekli bahçesi ile hemen yanı başınızda.

Kokina Kaya Mezarları: Koyları keşfederken daha önceki araştırmalarımıza istinaden bilip görmek istediğimiz Kokina Kaya Mezarlarına ait biz herhangi bir tabela göremedik. Adanın güneyinde bulunan ve birbirine bitişik halde, arazinin ortasında duran 2 mezar sanki uzaydan fırlatılmış gibi ilginç. Etrafında herhangi bir eski yerleşime rastlanmamış mezarlar büyük bir kayaya oyulmuş ve hangşi döneme ait oldukları da bilinmiyor. Kapakları olmayan mezarların kapakları söylentiye göre 80 metre ilerisinde bulunmuş.

Tuz Gölü: Aydıncık ve Kefaloz plajının ortasında yer alan Tuz Gölü, her iki plajdan rüzgârın yığdığı kum seddinin ortasında oluşmuş. Gölün derinliği ortalama 1 metre. , genişliği 1 km. Suya girdiğiniz sürekli diz hizasında ilerliyorsunuz ve su oldukça sıcak. Yer yer çamurdan dolayı batışlar da yaşanıyor. Tuz Gölü tamamen deniz suyu ve yağmurlarla oluşuyor.
Yazın buharlaşan gölün üstü beyaz tuz tabakasıyla kaplanıyor. Ve adanın ve kuşların tuz ihtiyacı da buradan sağlanıyor. Çok sayıda su kuşu türüne ev sahipliği yapan gölde, flamingo, angıt, suna, ördek türleri, yağmurcun türleri, kum kuşu türleri, martı türleri ve öcüler gibi 80 kuş türü tespit edilmiş.
Gölden çıkan siyah çamur  bazı hastalıklara iyi geldiği düşünülerek turistler tarafından vücuda sürülüyor.  Yapılan analizlerde, içerisinde bol miktarda kükürde rastlanmış olup çamur kürü tedavisi yapıldığında, romatizma, sedef, kireçlenme gibi hastalıklara iyi geldiği görülmüş.

 

GÖKÇEADA KOYLARI ve KAMP ALANLARI

Gökçeada’da denizin keyfini çıkarmak istiyorsanız, burada bahsettiğimiz tüm koylarda en az bir kere denize girmeniz gerekir. Aksi halde gerçekten çok şey kaçırmış olacaksınız.

Gizli Liman: Türkiye’nin en batı ucu olan Gizli Liman Avlaka Burnu, gün batımı seyir noktalarından bir tanesi. Gökçeada’da çamlık orman görebileceğiniz hemen hemen tek nokta diyebiliriz. Ada genelinde serbest hayvancılığın yaygın olması ve keçilerin serbestçe doğada dolaşması nedeni ile ağaç görmek çok mümkün değil. Gizli Liman bölgesinde, plajın arkasında bulunan ormanlık alanda piknik ve kamp imkânı bulabilirsiniz. Ateş yakmak kesinlikle yasak. Plajda bulunan işletmelerde WC ve duş imkânları mevcut. Gizli Liman rüzgârı ve dalgası ile meşhur. Doğası ve manzarası ile denize girilebilecek güzel koylardan bir tanesi.

Marmaros: Dereköy’ü geçtikten sonra sağa saparak 7 km’lik taşlık bozuk bir yoldan ilerleyerek Marmaros’a ulaşabilirsiniz. 7 km kısa gibi görünse de yolun bozuk olması sebebi ile hem tozlu hem de zorlu geçiyor. Yol bittikten sonra ise sonu adeta bir cennet. Adanın ender ağaçlık alanlarından biri olan Marmaros koyunda pek çok alanda kamp yapabilirsiniz. Ağaçlık alanlar tercih edebilir bunun yanı sıra taşlık plajda da çadır kurabilirsiniz. Gökçeada’nın en doğal plajlarından biri olan Marmaros’ta 1 saatlik bir yürüyüş ile Marmaros Şelalesini de görebilirsiniz.

Yıldız Koyu: Gökçeada Sualtı Milli parkı’nın içinde yer alan Yıldız Koyu, sanırım adını da buradan alıyor. Yıldızlı güzellikte bir koy. Şnorkelsiz yüzmenizi önermiyoruz. Sualtını rahatlıkla izleyip, balıklarla yüzeceksiniz. Milli Park olmasından dolayı avlanma yasağı var ve bu sebeple balıklar da kaçmıyor. Yıldız koyunda kamp yapmak isterseniz, bir tesis mevcut fakat plajın arkasında yer alıyor. Deniz manzarası görünmeyen bir alan. Ücretli bir tesis olan kamp alanında, ortak alanlar ve otopark mevcut.

Mavi Koy: Yıldız Koyu’ndan kayalıklara tırmanıp, epey bir yol yürüdükten sonra ulaşabileceğiniz cennet bir koy burası. Araç ile belli bir mesafeye kadar gidebiliyrosnuz. Bu sebeple tercih edilmiyor ve dolayısıyla da kalabalık olmuyor. Mavi Koya giden yolda yüzlerce kelebek görüp, çiçeklerin üzerinde dans edişlerini izlemiştik. Sanırım hayatımda doğal olarak o kadar fazla kelebeği bir arada hiç görmedim. Mavi koyda kamp yapmak isterseniz herhangi bir tesis bulunmuyor. Serbest olarak beğendiğiniz bir alana kamp atabilirsiniz. Yaşanan yangın sebebi ile alanın bir kısmına giriş kapatılmış durumda. Buna göre keşif yapılarak tercih edilmeli.

Kuzu Limanı Plajı: Feribot iniş noktasında görünen yaklaşık 2-3 km uzunluğundaki plaj içerisinde 3-4 tane tesis bulunuyor. Şezlong, şemsiye ve yeme içme ihtiyaçlarınızı tesislerde giderebilirsiniz. WC ve otopark imkânı bulunuyor.

Laz Koyu: Gökçeada’nın güney kıyısında bulunan ufak ve şirin bir koy olan Laz Koyu, kahverengi tabelasını takip edip gittiğinizde seyir tepesinden muhteşem manzarayı görmenize vesile olacak. Koyda bir tesis mevcut. Şemsiye ve şezlong kiralayabilir, yemek yiyebilirsiniz. Laz Koyu’nun en önemli özelliği ise kuzey rüzgârı ne kadar kuvvetli olursa olsun, Laz Koyu süt liman. Dalgasız sakin bir deniz istiyorsanız Laz Koyu tercihiniz olsun.

Uğurlu: Uğurlu, merkezden 25 km uzakta ve adanın en batısında bulunan köy. Uğurlu Köyü’nün bir limanı var. Güney kıyısındaki tek liman olan Uğurlu Limanı, zamanında Gökçeada-Limni (12 mil) arasında gelip gidecek feribotlar düşünülerek yapılmış. Şimdilik proje rafa kalksa da, her an gerçekleşebilecek bir proje. Şu anda limana büyük balıkçı tekneleri sığınıyor, adalılar balık tutuyor. Her iki tarafından denize giriliyor.
Adanın denize girilecek en güzel koyu Gizli Liman, Uğurlu’ya çok yakın. Cennet gibi doğal plajdan yararlanmak isteyenler, Uğurlu’daki pansiyon ve otelleri tercih ediyorlar. Köyde genelde apart pansiyonculuk yaygın olmakla birlikte 3-4 otel de bulunuyor.
Merkezden en uzak köy olduğu için, köyde 4 bakkal, 2 kahve, 2 kasap, 3-4 restoran bulunuyor. Köylü pazarları da oldukça meşhur. Köylü tezgâhlarından alışveriş yaparak en doğal ürünleri tadabilirsiniz.

Aydıncık-Kefalos: 1200 metre uzunluğundaki plajı ve altın rengi kumu ile adanın en çok tercih edilen plajlarından bir tanesi. Plajda hem konaklama hem de restoran hizmeti veren bir işletme bulunuyor. Bunun yanında sörf dersi almak isterseniz pek çok tesiste imkân bulabilirsiniz. Merkeze 10 km uzaklıkta bulunan Aydıncık plajına yaz aylarında minibüs seferleri de düzenleniyor ve ulaşım kolaylıkla sağlanıyor.

GAGO Koyu: Kuzu limanının tepesinde dağlık ve zorlu bir yolda bulunan çok gizli bir koy olan GAGO koyu, herkesin girmesi mümkün olmayan cennet bir koy. İçerisinde bulunan organik tarım arazisi ile şahsa ait bir alan ve plaja inebilmek için zorlu dik bir keçi yolunu aşmanız gerekiyor. Araç ile plaj alanına girmeniz mümkün değil. Dolayısıyla tercih edilmeyen bir koy haline geliyor. Bunun yanı sıra muhteşem günbatımları izlemek ve dalış yapmak için eşsiz bir koy. GAGO koyunu bulabilmek ve burada kamp yapmak biraz cesaret işi. Eğer inzivaya çekilmek isterseniz de ihtiyacınız olan her şeyi alıp gitmelisiniz. Merkeze yakın olmasına rağmen zorlu bir yolu olması yorucu olacaktır.

GÖKÇEADA LEZZET DURAKLARI

Barba Hristo, Zeytinliköy: Zeytinli Köyü’nde bulunan Barba Hristo’nun imza lezzeti, damla sakızlı muhallebi. Zeytinliköy ’de bir ara sokakta hizmet veren Barba Hristo Tatlıları Ada’nın en güzel damla sakızlı muhallebisini yapıyor. Barba Hristo 100’e yaklaşan yaşına rağmen küçücük ve tertemiz mutfağında eşiyle birlikte Gökçeada’ya özel bu enfes lezzet geleneğini sürdürüyor. Gelgelim biz bu lezzetten mahrum kaldık L Covid-19 sebebiyle, sınırların henüz açılmaması kaynaklı Rumlar henüz dönmemiş. Rum evlerinin pek çoğu kapı duvar. Gökçeada’ya tekrar gelmek için ne kadar iyi bir sebep J

Madam’ın Dibek Kahvesi, Zeytinliköy: Yine üzülerek, tadamadığımız ama Gökçeada için önemi büyük bir mekândan bahsetmek istiyorum. Virüs sebebi ile kapalı olan mekânın imzası Dibek kahvesi. Hikâyesi ise şöyle;

Babasından kalma kahvehaneyi 1970’i yıllardan itibaren işleten ve 2003 yılında vefat eden Madam Estratia’dan adını alan dibek kahvesi geleneği şimdilerde aileden 68 yaşındaki Urania Kutufo tarafından yaşatılıyor. Yunanistan başkenti Atina’da yaşamını sürdüren Kutufo, her sene yaz mevsiminin ilk günlerinde Gökçeada’ya gelerek adanın meşhur dibek kahvesini üretmeye başlıyor.

Bir dahaki sefere bu tarih lezzeti denemek için sabırsızlanıyoruz.

Yeşil Ev, Zeytinliköy: Zeytinli köy ziyaretimiz tek açık mekân olan Yeşil Ev’in tatlı sohbet işletmecilerini çok sevdik. Hem sakızlı muhallebiyi hem de dibek kahvesini burada denedik. İmza mekânlar ile kıyaslama yapamamakla birlikte hem mekân keyifliydi hem de tatlı ve kahve lezizdi. Zeytinliköy’de her yer kapalı olunca sığındığımız Yeşil Ev, büyük bahçesi ve üst tarafta yer alan oturma alanları ile oldukça keyifli bir manzaraya sahip. Uğramadan dönmeyin.

Mustafa’nın Gayfesi: Gökçeada’ya veda edeceksek çok güzel bir kapanış olmalı diye düşündük. Bunun için de güne muhteşem bir kahvaltı ile başlamamız gerekirdi. Her ne kadar virüs sebebi ile adanın boş olduğunu düşünüyor olsak da güne erken başlayıp saat 10:00’da Mustafa’nın Gayfesi’nde kahvaltı için hazırdık. İlerleyen dakikalarda iyi ki de erken geldik dedik. Sanki ada göründüğü kadar boş değilmiş dedirten bir kalabalık yaşandı.

Bununla birlikte, güleryüzlü personeli, hızlı ve temiz servisi ile çok memnun kaldığımız bir kahvaltı mekânı oldu. Sürekli çalan klasik Türk müzikleri, şahane manzarası ile keyifli bir kahvaltı ve sonrası kahve içme mekânı. Adaya özgü lezzetlerin buluştuğu Mustafa’nın Gayfesi’nde güzel bir kahvaltı ile güne başlayıp, manzaraya karşı mis gibi bir kahve içmeden dönmeyin.

Uğrarsanız bizi de hatırlayın.

 

Merkezi Pastanesi: Bir Gökçeada klasiği olan Efibadem Kurabiyesi yemek için merkezde bulunan Merkezi pastanesine mutlaka uğrayın. Pek çok tatlı çeşidi, dondurma ve hediyelik eşya satışı da yapılan Merkezi Pastanesinden Efibadem Kurabiyesi almadan dönmeyin.

Peki nedir Efibadem Kurabiyesi hikayesi? Ergin Çelik şöyle anlatıyor;

Küçüklüğümde ile başlayan bir ifadeyi süsler Efibadem. Geçmişte, özel günlerde Rum evlerine yapılan o güzel ziyaretlerin en tatlı ânı, önümüze serilen çeşit çeşit ikramlar olmuştur. Zaman geçse dahi, tat ne damağımdan ne de hafızamdan siliniyordu. Yoğun lezzeti ile boğazınızı sararak, yutkunduğunuzda tatlı bir his bırakıyordu geriye. Sıcaklığı ilk günkü gibi koruyordu yerini. Aklımdan düşmeyen bu tadı, günümüz ile buluşturmayı hedefledim.

Uzun bir yola atıldık. Yıllar birbirini kovalarken çeşitli tarifler denendi lakin o sıcaklık bir türlü düşmemişti damağıma. Çokça denemeden sonra bir arkadaşım Madam Efi’nin bu kurabiyeyi güzel yapabileceğini söyledi. Aradığımı bulduğum çocuksu bir heyecan ile Madam Efi’den kurabiyeyi yapmasını rica ettim. Onca deneme bir sonuç vermediğinden inancım ve umudum kalmamıştı. O an olur da yaparsa, onun adını vereceğimi söyledim. Madam ise, karşılığında iki tane şart sundu. İlki ürünü bozmamamız üzerineyken, ikincisi sürekli kontrol halinde olacağını söylemesiydi.

Fırından çıkan kurabiyeler ile buluştuğumda çocukluğuma sürüklenmiş ve bu sefer olduğu konusunda büyük bir heyecan ve sevinç duymuştum.

Sizler de bir kez bu tatları keşfettiğinizde, tekrar gelmek isteyeceksiniz çünkü:

“Ayaklar kalbin gittiği yere gider.”

Kaybolan Lezzet Efibadem.

İmroz Poseidon: Güneşin en yavaş ve en güzel battığı Gökçeada’nın manzarası en güzel noktası İmroz Poseidon dersek abartmış olmayız. Muhteşem günbatımı manzarası ve eşsiz lezzetleri ile İmroz Poseidon’u anlatmak imkânsız. Tüm güzelliklerin yanında, misafirperverlikleri, hizmetin hızlılığı, virüs döneminde alınan önlemler ile tercih edilecek bir mekân.

Buraya kesinlikle gün batımı izleyerek akşam yemeği keyfi yapmaya gidilmeli. Eşsiz bir günbatımı ile adeta büyüleneceksiniz. Kaleköy’de bulunan İmroz Poseidon, kayalıkların üzerine oturtulmuş iskeleler üzerine kurulmuş. Konsepti ve manzarası ile Gökçeada’nın vazgeçilmez mekânlarından bir tanesi. Manzara ve hoş müzikleri eşliğinde Gökçeada’nın keyfini doruklarda yaşayacağınız bir mekan.

Poseidon Restoran sadece akşam hizmet vermiyor. Öğle saatlerinde de zengin bir Gökçeada yemek masası kurmak için yine restoranı tercih edebilirsiniz.

Adanın doğal ürünlerinden yapılmış mezelerinden salatalarına, adada üretilmiş zeytinlerden adanın doğal zeytinyağına kadar Gökçeada’yı temsil eden harika bir mekân. Yemeğinize eşlik Ege manzarası ise yapmadan dönmeyin listemizin başında yer alıyor.

Uğrarsanız bizi de hatırlayın.

 

 

 

 

 

 

Yapmadan DÖN-ME-YİN!

İmroz Poseidon’da günbatımı izlemeden,

Marmaros koyunda trekking yapmadan,

Tuz Gölü’nde çamur banyosu yapmadan,

Efi Badem kurabiyesi yemeden,

Yıldız Koyu’nda balıklarla ve diğer deniz canlıları ile yüzmeden,

Laz Koyunu seyir tepesinden görmeden,

Yıldız Koyunu seyir tepesinden göremeden,

Mustafa’nın Gayfesi’nde kahvaltı yapmadan ve kahve içmeden,

Muhteşem koylarını gezmeden DÖN-ME-YİN!

 

Gamze KIR SAPANCI & Akın SAPANCI

Instagram: @gamzenika

 

KampLife Style

AT YAYLASINA KAMP ATTIK!

posted by gamzenika_admin 2 Haziran 2020 0 comments

 

Genel Bilgiler ve Ulaşım

Yolculuğumuz Bolu Yedigöller için başlamışken, son anda karar değiştirip farklı bir rota keşfetmek üzere At Yaylasına doğru yol alıyoruz. Navigasyona yazdığımız anda karmaşık bir rota karşımıza çıkıyor. Keşke her karmaşık yol böyle güzel olsa. Birbirinden güzel köylerinden içinden geçip gidiyoruz. Bazen köylülere sorup bazen de yanlış sokaklara girip, sonunda At Yaylasına varıyoruz. Bir ormana bir de tepeye doğru ilerleyen yol üzerinden tepeye çıkıp, At Yaylasına yukarıdan bakıyoruz. Aşağıda bir gölet, çevresinde insanlar, gün batmak üzere. Orman tarafından girişte ise havanın yağışlı olmasından kaynaklı, çamurlu bir yol var. Aracınızın batmaması için dikkatli olmanızda fayda var. Dikkatlice orman yolundan göl kenarına doğru aracımızı park ediyoruz.

Biraz At Yaylası’ndan bahsedelim; At Yaylası Bolu’nun 10 km kuzeyinde 1150-1250 m yükseltide 1-2 km aralıklarla 7 adet yayladan bir tanesi. Özellikle kirazları ile ünlü olan bu yayla grubunun etrafında meyve bahçeleri vardır ve At Yaylası da adından anlaşılacağı üzere doğada serbest olarak bulunan atların uğrak yeri. At Yaylası’nda doğal yaşam süren 25-30 at olduğu söyleniyor. Bu atların gündüzleri, yaylada bulunan yapay gölete gelerek çeviresinde bir süre durdukları söyleniyor. Biz de çadırımızı kurarken, acaba ataları görür müyüz heyecanını içimizde yaşıyoruz.

Peki, At Yaylası Kamp Yapmak İçin Güvenli mi?

Gittiğimiz anda bizim gibi pek çok kamp severin orada olduğunu görünce güvenilirlik endişesi kafamızdan siliniyor. Hem yanımızda torunlarıyla piknik yapan ve mantar toplayan amca ile yayla hakkında bilgi almak hem içimizi rahatlatıyor hem de biraz tırsıyoruz. Bolulu amcamız, yaylada yaban hayatının aktif olduğunu ve gece sesli olmamamızı ve mutlaka ateş yakmamızı öneriyor. Hava kararmaya başlayınca da mantar toplama işlerini bitirip ailece yayladan ayrılıyorlar. Bu süreçte göl çevresinde bulunan tüm aileler birer birer gidiyor J Tabi biz de endişelenmeye başlıyoruz. Kulağımıza gelen tek ses, yaylaya ilk geldiğimizde baktığımız tepeden gelen bir grup sesi. Yüksek sesle müzik dinliyorlar ve anlaşılan baya eğleniyorlar. Günün sonunda hava kararınca sadece onlar ve biz varız J Bu bizim korkularımıza tuz biber oluyor J Açıkçası hiçbir kamp gecemizde bu kadar yalnız değildik. Çadır gözümüze bir korkunç geliyor. Akşam yemeği hazırlıkları, yemek faslı, ateş başı sohbet derken uykumuz bile yokken çadıra geçiyoruz. İtiraf edelim. Bir süre arabada da kalıyoruz J Aslında herhangi bir yabani hayvan ziyareti de yaşamadık ama endişeli bir gece geçirdik. Sabaha uyanıp, atları da görebilmek umudu ile uyuyoruz.

Güvenli mi sorusuna, yabani hayvanlar açısından ve çevrede başka kampçı olmaması açısından net bir cevap verememekle birlikte biz hiçbir sorun yaşamadık. Ama en korktuğunuz kamp geceniz hangisi derseniz de, şüphesiz, At Yaylası cevabını verirdik.

At Yaylası’nda atları görebilecek miyiz?

Hayvanlara ve özellikle de atlara olan düşkünlüğüm ve hayranlığım sebebi ile At Yaylasında doğada serbest atları görmek hayalimdi. Akşam vardığımızda gözümüz ormanın derinliklerinde hep bekledik ama gelmediler. Sabaha kadar korkudan uyuyamazken de sabah atlar gelirse bu kamp unutulmaz olur diye kendimizi teselli ettik J Ertesi gün, muhteşem gün doğumu, ormanda odun toplama, ateş yakma ve kahvaltı hazırlıkları derken kampın efsane anlarından biri olan kahvaltı keyfimiz sonrası gölet etrafında keyfimizi yaptık. Fakat ne gelen vardı ne giden.. Tam umudumuzu kaybettiğimiz anda, toplanıp gidecekken, ormanın derinliklerinden yeleleri rüzgarda havalanan 2 at çıkageldi.. Gölet etrafında kısa bir tur atıp, su içtiler.. Bize baktılar ve gittiler.. Bizim için mucizevi bir andı.. Ben hayatımda ormanda yaşayan serbest at görmedim.. At Yaylası’nın bizim için yeri bu anlamda ayrıdır. Sanki masal diyarından gelen gizemli 2 at vardı J Çok şanslıyızzzzzzzz.

 

Peki, At Yaylasında Neler Var Neler Yok?

  • Gölet etrafında özel konaklama tesisi, kamp tesisi gibi bir alan yok. Serbest bir kamp alanı. Ücretsiz. İstediğiniz en güzel yere çadırınızı atabilirsiniz.
  • Gölet etrafında herhangi bir alışveriş olanağı yok, alışverişinizi yukarı çıkmadan önce yapmanız gerekiyor.
  • WC, duş yok.
  • Çeşme ve temiz su yok, tedarikli olmanızda fayda var.
  • İnternet çekmiyor. Buraya gideceğiniz zaman mutlaka ailenize önceden haber verin. Ciddi bir endişelenmeye sebep olmayın.
  • Ateş yakma imkânınız var. Hatta civarda çok fazla odun bulma şansınız da var. Hem kendi odunlarımızı yaktık hem de sabah ormandan odun topladık.
  • Gölet etrafında ve ormanın derinliklerine inmeden yürüme imkânı var. Sabah ve akşam yürüyüş rotası yapabilirsiniz.

At Yaylası Kampında Neler Yapılır, Nelere Dikkat Etmeli?

  • At Yaylası kampında sadece kamp yapmakla yetinmeden, doğa ile baş başa muhteşem vakit geçirebilirsiniz. Gün batımında vardığımız yaylada hem gün batımı hem de gün doğumu muhteşem manzaraları görmenizi sağlıyor. Ormanın suya yansıması gibi harika doğallıklar sizi bekliyor.
  • Mevsim tercihiniz ilkbahar ve sonbahar olursa doğa sizi çok daha renkli karşılayacak unutmayın.
  • Mevsim ne olursa olsun, Karadeniz iklimi hâkim olduğundan ve yayla içinde yer alması nedeni ile özellikle akşam saatlerinde oldukça soğuk oluyor. Uyku tulumlarınızı ve kalın kıyafetlerinizi almayı unutmayın.
  • At Yaylası gölet çevresinde mutlaka yürüyüş yapın. Yürüyüşünüze çok derinliklere girmeden ormanı da eklerseniz muazzam bir doğa göreceksiniz.
  • At Yaylası çok bilinen bir Bolu yaylası değil. Bu sebeple de gündüze göre gece kimse yok diyebiliriz. Epey sakin bir kamp düşlüyorsanız, tercih edebilirsiniz.J
  • Yaptığımız yürüyüşlerde Bolu mantarına rastladık. Tabi mantarlar hakkında bilgisi sahibi değilseniz kesinlikle ellemeyin bile. Biz köylülerden yenilebilir olanları gördük fakat toplamadık.

 

Bir kamp rotasının keyfini doyasıya çıkardıktan sonra, sizden gelen sorulara da cevap olmasını temenni ettiğim mini kamp yazım sona eriyor.

Beni daha birçok fotoğrafımı takip etmek isterseniz;

Twitter: @sapancigamze

Instagram: @gamzenika

Photo By: @akinsapanci

Sevgiler,

Gamze KIR SAPANCI & Akın SAPANCI

 

 

 

 

 

Life StyleTravel

Murdala Koyu’na Kamp Attık!

posted by gamzenika_admin 21 Temmuz 2019 0 comments

Murdala Koyu

Bizim için Datça’da kamp yapmayı özel kılan, geçen sene keşfettikten sonra tam 9 ay boyunca tekrar gidebilmenin hayalini kurduğumuz Murdala Koyu. Datça Köy keşfimizde bir büfeden alışveriş yaparken, Datça haritasını görüp, en nadide ve bakir koylar üzerinde inceleme yaparken gözümüze ilişen Murdala Koyu’na, büfe sahibinin de tavsiyesi ile gitmeye karar veriyoruz. Hatta şöyle ki; kamp eşyalarımızı Palamutbükü’nde bırakıp, Murdala’ya doğru yola koyuluyoruz 🙂

Murdala Koyu’na ulaşım çokta kolay değil. Cumalı Köyü’ne( Yazı Köyü öncesinde) doğru yola çıkın, karşınıza çıkan su sarnıcından sağa doğru beliren Murdala tabelasını takip edin. Yaklaşık olarak 9/10 km’lik bir taşlık yolu 45 dakikada bitirip Murdala Koyu’na varmış olacaksınız. Ulaşımın biraz güç olması nedeni ile birbirine bağlanan bayram tatillerinde bile pek çok yere göre nefes almak için ideal bir koy. Karşınıza çıkan turkuaz deniz, yeşillikler arasına gizlenmiş bir cennet. Sanki hiç keşfedilmemiş gibi tertemiz, bakir bir koy..

Murdala Koyu'nun Turkuaz Suyu

Murdala Koyu’nun Turkuaz Suyu

Murdala’da Kamp Yaparken Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar;

  • Çadırınızı kuracağınız alan için plajda bulunan ağaç gölgelik alanları tercih etmelisiniz. Aksi halde öğle sıcağına çok maruz kalabilirsiniz.
  • Çadır kurduğunuz alana mutlaka masa ve sandalyelerinizi de kurarak, mutfak gibi bir alan oluşturun. Öğle saatlerinde gelen günübirlikçiler her yeri zapt edebiliyorlar.
  • Murdala Koyu’nda kamp yapmak serbest olduğu gibi, Murdala’da yaşayan az sayıdaki halk kampçılara çok alışık. Hatta biz gittiğimizde Almanya’dan karavanı ile gelmiş ve 10 gündür 3 çocuğu ile kamp yapan güzel bir aile ile karşılaştık. Hem hiç bilinmiyor hem de bilen iyi biliyor yani.
  • Ateş yakmak doğaya zarar verilmediği takdirde serbest. Ateş yakmak için asla plajda bulunan ağaçları kesmiyoruz. Sahilde ufak bir tura çıktığınızda, yakacak çok miktarda odun bulmanız mümkün.
  • Murdala Koyu her ne kadar Datça ve köylerine uzak olsa da küçük bir işletmesi var. Sema ablanın işlettiği mini restoran/otel, hem yeme içme hem de konaklama hizmeti sunuyor. Bunun yanında duş ve WC ihtiyaçlarınızı da burada karşılayabilirsiniz.
  • Bir diğer seçenek ise Kadir’in Yeri, burada hem şezlong hem de yeme içme ihtiyaçlarınızı karşılayabilirsiniz. Fakat biz Murdala’da kendi yemeğinizi kendiniz yapmanızı öneririz. En güzel mutfak kamp mutfağı olacaktır.
  • Plajı taşlık olan Murdala’da deniz kumluk. Ve adeta bir akvaryum .
  • Balık tutmak isteyenler için, plajın sağ tarafında kalan kayalık alanlar veya kano ile biraz daha açıklarda imkân var. Günlük balığa çıkanların gayet mutlu döndüklerine şahit olduk. Biz denedik ama 1 taneden fazlasını tutamadık .
Balık Tutmaya Giderken :)

Balık Tutmaya Giderken 🙂

  • Murdala Koyu sadece denizi ve kamp alanı ile değil, aynı zamanda Türkiye’nin en uzun yürüyüş rotası olan Karia yolu ile de meşhur. Karia yolunun bir bölümü Murdala’dan geçiyor. Trekking sevenler için harika bir fırsat. Aldığımız bilgiye göre trekking yapanlar Murdala’da konaklamadan yollarına devam etmiyorlarmış.
  • Murdala’nın bir diğer avantajı da plajın haricinde 2 farklı koyunun da bulunması. Biz küçük bir doğa yürüyüşü yaparak diğer koylarını da keşfettik. Macera arayanlar bu koylara yüzmeye gelebilir. Hem yürüme mesafesi hem araçla gidilebilen yolları mevcut. Envai çeşit çiçek ve rengarenk kelebekler eşliğinde güzel bir gezinti olacaktır, şiddetle tavsiye derim. Masamızdaki mor çiçekler ve papatyalar bu geziden.
  • Aracınızı rahatlıkla kamp alanına yakın mesafede park edebilirsiniz. Yol kumluk olduğundan çok fazla toz oluyor.
  • Sinek, haşere vb. sıkıntılar mevcut değil. Yabani hayvan ile ilgili de herhangi bir sorun yaşamadık.
  • Güvenlik açısından bizim yaşadığımız bir sorun olmadı. Sahilde 2 prefabrik ev ve 1 işletme mevcut. Bunun dışında karayollarına ait Kar-Dat sitesi de Murdala Koyu’nda yer alıyor. Burada yaşayan pek çok aile var. Dolayısıyla tamamen izole bir alan değil.
  • Akşam saatlerinde elektrik kesintileri yaşandığından karanlık oluyor. Dolunaya denk gelirseniz ala… İnanılmaz ay doğumu ve dolunay yansımaları izleyebilirsiniz.
Kamp Ateşi Olmazsa Olmaz

Kamp Ateşi Olmazsa Olmaz

Murdala’da gün doğumu- gün batımı izlemeden, balık tutmadan, trekking yapmadan dönmeyin. Turkuaz sularında yüzerken bizi de hatırlayın.

Gamzenika Kamp Mutfağı

Kamp hayatının olmasa olması ise kampta yapılabilecek pratik yemekler oluyor. İlk kez kamp yapacaklar için, özellikle serbest kamp alanlarını tercih edecek olanlar adına birkaç tavsiyede bulunmak isteriz,

Kamp yapacağınız alana gitmeden önce mutlaka ihtiyaç listenizi oluşturup, gerekli hazırlıklarınızı yapmalısınız.

Yemek masası ve sandalye en önemli ihtiyacımız.

Yiyeceklerimizi korumak için mini bir buzdolabı da olmazsa olmazlar arasında. İster buz akülü ister araç şarjlı, buzdolabı çok önemli. Burada vereceğimiz en önemli tavsiye de dolap içerinde muhafaza edilen ürünleri donuk tercih ederseniz süreyi uzatırsınız.

Kahvaltılık malzemelerin pek çoğu buzdolabı olmadan da saklanabilecek ürünler. Bu sebeple kahvaltı ürünleriniz mutlaka alışveriş listenizde bulunsun. Bizim de kamplarda en çok tercih ettiğimiz, muhteşem kahvaltı sofraları oluyor.

Yemek yiyebileceğiniz her türlü ekipman ( tabak, çatal, kaşık vb.) yanınızda olması gerekir.

Ateş üstü ocak, ateş üzerinde yapacağınız her türlü tencere tava yemeklerinde pratiklik sağlayacaktır.

Ateş yakamayacağınız kamp alanlarında kullanmak için kamp tüpünüz mutlaka yanınızda olsun.

Bol miktarda içme suyu aracınızda stoklu olsun ki, uzak kamp alanlarında mağduriyet yaşamayın.

Her türlü kuru gıda kamp tatillerinin vazgeçilmezidir. Hiç bozulmadıklarından dolayı, acil durumlarda çok iş görürler ve mutlu ederler J

Makarna, kahve çeşitleri, noodle, hazır çorba, konserve gıdalar yanınızda olması gereken hayat kurtarıcılar.

Bizim Datça kampı boyunca Gamzenika Mutfak’ta yaptığımız yemekler, her sabah mükellef bir kahvaltı, 2 biberli tavuk sote, sade makarna, közde patlıcan/biber, kaşık salata, karışık ızgara oldu. Kamp hayatında ateş yakmak çok daha basit olduğundan özellikle ızgara çeşitlerini tercih edebilirsiniz. Bunun yanında, sürekli yanan bir ocak, üzerinde kaynayan bir su ve sürekli çay kahve demektir J Tatil gibi tatil J Ateşiniz bol, yemekleriniz keyifli olsun J

Datça seyahatimizde bir diğer önerimiz ise bazı kahvaltı mekânları olacak, her yıl gittiğimiz bu mekânları da yazmadan edemeyeceğim 🙂 Kahvaltı mekan önerilerimiz için http://Tıklayınız.

 

Gamze KIR SAPANCI & Akın SAPANCI

Instagram: GamzenikA

 

FoodLife StyleTravel

Datça Kamp Alanları

posted by gamzenika_admin 21 Temmuz 2019 0 comments

Kamp hayatına ilgimiz başladığından bu yana nerede kamp yapılır soruları kafamızda dolanıyor. Ama çoğu zaman bu soruya cevap alamıyoruz. Hatta pek çok araştırma yapıp, hazırlıklı gitmek konusunda diretsek bile, özellikle kamp ile ilgili çok fazla bilgi sahibi olamadan yollara düşüyoruz. Datça ise tanıştığımız ilk günden beri hayran olduğumuz, tüm koylarını üşenmeden 2 güne sığdırdığımız ve sonrasında alelacele yurt dışına balayına gittiğimiz, bu sebeple de tekrar geleceğiz dediğimiz ender yerlerden bir tanesiydi. Hal böyle olunca 2 sene sonunda tekrar Datça yollarına düştük. Hem de bu kez kamp kafasıyla J Az önce de bahsettiğim üzere, Datça için kamp alanlarından çok bahseden olmamış. Buna rağmen biz çadırımızı aldık ve bir cesaret gittik. İyi ki de gitmişiz. Şimdi sizlere Datça’da nerede kamp yapılır? Datça kamp alanları güvenli midir? Datça’da kamp yapmak için ne kadar hazırlıklı olmalıyız? Sorularına tek tek cevap veren kamp alanlarından bahsedeceğim. Buyurun böyle J

Bördübet Koyu, Marmaris/Datça

Muğla/Marmaris yolu sonrasında Datça’ya doğru ilerlerken sağ yola girip ormanlık bir yoldan devam ettiğinizde sessiz sakin Bördübet Koyu’na ulaşacaksınız. Bördübet Koyu Marmaris’e bağlı olmasına rağmen, Datça yolu üzerinde olması nedeni ile keşfettiğimizden Datça Kamp alanı listemizde yer veriyoruz.

Bördübet’te Kamp ile ilgili Bilinmesi Gerekenler:

  • Bördübet’e gün batımında ulaşıyoruz ve bu da muhteşem bir gün batımı izlememize vesile oluyor. Yeşil ile mavinin buluştuğu Bördübet doğayı seven tatilciler için paha biçilmez bir tercih.
  • Bördübet’te kamp atmak, pek çok serbest kamp alanına göre avantajlı. Ulaşımı çok kolay değil, orman içinden gidiliyor. Fakat yolun doğa ile iç içe oluşu muhteşem.
  • Bördübet’te ne var ne yok derseniz, hiçbir şey yok J Şehir hayatından uzak, adeta hayatta kalma mücadelesi verebileceğiniz bir yer burası J
  • Ateş yakmak serbest. Hem doğal ateş hem tüp kullanımı serbest bir şekilde sağlanabiliyor. Temkinli kullanım ile ateş yakabiliyorsunuz.
  • Kamp alanına inen yol çok dik ve taşlı, uygun ayakkabınız olması gerekiyor.
  • Deniz kenarı kumsal/taşlık, deniz inanılmaz temiz.
  • Su altı fotoğrafları için çok ideal bir koy. Suyunun berraklığı işinizi kolaylaştıracak. Hem deniz hem orman doğası ile muhteşem bir fotoğraf rotası J
  • Çadırınızı kumsala kurmak şahane ama bunun sabahı da var tabi J Sabah güneş tepenizde uyandığınızda hiç sevimli olmuyor. Erken uyanmak için ise çok iyi taktik J Çadırınızı ağaçlık alanlara kurmanız öğlen denize girip gölgede kalmak ve yemek yerken gölge alanda olmak açısından faydalı. Bu ihtiyacınızı da karşılayacak ağaçlık alan mevcut.
  • Yabani hayvan, hatta sinek, böcek sorunu da yok denecek kadar azdı.
  • Güvenlik konusunda sorun yaşamadık. Merkeze yakın olmamasına rağmen etrafınızda da kamçılar olması rahatlatıyor.
  • Çok yakın çevresinde alışveriş imkânınız olmadığından, Marmaris merkezden alışveriş yapıp geçmeniz faydalı olacaktır. 

Kargı Koyu

Kamp yaparım ama merkeze de yakın olmayı severim diyorsanız Datça’da Kargı Koyu sizin bu isteğinize cevap veriyor olacak. Fakat şu detayı da belirtmek isterim. Kargı Koyu merkeze 10 dakikalık, hem halk plajı hem de tesisli plajı olan bir koy. Dolayısıyla özellikle gündüz saatlerinde oldukça kalabalık oluyor. Biz gece kampımızı koyda bulunan tek ağaç altına kurmamıza rağmen sabah güneşine de maruz kaldık. Ayrıca ağaç altı müdavimleri geceden masa sandalye bırakıp yerini de rezerve ediyor J Sabah uyandığınızda erkenden yer kapmaya çalışan insanları görünce şaşırmayın. Çadırınızı toplayın yeter J Devam eden saatlerde çadır ile devam edemezsiniz J Gün sonunda plaj yine bomboş olacak ve çadır hayatına geri dönebileceksiniz.

Kargı Koyu’nda Kamp ile ilgili Bilinmesi Gerekeneler:

Kargı Koyu’na ulaşım çok kolay, Datça merkeze geldikten sonra Kargı Koyu tabelasını takip edip 10 dakikada rahatlıkla ulaşabilirsiniz.

  • Otopark mevcut. Gece gittiğinizde otopark ücreti de yok. Gündüz nasıl bir sistem ilerliyor bilemiyorum ama çok cüzi bir otopark ücreti vardı.
  • 1 TL ile çalışan duş var J Denizden çıkınca tuzlu olmayı sevmiyorum diyorsanız harika.
  • Hemen yanında bulunan işletme dolayısıyla WC ve yeme içme imkânı da bulunuyor.
  • Şezlong, şezlong minderleri ve şemsiye mevcut. İşletmeden kiralayabilirsiniz
  • Kumsal değil taşlık alan, fakat merkezi olmasına rağmen suyun dibi gözüküyor. Adeta bir akvaryum.
  • Çok merkezi olması sebebiyle sürekli Jandarma kontrolü var. Güvenlik konusunda içiniz rahat olsun. Gece hiçbir sorun yaşamadık.
  • Ateş yakmak yasak. Merkezi bir lokasyon olduğundan ihtiyaçta duyulmuyor.
  • Az da olsa sinek sorunu var. Çok rahatsız etmediler ama olmasalar olurdu.
  • Sabah uyanır uyanmaz 2 adım atıp denize gireceğiniz keyifli bir yer J Deniz ise muhteşem. Böyle merkezi bir alanda bu kadar temiz su bulabildiğimize şaşırıyoruz.

Her sene mutlaka Kargı Koyu’na uğruyoruzJSize de tavsiye ederiz J

Palamutbükü Akvaryum Koyu (Gerence Koyu)

Sanırım Datça’da Palamutbükü’nü bilmeyen yoktur. Datça’nın en çok bilinen koylarından bir tanesi. Bir diğer adının akvaryum koyu olması şüphesiz, dibinde balıkları görünen turkuaz sularından geliyor. Datça halkı Gerence Koyu olarak da bahsediyor. Çamlık bir alan içerisinden, biraz bozuk bir patika ile Palamutbükü koyuna inebiliyorsunuz. Burada kamp yapmak isteyenler ise, yine çamlık alan içerisinde denizin üst kısmında kalan alanda çadırlarını kurabilirler. Dönemsel olarak öyle kalabalık oluyor ki, burada kamp kurma fikrinden vazgeçebilir ve yeni arayışlara da girebilirsiniz. Fakat ne kadar kalabalık olursa olsun, turkuaz suyundan bir şey kaybetmeyen akvaryum koyunda deniz gözlüğünüzle yaptığınız amatör dalışlarda size muhteşem güzellikler sunacak.

Palamutbükü’nde Kamp ile ilgili Bilinmesi Gerekeneler:

  • Ulaşım Datça merkezden yarım saat süren bir koy yolculuğu ile sağlanıyor. Merkeze çok yakın olduğu söylenemez. Dolayısıyla tüm ihtiyaçlarınızı önceden karşılamanız sizin için faydalı olacak.
  • Palamutbükü’nde kamp yapanlar bilirler. Burada kamp kurulmaz diye pek çok söylenti mevcut. Hatta jandarmalar çadırları toplattı diye de söylendi. Bizim tecrübe ettiğimiz ise jandarmanın akşam rutin bir kontrol yapıp iyi bayramlar dilemesi oldu. Çadırların toplatıldığı falan yok. Tabi gelecek yıl durum ne olur bilemem. Kamp alanlarının birer birer özelleştirilmesi genellikle insanların hor kullanmasından kaynaklanıyor. Bizler ne kadar dikkat edersek serbest kamp alanları ve bakir koylar bizi bekliyor olacak. Doğayı koruyalım J Bu güzelliklerden de mahrum olmayalım.
  • Ormanlık alan olmasından dolayı otopark yok. Çadır kurulum alanlarını zapt etmeden araçlarınızı park edebilirsiniz. Bazı insanlar maalesef kendini evinde hissedip çadırlarının hemen yanına araç park etmek istediğinde, işlerin rengi epey değişiyor J
  • Çadır kurulan alanda WC ve duş imkânı yok. Bol bol su doldurup ihtiyaçlarınızı karşılayabilirsiniz. Fakat koya yakın yerleşim merkezinde duş ve WC ihtiyaçlarınızı giderebilirsiniz.
  • Plaj serbest bir alanda. Herhangi bir işletme bulunmuyor. Bu sebeple şezlong imkânı da yok. Kumsal değil, taşlık alan.
  • Taşlık alan olmasından dolayı deniz ayakkabısı almayı unutmayın aksi halde ayaklarınız çok acıyacaktır.
  • Güvenlik anlamında herhangi bir sıkıntı yaşanmıyor. Jandarma kontrolleri de etkili. Hemen yanında bulunan Palamutbükü’nün de etkisi çok fazla. Orada süren merkezi hayat şehre yakın hissiyatı veriyor.
  • Sinek sorunu yok denecek kadar az. Yabani hayvan sorunu da görünürde mevcut değildi.
  • Palamutbükü sualtı fotoğrafları için çok keyifli. Kaya diplerinde rengârenk canlılarla karşılaşabilirsiniz.
  • Ateş yakmak yasak. Kontrol sebepleri de bu sebeple oluyor.
  • Çok yakın çevresinde alışveriş imkânı var, Palamutbükü plajında pek çok restoran ve alışveriş yapılacak büfe, bakkal mevcut.
  • Gündüz deniz ve kamp keyfi sonrasında akşam yemeği için deniz kenarında bulunan restoranları tercih edebilirsiniz.

Murdala Koyu

Murdala Koyu’nda Çiçekler Açınca

Bizim için Datça’da kamp yapmayı özel kılan, geçen sene keşfettikten sonra tam 9 ay boyunca tekrar gidebilmenin hayalini kurduğumuz Murdala Koyu. Datça Köy keşfimizde bir büfeden alışveriş yaparken, Datça haritasını görüp, en nadide ve bakir koylar üzerinde inceleme yaparken gözümüze ilişen Murdala Koyu’na, büfe sahibinin de tavsiyesi ile gitmeye karar veriyoruz. Hatta şöyle ki; kamp eşyalarımızı Palamutbükü’nde bırakıp, Murdala’ya doğru yola koyuluyoruz J

Murdala Koyu’na ulaşım çokta kolay değil. Cumalı Köyü’ne( Yazı Köyü öncesinde) doğru yola çıkın, karşınıza çıkan su sarnıcından sağa doğru beliren Murdala tabelasını takip edin. Yaklaşık olarak 9/10 km’lik bir taşlık yolu 45 dakikada bitirip Murdala Koyu’na varmış olacaksınız. Ulaşımın biraz güç olması nedeni ile birbirine bağlanan bayram tatillerinde bile pek çok yere göre nefes almak için ideal bir koy. Karşınıza çıkan turkuaz deniz, yeşillikler arasına gizlenmiş bir cennet. Sanki hiç keşfedilmemiş gibi tertemiz, bakir bir koy..

Murdala’da Koyu’ nda Kamp ile ilgili Bilinmesi Gerekenler;

Murdala Koyu’nda kamp yapacaksanız öncelikli olarak şehirden çok uzak bir noktada olacağınızı göz önünde bulundurun ve buna göre A’dan Z’ye her konuda tedarikli olun.

  • Çadırınızı kuracağınız alan için plajda bulunan ağaç gölgelik alanları tercih etmelisiniz. Aksi halde öğle sıcağına çok maruz kalabilirsiniz.
  • Çadır kurduğunuz alana mutlaka masa ve sandalyelerinizi de kurarak, mutfak gibi bir alan oluşturun. Öğle saatlerinde gelen günübirlikçiler her yeri zapt edebiliyorlar.
  • Murdala Koyu’nda kamp yapmak serbest olduğu gibi, Murdala’da yaşayan az sayıdaki halk kampçılara çok alışık. Hatta biz gittiğimizde Almanya’dan karavanı ile gelmiş ve 10 gündür 3 çocuğu ile kamp yapan güzel bir aile ile karşılaştık. Hem hiç bilinmiyor hem de bilen iyi biliyor yani J
  • Ateş yakmak doğaya zarar verilmediği takdirde serbest. Ateş yakmak için asla plajda bulunan ağaçları kesmiyoruz. Sahilde ufak bir tura çıktığınızda, yakacak çok miktarda odun bulmanız mümkün.
  • Murdala Koyu her ne kadar Datça ve köylerine uzak olsa da küçük bir işletmesi var. Sema ablanın işlettiği mini restoran/otel, hem yeme içme hem de konaklama hizmeti sunuyor. Bunun yanında duş ve WC ihtiyaçlarınızı da burada karşılayabilirsiniz.
  • Her ne kadar Murdala’da alışveriş yapılabilecek bakkal vb. imkânlar olmasa da Sema Hanım’ın Cumalı köyü’nde bulunan oğlu, her sabah sitenin ve kampçıların ihtiyaçlarını karşılayabiliyor. Ekmek, su ve aklınıza gelebilecek her türlü ihtiyacınız için iletişimde olabilirsiniz.
  • Bir diğer seçenek ise Kadir’in Yeri, burada hem şezlong hem de yeme içme ihtiyaçlarınızı karşılayabilirsiniz. Fakat biz Murdala’da kendi yemeğinizi kendiniz yapmanızı öneririz J En güzel mutfak kamp mutfağı olacaktır.
  • Plajı taşlık olan Murdala’da deniz kumluk. Ve adeta bir akvaryum J
  • Balık tutmak isteyenler için, plajın sağ tarafında kalan kayalık alanlar veya kano ile biraz daha açıklarda imkân var. Günlük balığa çıkanların gayet mutlu döndüklerine şahit olduk. Biz denedik ama 1 taneden fazlasını tutamadık J
  • Murdala Koyu sadece denizi ve kamp alanı ile değil, aynı zamanda Türkiye’nin en uzun yürüyüş rotası olan Karia yolu ile de meşhur. Karia yolunun bir bölümü Murdala’dan geçiyor. Trekking sevenler için harika bir fırsat. Aldığımız bilgiye göre trekking yapanlar Murdala’da konaklamadan yollarına devam etmiyorlarmışJ
  • Murdala’nın bir diğer avantajı da plajın haricinde 2 farklı koyunun da bulunması. Biz küçük bir doğa yürüyüşü yaparak diğer koylarını da keşfettik. Macera arayanlar bu koylara yüzmeye gelebilir. Hem yürüme mesafesi hem araçla gidilebilen yolları mevcut. Bin bir çeşit çiçek ve rengârenk kelebekler eşliğinde güzel bir gezinti olacaktır, şiddetle tavsiye derim. Masamızdaki mor çiçekler ve papatyalar bu geziden J
  • Aracınızı rahatlıkla kamp alanına yakın mesafede park edebilirsiniz. Yol kumluk olduğundan çok fazla toz oluyor.
  • Sinek, haşere vb. sıkıntılar mevcut değil. Yabani hayvan ile ilgili de herhangi bir sorun yaşamadık.
  • Güvenlik açısından bizim yaşadığımız bir sorun olmadı. Sahilde 2 prefabrik ev ve 1 işletme mevcut. Bunun dışında karayollarına ait Kar-Dat sitesi de Murdala Koyu’nda yer alıyor. Burada yaşayan pek çok aile var. Dolayısıyla tamamen izole bir alan değil.
  • Akşam saatlerinde elektrik kesintileri yaşandığından karanlık oluyor. Dolunaya denk gelirseniz ala… İnanılmaz ay doğumu ve dolunay yansımaları izleyebilirsiniz.

Murdala’da gün doğumu- gün batımı izlemeden, balık tutmadan, trekking yapmadan dönmeyin J Turkuaz sularında yüzerken bizi de hatırlayın.

Gamzenika Kamp Mutfağı

Kamp hayatının olmasa olması ise kampta yapılabilecek pratik yemekler oluyor. İlk kez kamp yapacaklar için, özellikle serbest kamp alanlarını tercih edecek olanlar adına birkaç tavsiyede bulunmak isteriz,

Kamp yapacağınız alana gitmeden önce mutlaka ihtiyaç listenizi oluşturup, gerekli hazırlıklarınızı yapmalısınız.

Yemek masası ve sandalye en önemli ihtiyacımız.

Yiyeceklerimizi korumak için mini bir buzdolabı da olmazsa olmazlar arasında. İster buz akülü ister araç şarjlı, buzdolabı çok önemli. Burada vereceğimiz en önemli tavsiye de dolap içerinde muhafaza edilen ürünleri donuk tercih ederseniz süreyi uzatırsınız.

Kahvaltılık malzemelerin pek çoğu buzdolabı olmadan da saklanabilecek ürünler. Bu sebeple kahvaltı ürünleriniz mutlaka alışveriş listenizde bulunsun. Bizim de kamplarda en çok tercih ettiğimiz, muhteşem kahvaltı sofraları oluyor.

Yemek yiyebileceğiniz her türlü ekipman ( tabak, çatal, kaşık vb.) yanınızda olması gerekir.

Ateş üstü ocak, ateş üzerinde yapacağınız her türlü tencere tava yemeklerinde pratiklik sağlayacaktır.

Ateş yakamayacağınız kamp alanlarında kullanmak için kamp tüpünüz mutlaka yanınızda olsun.

Bol miktarda içme suyu aracınızda stoklu olsun ki, uzak kamp alanlarında mağduriyet yaşamayın.

Her türlü kuru gıda kamp tatillerinin vazgeçilmezidir. Hiç bozulmadıklarından dolayı, acil durumlarda çok iş görürler ve mutlu ederler J

Makarna, kahve çeşitleri, noodle, hazır çorba, konserve gıdalar yanınızda olması gereken hayat kurtarıcılar.

Bizim Datça kampı boyunca Gamzenika Mutfak’ta yaptığımız yemekler, her sabah mükellef bir kahvaltı, 2 biberli tavuk sote, sade makarna, közde patlıcan/biber, kaşık salata, karışık ızgara oldu. Kamp hayatında ateş yakmak çok daha basit olduğundan özellikle ızgara çeşitlerini tercih edebilirsiniz. Bunun yanında, sürekli yanan bir ocak, üzerinde kaynayan bir su ve sürekli çay kahve demektir J Tatil gibi tatil J Ateşiniz bol, yemekleriniz keyifli olsun J

Datça seyahatimizde bir diğer önerimiz ise bazı kahvaltı mekânları olacak, her yıl gittiğimiz bu mekânları da yazmadan edemeyeceğim J

Villa Kızlan Ova

Datça, Kızlan bölgesinde bulunan butik otel hem konaklama hem de kahvaltı için harika bir tercih. Samimi işletmecileri Aneta ve Şenol Bey ile bir kez tanışırsanız, Datça’ya her gittiğinizde uğrayacağınıza garanti verebilirim J

Datça usulü kahvaltısı oldukça meşhur.

Çeşit çeşit reçelleri, doğal yeşillik ve salata ürünleri, ege zeytinleri ve zeytinyağı ile mükellef bir kahvaltı sizi bekliyor. Ayrıca pek çok ürünü, Aneta yapıyor J Marmelat ve reçel konusunda çok başarılı olduğunu söylemeden geçemeyeceğim J

Ayrıca Villa Kızlan’ın şöyle de güzel bir yanı var. Kahvaltı dışında herhangi bir yemek servisi verilmemesine rağmen, malzemelerinizi alıp mutfağından faydalanabiliyorsunuz.

Hem kaliteli hizmet, hem aile sıcaklığı olsun diyorsanız doğru adrestesiniz J Uğrarsanız bizi de hatırlayın.

Konaklama ile ilgili detaylı bilgilendirme için web sitesi ve Instagram üzerinden iletişime geçebilirsiniz.

Adres: Kızlan Mah. No: 498, Kızlan, Datça 48900, Türkiye

Mehtap’ın Yeri Cafe, Eski Datça

Datça’ya yolunuz düşerse, Eski Datça’da bulunan Mehtap Cafe’de kahvaltı yapmadan dönmeyin. Sezonda yer bulmanın oldukça zor olduğu mekân, erken saatlerde bile oldukça yoğun oluyor. Begonviller arasında bulunan masalarda, keyifli bir kahvaltı yapıyorsunuz. 2 kişilik serpmek kahvaltı siparişi verdiğinizde, tıka basa doyuyorsunuz. Ege usulü serpme kahvaltıda yok yok. Peynirli pişi, göz yumurta, yeşillik, domates salatalık söüğüş, bahçeden taze biber, kekikli zeytinyağı, siyah/yeşil zeytin, acuka, ezine peynir, otlu lor peynir, tereyağ ve reçel çeşitleri. Hem göze hem de mideye hitap eden Mehtap Cafe, yeşillikler içindeki mekânı ile sizi mutlu edecek.

Uğrarsanız bizi de hatırlayın J

Adres: Gazi Mustafa Kemal Caddesi No: 9, Reşadiye Mahallesi, Datça 48900, Türkiye

Telefon: +90 252 712 21 74

Gamze KIR SAPANCI & Akın SAPANCI

Instagram: GamzenikA

 

 

KampLife StyleTravel

Keremali Yaylası’na Kamp Attık!

posted by gamzenika_admin 19 Mayıs 2019 0 comments

Merhaba doğa ve kamp severler,

Bu kez kamp rotamızı Keremali Yaylası’na çeviriyoruz.

Keremali Yaylası, Sakarya Akyazı merkezden önce Altındere ve daha sonra Çamlıca istikametine doğru gitmeniz gerekiyor. Çamlıca merkezde Keremali Yayla olarak tabelalar bulunsa da siz yine de bir esnafa danışıp yol tarifi almalısınız. Tabela ve navigasyon ile gittiğimiz bir yolda kaybolup, merkeze geri dönmek zorunda kaldık. Hatta lastiğimiz de patladı ve lastik tamiri de yaptık.

Lastikçiye sorduğumuzda, Çamlıca’dan yaklaşık 12 km’lik zorlu taşlık yoldan yaylaya doğru tırmanışa geçmemizi söyledi. Bu şekilde giden uzun bir yol. Yol üzerinde hiçbir tabela, yayla göstergesi yok. Bu zorlu yolculuk aracınızla 40/45 km’lik hızla yaklaşık olarak 50 dakika sürüyor.

Keremali Yaylası’nın bitmek bilmeyen dağ yolu bizim bir ara umudumuzun da kesilmesine yol açtı. Böyle bir yayla olmadığını bile düşünmeye başlamıştık. Yol boyunca tek bir araç tek bir insan görmedik. Dolayısıyla da kamp atabileceğimiz bir alanın varlığından şüphe ettik. Artık yaklaştığımız zaman bir motor ve 2 kişi gördük ve durup doğru yolda olup olmadığımızı da sorduk. Neyse ki doğru yoldaymışız ve az kalmış 🙂

Yaylaya vardığımızda bizi karşılayan Çamlıca Göleti, yağmurun da etkisi ile pırıl pırıldı. Göl etrafında pek çok çadır olması da bizi mutlu etti. Şehirden bu kadar uzak bir noktada 2 çadırla kamp yapmak çok akıllıca olmayacaktı. Gölün hemen yanında bulunan bir evin balkonu, yağmur sebebiyle kampçılar tarafından kullanıma alınmıştı. Biz de çadırımızı diğer evin önüne kurduk. Yağmur şiddetlendiği anda da balkona sığınma imkânımız vardı.

Yağmur Sonrası Göl Manzarası

Yağmur Sonrası Göl Manzarası

Keremali Yaylası, Keremali Dağları’nın 1543 metre yüksekliğinde bulunan bir yayla. Yaylada bulunan Çamlıca Gölü, boyu 600 metre, eni 100 metre ve derinliği 7/8 metre.

Yaylaya çıktığınızda duyduğunuz tek ses kuş ve kurbağa sesleri. Öyle güzel bir sessizlik var ki, hep söylediğimiz beyin detoksunu yapacaksınız. Mayıs ayında tüm gece sağanak yağmur olmasına rağmen, sabah güneşe uyandık. Doğanın içinde huzur dolu bir kamp macerası yaşamak için Keremali Yaylası listenizde olsun.

Peki Keremali Yaylası’nda Neler Var Neler Yok?

Doğa İçinde Huzur Dolu Bir Kamp Günü

Doğa İçinde Huzur Dolu Bir Kamp Günü

  • Çamlıca Gölü ve yayla etrafında veya yaylada özel konaklama tesisi, kamp tesisi gibi bir alan yok. Ücretsiz serbest bir kamp alanı. İstediğiniz en güzel yere çadırınızı atabilirsiniz. Göl çevresinde yayla evleri var. Fakat ev sahipleri yaz aylarında yaylaya geliyorlar. Bu sebeple yaylada in cin top oynuyor.
  • Keremali etrafında herhangi bir alışveriş olanağı yok, alışverişinizi yaylaya gelmeden önce Akyazı’dan yapmanız gerekiyor.
  • WC imkânı var, fakat inanılmaz kirliydi. Maalesef insanların kötü kullanımı sonucunda, harap edilmiş tuvaletler vardı. Tamamen kötü kullanıma bağlı bir kirlilik.
  • Yaz aylarında yayla sakinleri yaşadığından mescit var, hatta kapısı açık ve içeri girip orada kalan da olmuş belli ki.
  • Çeşme ve temiz su mevcut. Çeşmeden içme suyunuzu da tedarik edebilirisiniz.
  • İnternet verimli çekmiyor. Buraya gideceğiniz zaman mutlaka ailenize önceden haber verin. Ciddi bir endişelenmeye sebep olmayın. Hatta bununla ilgili şahit olduğumuz olayı da aktarmak isterim. Geç saatlerde yaylanın uzaklarından gelen polis alarm seslerine çok bir anlam verememiştik. Gece saat 3 gibi siren sesleri artmaya başladı ve uzaktan ışıkları da belirdi. O saatlerde sadece bizim kamp ateşimiz yandığından olsa gerek, dağlardan göl yanına inen jandarma aracı, bize seslendi J Tabii o saatte bu anlattıklarım pekte hoş olmuyor. Panik halinde bize doğru geldiler ve bir isim söylediler, aradıklarına dair. Biz de, bizim haricimizde pek çok çadır olduğunu ve bir gezi grubunun da burada olduğunu söyledik. O saatte herkes uyurken çadırlara seslendiler ve aradıkları kişiyi buldular. Meğer ailesi ulaşamamış ve AFAD, jandarma ne varsa haber vermiş J Sonrasında telefon görüşmeleri yapıldı ve merak giderildi. Bizim yanımıza kalan gecenin bir yarısı yaşadığımız macera oldu
  • Doğaya zarar vermeden, daha önce ateş yakılmış noktalarda ateş yakma imkânınız var. Hatta civarda çok fazla odun bulma şansınız da var. Biz risk almamak adına odunu yol kenarında oduncudan almıştık fakat ormanlık alanda ciddi odun toplama imkânı olduğunu gördük. Ormanda kesilmiş ve kırılmış pek odun mevcut. Diğer çadırların hepsi civardan odun topladılar.
  • Göl çevresinde harika bir yürüyüş parkuru var. Bazen su içerisinden de geçebildiğiniz, hem yayla evlerini yakından gördüğünüz bu yolda mutlaka yürüyüş yapın.

Keremali Kampında Neler Yapılır, Nelere Dikkat Etmeli?

  • Keremali Yaylası kampında sadece kamp yapmakla yetinmeden, doğa ile baş başa muhteşem vakit geçirebilirsiniz. Yaylanın inanılmaz doğası sizi büyüleyecek. Gündüz yeşili gece ise binlerce yıldızın manzarası muhteşem. Sabah kuş sesleri ile uyanıp doğanın uyanışını izleyebilirsiniz.
  • Mevsim tercihiniz bahar olursa yağmur sonrası açan güneşin göle yansıması ile muhteşem fotoğraflar çekebilirsiniz.
  • Akşam saatlerinde serin olduğundan dolayı uyku tulumlarınızı ve kalın kıyafetlerinizi almayı unutmayın. Gündüz açan güneş ise sizi ısıtacak.
  • Keremali çevresinde mutlaka yürüyüş yapabilirsiniz. Göl çevresindeki yürüyüş alanı fotoğraf çekmek için müthiş manzaralar sunuyor.
  • Gölde balık tutma imkanı varmış fakat biz denemdik. Av mevsimine uygun koşullarda balık tutulabiliyor.
  • Keremali Yaylasında herhangi bir yabani hayvan tehlikesi yaşamadık. Gece çakal sesleri duyuluyor fakat uğramıyorlar 🙂
  • Keremali Yaylası’nda yaptığımız iftarın tadı ise bambaşkaydı. Tüm malzemelerinizi alıp harka sofralar kurup, manzara eşliğinde keyifle yiyebilirisiniz.

    Çadırlarımızı Göl Kenarına Kurduk

    Çadırlarımızı Göl Kenarına Kurduk

Bir kamp rotasının keyfini doyasıya çıkardıktan sonra, sizden gelen sorulara da cevap olmasını temenni ettiğim mini kamp yazım sona eriyor.

Haydi, alın çadırınız, çıkın doğaya 🙂

Beni daha birçok fotoğrafımı takip etmek isterseniz;

Gamze KIR SAPANCI & Akın SAPANCI

Instagram: GamzenikA

 

 

 

Life StyleTravel

PÜRENLİ YAYLASI’NA KAMP ATTIK!

posted by gamzenika_admin 16 Ağustos 2018 0 comments

Merhaba doğa ve kamp severler,

Bu kez rotamızı Bolu Pürenli Yaylasına çeviriyoruz. Aslına bakarsanız Pürenli Yaylası’nın Düzce’ye bağlı olduğunu sanıyorduk. Fakat yaylada yaşlı bir teyze ile yaptığımız sohbette bu konuda çok sert bir tepki aldık J Meğer yıllardır bunun kavgası veriliyormuş. Davalık olmuşlar. Düzce’ye bağlanıp, göl çevresinde bir tesis kurulması hayali varmış. Bizim atalarımızdan beri Bolu’ya bağlı ve hep öyle kalacak diyor teyzem.

Pürenli Yaylası, Göl

Pürenli Yaylası, Göl

 

Pürenli Yaylası, Sakarya/Düzce istikametinden sonra Dokurcun Köyü ayrımına geldiğinizde sol taraftaki yoldan devam ederek ulaşılabilen bir yayla. Yaklaşık olarak 1400 metre rakımı olduğundan yolun belli bir kısmı da zorlu geçiyor. Dokurcun ayrımından sonra dümdüz ilerleyip, taşlık bir yol ile devam edeceksiniz. Akabinde sola dönerek tekrar bozuk bir yoldan devam ediyorsunuz. Tabela olarak yayla isimlerinin yazdığı tek bir tabela gördüğümü anımsıyorum. Bu sebeple yolunuzu önceden planlamanızı da tavsiye ederim. Yaklaşık 11 km taşlı bir yoldan yokuş çıkacaksınız. Öğrendiğimize göre bu yol kılın kapanıyor. Hatta Kasım/Nisan ayları arasında bile kar olduğu veya çamurlu olduğundan çıkılamadığını duyduk.

Pürenli Yaylasına giriş yaptığınızda sizi şirin mi şirin yayla evleri ve küçük bir gölet karşılayacak. Teyzeden öğrendiğime göre ben kendimi bildim bileli bu göl var, atalarımızdan kalma diyor. Kışın yoğun kar yağışı ile oluştuğu da aldığımız duyumlar arasında. Şirin yayla evlerinin güneşle göle yansıması ise muhteşem bir fotoğraf karesi. Göl çevresinde çadırlar görmeniz de mümkün.

Fakat etrafında yayla evleri olduğunu ve özellikle yaz aylarında yaylacıların da evlerinde olduklarını belirtmek isterim. Biz bu sebeple gölden devam eden yayla yolunu takip edip ormana yakın alanlar çok ıssısz olmazsa, doğanın göbeğinde kamp yaparız diye düşündük. Yolun yukarısı ve aşağısı olmak üzere iki alanda da pek çok kampçının çadırlarını hatta çocuk seslerini duyduk. Çadırımızı da bir ağaç altına kurmaya karar verdik. Size tavsiyem hiçbir kamp gecenizi, insanlardan çok uzak alanlara kurmamanız. Sonuç olarak doğadayız ve yabani hayvan konusunda emin olmak mümkün değil.

Peki Pürenli Yaylası’nda Neler Var Neler Yok?

  • Gölet etrafında veya yaylada özel konaklama tesisi, kamp tesisi gibi bir alan yok. Serbest bir kamp alanı. Ücretsiz. İstediğiniz en güzel yere çadırınızı atabilirsiniz. Göl çevresinde yayla evleri olduğundan ve özellikle hafta sonu sabahları günübirlikçilerin yoğun oluşundan dolayı, yayla tarafı bize çok daha cazip geldi.
  • Pürenli etrafında herhangi bir alışveriş olanağı yok, alışverişinizi yukarı çıkmadan önce yapmanız gerekiyor.
  • WC, duş yok.
  • Çeşme ve temiz su mevcut. Çeşmeden içme suyunuzu da tedarik edebilirisiniz.
  • İnternet çekmiyor. Buraya gideceğiniz zaman mutlaka ailenize önceden haber verin. Ciddi bir endişelenmeye sebep olmayın.
  • Ateş yakma imkânınız var. Hatta civarda çok fazla odun bulma şansınız da var. Biz risk almamak adına odunu yol kenarında oduncudan almıştık fakat ormanlık alanda ciddi odun toplama imkânı olduğunu gördük. Ormanda kesilmiş ve kırılmış pek odun mevcut.
Pürenli Yaylası Kamp Ateşi

Pürenli Yaylası Kamp Ateşi

  • Göl çevresine ve orman yoluna doğru, yaylada yürüyüş yapma imkanı var.
Pürenli Yayla Evi

Pürenli Yayla Evi

Pürenli Kampında Neler Yapılır, Nelere Dikkat Etmeli?

  • Pürenli Yaylası kampında sadece kamp yapmakla yetinmeden, doğa ile baş başa muhteşem vakit geçirebilirsiniz. Yaylanın inanılmaz doğası sizi büyüleyecek. Gündüz yeşili gece ise binlerce yıldızın manzarası muhteşem. Sabah kuş sesleri ile uyanıp doğanın uyanışını izleyebilrisiniz.
  • Mevsim tercihiniz yaz olursa daha avantajlı olacaksınız. Yaz olmasına rağmen çok soğuk. Kış aylarında ulaşım mümkün olmayabilir. Bahar mevsiminde ise oldukça soğuk olacaktır.
  • Mevsim ne olursa olsun, Karadeniz iklimi hâkim olduğundan ve yayla içinde yer alması nedeni ile özellikle akşam saatlerinde oldukça soğuk oluyor. Uyku tulumlarınızı ve kalın kıyafetlerinizi almayı unutmayın.
  • Pürenli çevresinde mutlaka yürüyüş yapın. Hatta yayla sakinleri ile sohbet etmek, yayla evlerini fotoğraflamak gibi aktiviteler de oluşturabilirsiniz.
  • Pürenli Yaylasında herhangi bir yabani hayvan tehlikesi yaşamadık. Fakat sabah saatlerinde inekler otlamaya çıktığında başımıza gelenlere hala gülüyoruz J Kahvaltımızı yaptıktan sonra, tam da keyif yapacakken, aniden ineklerin baskınına uğradık. Hem de ne baskın. Etrafta ne var ne yoksa yediler. Kovalanmaktan, ateşten asla korkmaksızın çöp, yiyecek ne varsa midelerine indirdiler J Bu anları uzaktan izleyenler bize akıl verdikten sonra ise aynı durum karşı tarafın başına geldi J Keyfinizi fazla uzatmadan yiyeceklerinizi ve tüm eşyalarınızı güvene almanız faydalı olacaktır. Bizden söylemesi.
  • Yaylada güvenlik anlamında hiçbir sorun yaşamadık. Fakat gece uyurken çok fazla silah sesi geldi. Hatta karşılıklı atışmalar da oldu. Silah sesleri biraz ürkütücü olabiliyor.
  • Pürenli Yaylasında yeme içme keyfi ise bambaşka. Tüm malzemelerinizi alıp, ateş başında keyif harika olacaktır. Sabah ise harika bir kahvaltı ile güne başlayabilirsiniz.
  • Gün doğumu sonrası hava hala serin olduğundan sabahın erken saatlerinde de ateş yakmanız gerekecek. Sabah hem yürüyüş yapıp hem de odun toplamak da Pürenli’de harika bir aktivite 🙂
Pürenli Yaylası Kahvaltı Keyfi

Pürenli Yaylası Kahvaltı Keyfi

 

Bir kamp rotasının keyfini doyasıya çıkardıktan sonra, sizden gelen sorulara da cevap olmasını temenni ettiğim mini kamp yazım sona eriyor.

Haydi alın çadırınız, çıkın doğaya J

Beni daha birçok fotoğrafımı takip etmek isterseniz;

Twitter: @sapancigamze

Instagram: @gamzenika

Photo By: @akinsapanci

Sevgiler,

Gamze KIR SAPANCI

 

 

Life StyleTravel

Sardala Koyu’na Kamp Attık!

posted by gamzenika_admin 5 Ağustos 2018 0 comments

 

Kim şehrin keşmekeşinden kurtulup şöyle hafta sonunu denizin kenarında, doğanın göbeğinde ve sessizlikte geçirmek istemez ki. Hele ki kurumsal bir işte çalışıyorsak buna hakkımız fazlasıyla var. Kocaeli’de nerede kamp yapılır sorusunun belki de en güzel cevaplarındandır kandıra, Sardala Koyu.

Sardala Koyu

Sardala Koyu

Bunca zaman pek çok kamp tecrübemiz olmasına rağmen, Kocaeli için bu güzellikte bir kamp alanı hiçte hayal etmemiştik gerçekten. Kocaeli/Kandıra istikametinden Ağva yolu üzerinden kolayca ulaşılabilen Sardala Koyu, son 10 km yolunun topraklı ve orman yolu olması ile biliniyor. İzmit’ten yaklaşık olarak 1 saat süren yolculuk sonunda denizin dibinde, muhteşem bir doğa sizi karşılıyor. Sardala koyu kayalıkların arasında saklı kalmış bir cennet.

Sardala Koyu

Sardala Koyu

Sardala Koyu Kamp Alanı Hakkında Genel Bilgiler:

Sardala Koyu Kamp Alanı

Sardala Koyu Kamp Alanı

  • Ormanlık alan içinde yer alıyor. Zemin deniz kenarında taşlık ve kumluk olarak karışık. İster hemen denizin kenarına, isterseniz manzara noktası kayalıklara çadırınızı kurabilirsiniz. Sahil boyu çok fazla çadır olduğundan, özellikle hafta sonu için daha sakin alanları tercih ederseniz, ileride orman ve deniz kenarında harika kamp alanları da mevcut. Oraların da çok sessiz sakin olduğunu söyleyemeyeceğim.
  • Denize girilen kısım taşlık olması nedeni ile yanınızda mutlaka deniz ayakkabınız olsun. Kumluk alan da var fakat o bölge biraz daha kalabalık.
  • Serbest kamp alanı ve ücret ödemesi yapılmıyor. Milyonlarca yıldızlı doğal bir otelde ücretsiz kalabiliyorsunuz 🙂
  • Ateş yakmak serbest. Yaz aylarında olmamıza rağmen, akşam saatlerinde biraz serin olduğundan kamp ateşi de keyifli oluyor.
  • Kamp tüpü ve piknik tüpü kullanılabiliyor. Pratik yemek hazırlıkları için ihtiyaç duyabilirsiniz. İsterseniz mangal da yapabilirsiniz.
  • Güvenlik konusunda sıkıntı yaşanmıyor. Tabi bunun için kesin olarak referans veremem. Çevrede oldukça fazla kampçı olması da avantaj. Tedbirli ve dikkatli olmak her zaman faydalıdır.
  • WC ve duş imkânı bulunmuyor.
  • Yakın çevrede market, bakkal vb. yok. En yakın köy merkez 2 km.
  • Deniz suyu muhteşem. Bazı alanlar kayalık ve yosun da fazla olmasına rağmen su oldukça güzeldi.
  • Sinek, böcek gibi aşırı bir sorunu yok. Biz denk gelmedik demek daha mantıklı olacaktır.
  • Yabani hayvan tehlikesi yaşamadık. Fakat bu kesin yaşanmayacağı anlamına gelmiyor.
  • Kamp alanı oldukça yoğun. Özellikle hafta sonu epey kalabalık. Yaz dönemleri daha yoğun. Bu yoğunluk rahatsız edicilikten uzak, çadır komşuluğu açısından faydalı bir yoğunluk J Günübirlikçilerin yanı sıra kampçılar da çok fazla.
  • Sahilde gölge yapacak bir alan bulunmadığından mutlaka bir gölgelik edinmelisiniz. Aksi halde güneşten kavrulursunuz.
Sardala Koyu Kamp Alanı

Sardala Koyu Kamp Alanı

Sardala Koyu Kamp Alanında Neler Yapmalı?

  • Sardala Koyu için bence olmazsa olmaz kesinlikle gün batımını izlemek. Deniz ile birleşen güneşin batışında an be an muhteşem bir manzara izleyeceksiniz. Bu eşsiz manzarayı kesinlikle kaçırmayın. Şarabınızla birlikte manzaranın keyfini çıkarın.
  • Sabah uyandığınızda karşınızda muhteşem deniz ve doğanın sesi sizi karşılıyor. Gün doğumunun da ayrı bir tadı var.
  • Sardala koyunda sahil boyu yürüyüş ve keşif yapmadan da dönmeyin. Hatta ileri rotalarda, delikli taş ve gizli kalmış pek çok noktada denize de girebilirsiniz.
Sardala Koyu Gün Batımı

Sardala Koyu Gün Batımı

Bir kamp rotasının keyfini doyasıya çıkardıktan sonra, sizden gelen sorulara da cevap olmasını temenni ettiğim mini kamp yazım sona eriyor.

Haydi, alın çadırınız, çıkın doğaya 🙂

Beni daha birçok fotoğrafımı takip etmek isterseniz;

 

Sevgiler,

Gamze Kır Sapancı

Twitter: @sapancigamze

Instagram: @gamzenika

Photo By: @akinsapanci

 

 

 

Life StyleTravel

Sakarya Taraklı Karagöl’e Kamp Attık!

posted by gamzenika_admin 24 Temmuz 2018 0 comments

SAKARYA TARAKLI KARAGÖL’E KAMP ATTIK!

 

Yine binlerce yıldızlı bir doğa otelden merhaba,

Türkiye’de kamp atmak için öyle güzel yerler var ki, keşfettikçe ülkemizin güzelliklerine şükrediyoruz. Hedefimiz Sakarya’ya bağlı Taraklı Köyü’nde bulunan Karagöl. Yine çok fazla bilgi sahibi olmadığımız, sadece birkaç fotoğrafı ile bizi kendisine çağıran bir güzellik. Tabi yine bu sebeple, siz değerli takipçilerimizle paylaşıp, gelmek istediğinizde bilgi sahibi olmanızı istiyoruz.

Taraklı Karagöl

Taraklı Karagöl

Ulaşım:

Taraklı, İzmit Sakarya yolu üzerinden yaklaşık 2 saatlik bir mesafede bulunuyor. Aslında İzmit/Karagöl 150 km olarak  gözükse de, yolun bir kısmının oldukça virajlı ve bozuk olması nedeniyle saat olarak uzatıyor. Taraklı Köyü’ne geldikten sonra pek çok tabelada bozuk satıh uyarısı göreceksiniz. Gerçekten çok yavaş gitmenize neden olacak yol bozukluğu mevcut. Bu sebeple kış mevsiminde Taraklı Yaylası’na çıkılamayacağını düşünüyoruz. Sonradan aldığımız bilgiye göre de kışın karlı havalarda çıkmanın çok zor olduğu yönünde.

Taraklı Karagöl

Taraklı Karagöl

Taraklı Yaylası Karagöl Kamp Alanı Hakkında Bilgiler;

Taraklı Karagöl Kamp Alanı

Taraklı Karagöl Kamp Alanı

  • Ulaşım çok kolay olmasa da gün batımında gelmemize rağmen, muhteşem manzaralar ile karşılaştık. Yol boyu minik dere ve akarsular eşliğinde, yeşillikler arsında gideceksiniz. Gelemir Yaylasının yemyeşil kanallı Zemin görüntüsünü hemen yakınındaki caminin yanından yukarı çıkıp izlemelisiniz. Özellikle buradan Drone çekimi çok güzel olacak. İçdedeler ve Dışdedeler Köyü sonrasında yol epey bozulacak. Ayrıca bir ıssızlık hakim olacak. ama herhangi bir tehlike söz konusu değil.
  • Taraklı Yaylası kamp alanı akşam saatlerinde girişteki güvenlik boştu. Fakat kamp alanında pek çok ailenin kamp yapıyor olması güvenlik ile ilgili soru işaretlerini kafamızdan sildi.
  • Göl çevresinde istediğiniz yere kamp atabiliyorsunuz. Göl manzaralı bir alan seçmenizi öneririz. Akşam saatleri olması nedeniyle seçim zorlaşıyor. Ama yine de çok güzel bir alana kamp attık.
  • Günlük fiyat 10 TL/araç. Böylesi güzel bir manzara için oldukça ucuz. Ayrıca buranın özel mülk olarak kiralandığını da öğreniyoruz. Bu sebeple ücretli kamp alanı.
  • Göl çevresinde herhangi bir konaklama tesisi bulunmuyor. Karavan veya çadır gibi kendi imkanlarınız ile konaklayabiliyorsunuz.
  • Telefon/İnternet erişimi sınırlı. Bizim kullandığımız şebeke hiç çekmiyordu.
  • Yakın çevrede alışveriş yapılabilecek herhangi bir bakkal market mevcut değil. alacaklarınızı şehirde tamamlamayı unutmayın.
  • Kamp alanında ateş yakmak serbest.
  • Göl çevresinde odun toplanabilecek ağaçlık alanlar var. Fakat ne yazık ki insanlar bulduğu ağaçları kesmeye başlamış . Odun ihtiyacınızı da merkezi bir yerden karşılayabilirsiniz.
  • WC bulunuyor. Sabun ve peçetenizi almayı unutmayın.
  • Buz gibi akan soğuk temiz su mevcut.
  • Yaz mevsimi olmasına rağmen akşam saatleri mevsim normallerinin altında. Özellikle gece için kalın giysilerinizi ve uyku tulumlarınızı unutmayın.
  • Kamp alanında çok fazla köpek var. Hatta sürü halinde geziyorlar. Gece çadır alanımızı sık sık ziyaret ettiler. fakat herhangi bir problem yaşamadık.
  • Güvenlik ile ilgili de sorun yaşamadık. Gece saatlerinde gelen bir grubun çok ses yapması dışında rahatsız edici bir durum yoktu. Bununla ilgili, sabah güvenliğe yaptığımız bildirimde, haberleri olduğu taktirde hemen jandarmaya haber verildiğini ve jandarmanın geldiğini söylediler. Sabah saatlerinde de jandarma devriyesine denk geldik.
  • Özellikle hafta sonu çok kalabalık olduğu söyleniyor. Pazar günleri 200 araç ziyareti olduğu söylendi. Buna rağmen genel anlamda ortam çok huzurlu. Çoğunlukla aile grupları var.
  • Gölde balık tutmak serbest. İyi bir yemleme ile çok fazla tatlı su balığı çıktığı söyleniyor.
  • Göl çevresinde yapılabilecek en güzel aktivite ise doğa yürüyüşü. Sabah erken saatlerde uyanıp yürüyüşünüzü yapabilirsiniz.
  • Fotoğraf çekmek için muhteşem doğa manzaraları var. Özellikle yansıma fotoğrafları alabileceğiniz anları kaçırmayın.

Muhteşem doğası ve sessizliği ile çok yakın mesafede bulunan bu güzel kamp alanı için mutlaka zaman ayırın. Göl manzarasında kahvaltı keyfi ve binlerce yıldızlı doğa otelinde uyumak tarifsiz bir mutluluk verecek.

Göl Manzarasında Kahvaltı

Göl Manzarasında Kahvaltı

Pişman olmayacaksınız.

Haydi alın çadırınızı çıkın yola.

Giderseniz bizi de hatırlayın .

Sevgiler.

Bizi ve daha fazla fotoğrafımızı takip etmek için ;

Instagram: @gamzenika

Twitter: @sapancigamze

Photo BY: @akinsapanci