Browse Category

Life Style

FoodTravel

GÜZEL ATLAR DİYARI KAPADOKYA

posted by gamzenika_admin 15 Mart 2021 0 comments

 

Eski ismiyle Nissa ve Muşkara. Kapadokya adı ise Katpatuka’dan geliyor. Katpatuka, güzel atlar diyarı anlamında fakat bazı rivayetlere göre de güzel adlar diyarı. Çevresinde bulunan şehirlerin güzel adlı olması şeklinde de yorumlanabilir. Sanırım Nevşehir, Kırşehir ve Niğde için kullanılmış. Şimdi ise Yenişehir anlamını taşıyan Nevşehir. Yani güzel atlar diyarı Kapadokya. Büyülü güzellikleri, buram buram tarihi ile gezip görme arzusu uyandırıyor insanda.

Muhteşem peribacası manzaraları ile yerin üstünde, balon turları ile gökyüzünde, buram buram tarih kokan yeraltı şehirleri ile de yerin altında büyülü anlar yaşayacağınız Kaapdokya, ömrünüzde bir kez de olsun doya doya gezmeniz, yaşamanız gereken yerlerden bir tanesi bizce.

Kapadokya Ulaşım

Ulaşım uçak, otobüs veya kendi aracınızla olabilir. İzmit Otogardan Nevşehir Seyahat ile yaklaşık 8 saatlik bir gece yolculuğu veya Sabiha Gökçen Havalimanından 1 saatlik uçuş ile Nevşehir‘desiniz. Araç ile gitmeyi tercih ederseniz yaklaşık 5,5 saatlik keyifli bir Anadolu turu ile Nevşehir’e ulaşabilirsiniz. Hangi yolu tercih ederseniz edin güzel atlar diyarına gitmeye gerçekten değer. Aracınızla gittiğinizde, toplu taşıma ile ulaşımı zor olan vadilere ve pek çok seyir noktasına gitmeniz kolaylaşacak. Daha konforlu ve detaylı bir gezi yapmış olacaksınız.

Kapadokya Konaklama

Kısa süreli bir gezi düşünceniz varsa önceden bir program yapmanızı tavsiye ederim. Hızlı ve etkili bir gezi olması için planlı olmanız şart. Göreme‘de konaklamak pratik bir gezi için avantaj sayılır. Orta nokta ve gerçek bir güzellikler bölgesi. Biz konaklama için birkaç otel tercih ediyoruz. Kısaca hepsinden bahsedeceğim. Panoramic Cave, UNESCO listesindeki 2 adet peri bacasıyla tam bir  Kapadokya havası yaşattıran bir otel. Odalar Göreme manzaralı ve kaya tipi geleneksel Türk stili ile dekore edilmiş. Otele ait bahçe ve teras muazzam. Keyif yapıp gezi sonraları dinlenmek için oldukça güzel. Odaların kaya konseptinde olması mistik bir hava yaşatıyor. Otel hakkında daha fazla bilgi için:

http://tr.panoramiccave.com/

 

Bir diğer otelimiz ise Bayer Stone House, Avanos’ta konaklamak isteyenler için güzel bir tercih. Aile işletmesi ve tarihi sokakların arasından yukarı doğru çıkarak otele ulaşıyoruz. Taş yapısı, harika Avanos manzarası ile keyifli bir konaklama tecrübesi yaşamamızı sağlıyor. Odalara geçiş terastan sağlanıyor, restoran kısmı ayrı bir yerde ve üst katta. Restoran içerisinde soğuk havalarda soba çıtır çıtır yanıyor. Kahvaltısı da oldukça doyurucu. Hem göze hem mideye hitap eden türden. Otel hakkında daha fazla bilgi için:

http://www.bayerstonehouse.com/

 

Kapadokya Gezilecek Yerler

Âşıklar Tepesi:

Göreme Âşıklar Tepesi ile tepeden bir seyir yaparak başlıyoruz. Burada bulunan kafeteryadan alınan bilgiye göre her sabah saat 05.00’te balon seyri muhteşem oluyor. Ve biz de bu bilgiye göre ertesi gün için planımızı yapıyoruz. Güneşin doğuşu ile 3 Japon çiftin düğün fotoğrafları da bu manzarada gerçekleşiyor. Eğer şanslıysanız hava şartları müsait ise gün doğumunda gökyüzünde yüzlerce balonu izlemek muhteşem oluyor. Vaktiniz varsa elbette balon turu ile şahane bir Kapadokya manzarası izleyebilirsiniz.

Göreme Milli Parkı

Aşıklar Tepesinden patika bir yol ile Göreme Milli Parkına trekking yapmak üzere yola koyuluyoruz. Yollarda manzara ve güzellikler arasında mutlaka fotoğraflar çekiyoruz. At çiftlikleri, trekking güzergahında. At çiftliklerinin bulunduğu alanlarda hediyelik eşya satan dükkânlara rastlıyoruz. Oldukça otantik bir güzellikle kurumuş ağaçlar süslenmiş. Kimi çömlekler kimi ise nazar boncukları ile. Bu güzellikleri fotoğraflamadan olmaz. Yürüyüş boyunca yol üzerinde vadi turlarının yapıldığı pek çok mekâna rastlıyoruz. ATV ve at turları akşamüzeri başlayıp yaklaşık 6 saat sürüyor. Rehber eşliğinde gerçekleşen bu turlara katılabilmek için daha kapsamlı bir vakte ihtiyaç olduğunu unutmayın. Eğer uzun bir tatil programı yaptıysanız mutlaka vadi turlarına katılın. En çok dikkatimi çeken dolunay turu olmuştu. Peri bacalarının arasında, dolunay ışığında vadi turu sonrası uygun bir alanda dinlenmeye çekilip, ateş başı sohbetler edeceğiniz bir vadi turu hayal edebilirsiniz. Bir dahaki sefere diye ertelemek durumunda kaldık.

Bu alanlardan ayrıldıktan sonra yürüme mesafesinde olan Göreme Milli Parkına ulaşıyoruz. Park içinde oldukça gösterişli peri bacaları var. Ve çok fazla sayıda kilise. Her bölüm için girişte bir bilgilendirme yapılmış. Bunları dikkatlice okuyarak gezimize devam ediyoruz. Yukarı doğru çıktıkça güzellikler daha da artıyor. Birçok kilise ve Hristiyanlık yaşam alanı Göreme Milli Parkı içerisinde. Ayrıca saha içerisinde, Ürgüp, Avcılar, Uçhisar, Çavuşini, Yeni Zelve yerleşimleri, Göreme yöresinin geçmişteki kültürüne uygun tarım ve köy hayatını yansıtan tarihi ve doğal bütünlüğü sağlayan sahalar bulunuyor.

Göreme, özellikle 7-13. yüzyıllar arasında baskılardan kaçan Hıristiyanların yerleşmesiyle Hıristiyanlığın önemli bir merkezi haline gelmiş. 1985 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi’ne alınmış.

Devrent Vadisi, Avanos

Kapadokya’nın büyüleyen köşelerinden bir diğeri de Devrent Vadisi. Diğer vadilerden farkı ise bir girişi veya çıkışı, gezilecek noktaları veya bir gezi haritası olmaması. Hayaller kurup uçsuz bucaksız U şeklinde yayılmış bu vadide gezebilirsiniz. Hayaller kurup derken, vadinin bir diğer adı da Hayal Vadisi. Hem içinde bulunan peri bacalarının birçok hayvana benzemesi, hem de uçsuz bucaksız güzelliği ile Hayal Vadisi de deniyor. Kayaların gün batımında aldığı renkten ötürü Pembe Vadi diye bahsedenler de var.

Diğer vadiler gibi içerisinde yerleşim yerleri, Roma kalıntıları, kiliseler yok. Devrent vadisinde kendi kahramanlarınızdan bir masal düşleyebilirsiniz.

Kapadokya’ya sihirli bir değnek ile dokunmuş zamanın ötesinde Devrent’te bulunan tüm peri bacaları için de sanki zaman durmuş ve öylece kalmışlar gibi. Özellikle deve şeklindeki peri bacası çok dikkat çekenler arasında. Kuş, tavşan, file benzeteceğiniz harika peri bacaları var. Kısacası Devrent Vadisinde kendinizi heykellerden oluşan bir hayvanat bahçesinde geziyor gibi hissedebilirsiniz.

Biz her zamanki gibi adım adım kaybolduk vadinin içerisinde. Her adımda yepyeni hayaller, büyülü anlar yaşattı bize Devrent Vadisi. Tavsiyemiz de bu şekilde doya doya gezilmesi.

Devrent Vadisi nerede, nasıl gidilir sorunuza cevap olarak vadiye ulaşmak için iki güzergâh kullanabilirsiniz. Bunlardan ilki ve en çok tercih edileni Avanos – Ürgüp yolu. Bu yolu kullandığınızda Devrent Vadisi’ne yukarıdan ulaşıp kuşbakışı görebiliyorsunuz. Bununla birlikte, Paşabağı –Zelve yolunu takip ederek de gidebilirsiniz. Bu yoldan geldiğinizde Avanos – Çavuşini arasında Aktepe’den Ürgüp yoluna saparak vadiye ulaşıyorsunuz. Aktepe Köyü ile vadi arasındaki mesafe 2,6 km.

Devrent Vadisi Avanos arası 6,6 km, Ürgüp’e mesafesi ise 5,7 km. Göreme Açık Hava Müzesi 12 km uzaklıkta kalıyor.

 

Paşabağı Vadisi

Kapadokya ile özdeşleşmiş peribacalarının en yoğun görüleceği yerlerden biri Paşabağı. Dünya işinden sıyrılmış ilk Hıristiyan keşişlerin yaşadığı yer olarak bilinen vadinin bir adı da Rahipler Vadisi. Mantar şapkalı ve 14 metreye varan boylarıyla bölgenin en yüksek peribacalarının olduğu Paşabağı’na ulaşmak için Avanos – Göreme yolundan Zelve’ye sapmanız gerekli. Paşabağı’nda bulunan peri bacaları yüzyıllardır şeklini koruyan eşsiz güzellikte ve her yıl yüz binlerce turist bu peri bacalarını görmek için akın ediyor. Biz de Paşabağı’nın en tepe noktalarına çıkarak, vadiyi tepeden görmeyi tercih ediyoruz.

Paşabağı geziniz sırasında acıkırsanız panik olmayın. Girişte gözleme, tost seçenekleri ile tatlı çay ocakları bulunuyor. Karnınızı doyurup hemen yanında bulunan hediyelik eşya sergilerini de gezebilirsiniz.

Zelve Vadisi ve Zelve Açık Hava Müzesi

Zelve Vadisi Kapadokya’nın en eski ve en uzun süre kullanılan yerleşim yeri olarak biliniyor. Bölgede Hristiyanlık ilk olarak burada yayılmaya başlamış. Zelve Vadisi içinde birçok manastır, kilise görmek mümkün. Zelve Vadisi bir yerleşim yeri olduğundan Peribacaları içinde kurulmuş hayatları hayal edebiliyorsunuz. Oldukça geniş bir alanı kaplayan Zelve Vadisinde rahat kıyafet ve ayakkabılar ile gezmenizi tavsiye ederiz. Yol aldıkça merak edip vadinin derinliklerine dalacaksınız.

Zelve Açık Hava Müzesi ise Zelve Vadisinin içinde yer alıyor. Müze girişinde kurulmuş gözlemecilerden gelen enfes kokulara dayanamayıp kısa bir gözleme çay molası veriyoruz. Ayrıca girişte aracınızı park edebileceğiniz ücretli otopark da var.

Zelve Açık Hava Müzesinde birçok kaya kilisesi ve yerleşim yeri bulunuyor. Bunun yanı sıra bölgede bir adet de cami görmek mümkün. Zelve Ören Yeri içerisinde bulunan diğer önemli yerler ise Üzümlü ve Balıklı Kilise, Değirmen, Kutsal Hac Kilisesi, Tünel, Manastır ve Direkli Kilise.

Müzeyi harita ile gezmek pratik, haritada numaralandırılmış alanlar belirtilmiş ve yol boyunca da levha ve işaretlerle belirlenmiş. Keyifle geziyoruz. Vadi boyunca kuş sesleri, rengârenk kelebekler bize eşlik ediyor. Çalılar arasından gelen sesle bir kara kaplumbağasına da rastlıyoruz. Bol bol fotoğraf çekip uzun uzun yürüyor vadinin keyfini çıkarıyoruz.

Ürgüp

Ürgüp’e girdiğinizde tepede bulunan kale dikkat çekiyor. Başlıyoruz Ürgüp sokaklarında yürümeye. En çok dikkat çeken çok fazla kuruyemiş dükkânı olması. Tepeye doğru süren yolculuğumuzda Şarap mahzenleri de dikkat çekiyor. Yukarı mahallelerde Meşhur dizilerin çekildiği konaklar var. Asmalı Konak, Yer Gök Aşk gibi dizilerin çekimlerinin yapıldığı yerler. Asmalı Konak‘ta küçük bir tur yapıyoruz. Konak içinde diziye ait fotoğraflar mevcut. Ve diziye ait bazı odalar. Fakat konak, dizideki görüntüsüne uygun ve detaylı olarak hazırlanmamış. Bazı odaları kapalı.

Ürgüp‘te tepeden manzara seyri ve konakları gezme kısmı bitince meşhur kuruyemişçilerin olduğu caddeyi geziyoruz. Ürgüp kuruyemiş daha önce de uğradığım ve farklı yemişlerin kurularının olduğu bir dükkân. Sebze ve meyve kuruları oldukça leziz görünüyor. Tadına bakmakta ve birçok soru sormakta sakınca yok çok güzel ilgi ve alaka gösteriyorlar. Diğer kuruyemişçilerden farklı olarak çilek, kivi, Hindistan cevizi, dut, ananas, kavun, guava, pomelo gibi meyvelerin kuruları burada dikkat çekiyor. Bu sırada dükkân sahibinin sıcacık karşılaması ve ikramları bizi mest ediyor. Ayağımızı mı sürttük bilmiyorum ama birçok müşteri bizden sonra dolduruyor dükkânı. Ardından başlayan yağmur ve dışarıdaki malzemelerin içeri alınma telaşı sırasında biz de yardımcı oluyoruz. Gayet samimi bir ortam var. Dükkân sahibi bize harika bir Karadut Çayı ikram ediyor. İçerisinde dut taneleri de mevcut. Tabi alışverişimizi yaparken ne var ne yok tadına da bakıyoruz.

Ürgüp’te mutlaka görmeniz gereken, tepedeki kalesi ve oradan Ürgüp manzarası. Merkezde bulunan Zeytin Cafe yöresel yemekleri ile meşhur. Bizim tercihimiz, güveçte kuru fasulye, yoğurtlu köy çorbası, cacık, patlıcan musakka ve salata oluyor. Anne eli değmiş yemekler oldukça lezzetli. Sıcacık ev gibi bir mekân.

Kaymaklı Yeraltı Şehri

MÖ 3000 yıllarına dayanan oluşumu ve şu anda 4 katı ile tarihin inceliklerini görme imkânı sağlayan Kaymaklı Yeraltı Şehri’nde Hititler, Asurlar, Frigyalılar gibi pek çok toplumun izlerine rastlanıyor. 8 kattan oluşan yeraltı şehri 20 km derinliğinde ve yaklaşık 5000 kişinin yaşamasına imkân veriyor. Yanlış ve dar alanlara girmemek için giriş sonrası kırmızı işaretleri, çıkış esnasında da mavi işaretleri takip etmeniz gerekiyor. Kapalı alan fobisi olanlar için yeraltı şehri gezmek çok mantıklı değil tabi. Bununla birlikte bazı noktalar haricinde sürekli olarak havalandırma imkânı var. Bunaltmıyor. 1. Katta ahır, 2 katta ise kilise vaftiz taşları ve mezarlık bulunuyor. 3. Katta ise şarap mahzenleri, erzak depoları ve yemek alanları bulunuyor. 3. Kat diğer katlara göre biraz daha geniş ve ferah. Gezilebilecek son kat olan 4. Kata dar bir tünel ile giriş sağlanıyor. Sebebi de savaş yıllarında yabancıları bu tünelde yavaşlatmak. Tünelden geçtikten sonra tandır, erzak deposu ve mutfak alanlarına giriyorsunuz.

Hiçbir teknolojinin ve imkânın olmadığı zamanlarda, insanların nasıl bir yaşam sürdüğünü gözler önüne seren Kaymaklı Yeraltı Şehri, Kapadokya’da mutlaka görülmesi gereken noktalardan bir tanesi.

Derinkuyu Yeraltı Şehri

Derinkuyu Yeraltı Şehri adını, 60-70 metre derinindeki 52 su içme su kuyusundan alıyor. Şu anda sadece 4 kilometrekarelik bir alanın sadece 2,5 kilometrekaresi ziyarete açılabilmiş. Bu da 8 kata tekabül ediyor. 8 katın derinliği 50 metre, eğer tüm alanlar temizlenirse, 85 metrelik bir derinlik ve 12-13 katlı bir yeraltı şehri bulunacağı olacağı tahmin ediliyor. Derinkuyu yeraltı şehrini gezebilmeniz için klostrofobinizin olmaması gerekiyor. Bazen çok dar tünellerden geçmek zorunda kalıyorsunuz. Ve 50 metrelik bir geziyi de düşününce yerin altında çokta kolay olmuyor J 1. Katta ahır, şaraphane, oturma odaları ve mutfak bulunuyor. 2. Katta aynı 1. Kat gibi, mutfak, oturma odaları içeriyor. 3. Kat ise tüm yeraltı şehrinin hava sirkülasyonunu sağlayan alan. Ve diğer yeraltı şehirlerinden ayıran Misyoner Okulu da bu katta bulunuyor. Şehrin toplanma yeri olarak bilinen bu katta haç şeklinde kilise, günah çıkarma alanları ve mezarlık gibi alanlar da bulunuyor.

Derinkuyu Yeraltı Şehri, M.Ö. 3000’lere uzanan tarihinde sadece yaşam ve savunma alanı olan geçici bir yerleşim değil, üretimin ve sosyalleşmenin olduğu bir yurt olarak düşünülüyor. Bilinen en eski akıl hastanesinin de bu yeraltı şehrinde olduğu söyleniyor. Çok büyük ve karanlık bu yeraltı şehri, eski zamanlarda küçük oyuklara bezir yağı dökülüp yakılarak aydınlatılıyormuş.

Tarihi, gerçekten derinliklerde görmek isterseniz mutlaka ziyaret etmeniz gereken noktalardan bir tanesi.

Nevşehir Üzümlü Kilisesi

Kapadokya Kiliseleri içerisinde yer alan Üzümlü Kilisesi – Aziz Theodoros Trion Kilisesi, Kızılçukur Vadisi girişinde yaklaşık olarak 250 metre içeride yer alıyor.  Eğer yol üstünde patikalar takip edilirse kiliseye kolaylıkla ulaşabiliyorsunuz. Kilise sadece Üzümlü Kilisesi ya da Aziz Theodoros Trion Kilisesi olarak değil aynı zamanda Aziz Nichitas Kilisesi olarak da biliniyor. Bunun nedeni ise kilisenin ithaf yazısında Aziz Nichitas’ın adının geçmesiymiş.

Üzümlü kilisesi apsisi önünde yer alan duvarda çarmıhta İsa cübbeli resmedilmiş. Kilisenin oyulduğu peribacasının üst kısmında ise bir hücre yer alıyor. Bu hücrede Aziz Nichitas’ın uzun yıllar boyunca saklandığı iddia ediliyor.  Bu hücre tavanında ise kabartmalı şekilde yapılmış bir haç yer alıyor. Kilise yanında bir şapel yer alırken tam karşısında ise şarap severlere şarap yapım evi bulunuyor.

Kızıl Çukur Vadisi içerisinde yer alan üzümlü Kilisesi, Kızıl Vadi gezisi öncesi Üzümlü Kilisesini gezip, gezinize devam edebilirsiniz.

Kızıl Vadi Göreme

Şehrin gürültüsünden sıkılanlar için muhteşem manzaraları ile vadiler içinde kaybolacağınız Kapadokya’da,  harika gün batımı izleme noktası olan Kızıl Vadi de bunlardan bir tanesi.

Asıl ismi Kızıl Çukur Vadisi olan Kızıl Vadi, küçük gibi görünse de oldukça büyük bir alana yayılıyor. Kızıl tüf kayalardan oluşmasından dolayı, gün batımı ile birlikte yaşanan kızıl şölen vadiye adını vermiş. Gün batımı eşliğinde kızıllıklar arasında yürürken güvercinlikleri de görmeniz mümkün. Cavuşin’e sadece 1,5 km mesafede bulunan Kızıl vadide harika bir gün batımı turu yapabilir, şarabınızı alıp gün batımı izleyebilirsiniz. Türkiye’nin en iyi gün batımı izleme noktası olarak da değerlendirilebilir.  Kızıl vadi içerisinde bir restoran da mevcut. Üzüm asmalarının altına konumlanmış restoranda, yöreye özgü ve organik yiyecekler bulabilirsiniz.

 

Turasan Şarap Mahzeni Ürgüp

Meşhur balon turları, eşsiz manzarası ve heyecanlı aktivitelerinin yanı sıra Kapadokya’nın yeraltı şehirlerine kurulmuş şarap mahzenleri de dikkat çekiyor.

Ürgüp’e yolunuz düşerse, hem şarap tadımı yapmak, hem hediyelik almak için Turasan şarap mahzenine uğramalısınız. Hatta eğer isterseniz, biraz daha yol kat edip şarap ürerim alanını da ziyaret edebiliyorsunuz. Şarap üretim alanlarını görmek için hafta içi günleri tercih etmeniz gerekiyor.

Kapadokya bölgesinin meşhur Emir üzümleri, Turasan şarapçılık ile bambaşka bir tada dönüşüyor. Özellikle beyaz şarap severler için ödüllü Emir beyaz şarabı tercih etmesini öneririz.

Üç Güzeller

İki büyük bir küçük peribacasının yan yana dizilimi ile çekirdek bir aileyi andıran Üç Güzeller peribacaları, Kapadokya’nın en çok ziyaret edilen ve fotoğraf çekilen noktalarından bir tanesi. Üç Güzeller Ürgüp merkeze 5 dakikalık bir mesafede yer alıyor. Üç güzeller peribacalarının iç kısımları kapalı olduğundan seyir tepesinden görebiliyorsunuz. Çok fazla ziyaretçisi olduğundan, boşken fotoğraf çekebilmek için erken saatlerde gitmeniz faydalı olacaktır.

Uçhisar Kalesi 

Gelelim Uçhisar Kalesi‘ne. Arnavut kaldırımlı caddelerden ufukta Kaleyi görerek ve fotoğraf çekerek ilerliyoruz. Oldukça ihtişamlı bir görüntü. Kale içinden ve dışından merdivenler ile en tepeye tırmanarak şahane manzaraya doğru yol alıyorsunuz. Kapadokya gözlerimizin hapsinde ve karşımızda muhteşem bir manzara var. Vadileriyle ünlü bu bölgede tepeye çıktıkça rengârenk kelebeklerle karşılaşıyoruz. Uçhisar Kalesi’nin şahane manzarasında Kapadokya’yı seyre dalıyoruz. Kale girişinde çeşitle yeme içme mekânları ve hediyelik eşya satan dükkânlar da var. Kapadokya’ya gelip ihtişamlı kaleyi görmeden gezmeden dönmeyin deriz. İçeride epey bir tırmanış yapacağınızı da belirtmek isteriz J

Avanos, Chez Hakan Çömlek

Chez Hakan, Hakan Bey’in Nevşehir Avanos’ta bulunan hediyelik eşya dükkânı, aynı zamanda çömlek yapımının gelen müşterilere gösterilerek görsel bir şölen yaşatıldığı sımsıcak bir atölye.

Chez adını Fransızcada ‘evi, yeri, mekanı’ anlamıyla kullanıyor. Kapadokya turu boyunca pek çok kişiyle tanışmış olmamıza rağmen Hakan Bey’in samimi karşılaması ve misafirperverliğini başka bir yerde yaşamadık diyebilirim. Burada mühim olan satış yapmak değil, gördüğüm ve anladığım burada insan kazanmak isteği. Dostlar kervanı da diyebiliriz.

Ziyaretimizi sanat atölyesini gezerek başlatıyoruz. Atölye Nevşehir’e özgü taştan (Kaya ev) olmasından dolayı oldukça serin ve ferah, dışarıdaki sıcak havayı unutturuyor. Görsellerle zenginleştirilmiş, el emeği ile dolu bir atölye.

Tabi ki Chez Hakan’a uğrayıp da çömlek yapmamak mümkün değil. Şunu net bir şekilde belirtmek isterim ki uğradığınız çömlek dükkânlarında da atölyeler olmasına rağmen müşteriye çömlek yaptırmak ayrı bir külfet olarak görülüyor. Çünkü bir kişiye deneme yaptırılması arkada uzun bir kuyruğu beraberinde getiriyor ve ardı arkası kesilmiyor. Bu sebeple uğradığınız diğer atölyelerde aynı teklifle karşılaşmanız mümkün olmayabilir. Chez Hakan farkı burada gizli:) Biz rica etmeden onlar hazırlıyor neler yapılacaksa. Üstüne bir de ikramlar ve paha biçilemez sohbet.

Chez Hakan ile ilgili detaylı yazım için tıklayın.

Çömlek yapmak istiyorsanız net bir şekilde tavsiye edebiliriz.

Adres: Yukarı Mahalle, 110. Sk. No:21, 50500 Avanos/Nevşehir

Kapadokya Yeme İçme

Kapadokya’da öyle yoğun bir program ile gezeceksiniz ki, açıkçası yeme içme konusu biraz arka planda kalabilir. Yanınızda sürekli atıştırmalık taşımanızda da fayda var. Bazı noktalarda ihtiyaç duyabilirsiniz.

Kahvaltı için otellerimiz dışında bir tercihimiz ve öyle bir vaktimiz de olmadı. Konakladığımız otellerde, yöreye uygun, gözümüze gönlümüze hitap eden kahvaltı sofraları ile ağırlandık.

Fırsat bulup akşam yemek yiyelim dediğimizde ise Göreme’de bir akşam gezisi sırasında Turkish Ravioli Restoran çok dikkatimizi çekti. Mekânın ferahlığı, Göreme manzarası, işletmecilerin sıcaklığı derken açıkçası çok memnun kaldık.

Kapadokya’ya gelip Etli çömlek kebabı yemeden dönülmez. Yöreye özgü sunumu ile bol etli güveçte kebap gerçekten çok leziz. Biz yanında mantı ve iç pilav ile hazırlanıp yoğurt ve domates sos ile servis edilen yaprak sarmayı tercih ettik. Yanında güzel bir kaşık salata ile masamız çok şahaneydi. Mekânın sıcaklığı ve işletmenin ilgisi ile birleşince de keyifli bir akşam yemeği oldu.

Adres: Aydınlı Mahallesi, Aydınlı Sk. No:1, 50180 Göreme/Nevşehir Merkez/Nevşehir

Ürgüp’te kuruyemiş dükkânları, kuru meyve satan yerler mutlaka ziyaret edilmeli, zaten esnaf denemeniz için epey ısrar ediyor. Hiç bilmediğiniz meyvelerin kuru hallerini deneyimleyebilirseniz.

Ürgüp’te yöresel yemekler için Zeytin Restoran oldukça başarılı. Yoğurtlu köy çorbası, güveçte kuru fasulye, patlıcan oturtma, cacık ve salata bizim favorimizdi. Sevdiğiniz pek çok anne yemeğini bulabileceğiniz Zeytin Restoran da öğle yemeği için uğranabilecek noktalardan.

Adres: Zeytin cafe ev yemekleri, Cumhuriyet mahallesi Atatürk bulvarı. iş bankası yanı No:33, 50400 Ürgüp/Nevşehir

Vadiler önünde bulunan gözlemecilerde mutlaka gözleme ayran ikilisini yapmalısınız. El açması gözleme ile yorgunluğunuzu atacaksınız. Biz Zelve’de Şengül Gözlemeyi tercih ettik. Otantik mekânı ve leziz gözlemesi ile tatlı bir atıştırmalık oldu.

 

Kapadokya’da Yapmadan Dönmeyin!!!

  • Vadiler içinde kaybolmadan
  • Avanos’ta çömlek yapmadan
  • Gün batımı izlemeden
  • Testi-çömlek Kebabı Yemeden
  • Aşıklar Tepesi’nde gün doğumu izlemeden
  • Yeraltı şehirlerini gezmeden
  • Balon turu yapmadan,
  • Mevsimine denk gelirseniz, dolunayda vadi turu yapmadan
  • At veya ATV ile vadi gezilerine katılmadan

DÖN-ME-YİN!!!

 

Gamze KIR SAPANCI & Akın SAPANCI

Instagram: @gamzenika

 

FoodTravel

ADETA BİR KIŞ MASALI, ABANT

posted by gamzenika_admin 15 Şubat 2021 0 comments

 

Soğuklar kendini gösterip, kar düşmeye başlayınca, kalbimin en derin köşesinde Abant’a gitme arzusu yeşerir. Çünkü Abant’ın en sevdiği mevsimlerden biridir kış. Ağaçların kar tanesinden dantellerle süslendiği, bembeyaz bir kış masalı olur bu zamanlarda.

Biz de harika bir Şubat gününde rotamızı Bolu Abant’a çeviriyoruz. Yol boyu Karadeniz iklimi, bitki örtüsü derken, cennete doğru yıl aldığını hissediyor insan. Hiçbir yerde kar olmasa Abant’ta olur diye kendimizi telkin ediyoruz yol boyunca. Artık mevsimler değişiyor, ne zaman nerede hangi mevsimi yaşarız belli olmuyor. Nitekim Bolu sınırlarında kar kendini göstermeye başlıyor. Hava tahmin raporlarında da Abant oldukça karlı görünüyordu. Biz bu masalı bu kez beyaz yaşamak istiyoruz doyasıya J Sanırım şans da bizden yana.

Bolu Gölcük Milli Parkı

Otelimize girmeden önce kısa bir keşif yapmak niyetindeyiz. Bolu’ya geldiğiniz zaman mutlaka görmeniz gereken yerlerin başında Bolu Gölcük Milli Parkı var. Hani şu her Bolu fotoğrafının sırlı evi var ya J İşte tam da o evin olduğu göle doğru yola koyuluyoruz. Merkeze 14 km’lik bir mesafede yer alıyor. Milli park yoluna girdiğiniz anda mevsim değişiyor. Yeşilin beyazla en güzel buluşmasına şahit olduğunuz çamlık ormanların arasından biraz tırmanıp Bolu Gölcük Milli parkına varıyorsunuz. Burada yapılması gerekenler mevsimine göre değişiyor. Kış mevsiminde milli park alanı içerisinde yer alan mangal noktalarında sucuk ekmek keyfi yapmanızı öneriyoruz. Kapalı çardaklarda üşümeden keyifle mangalınızı yapabilirsiniz. Bizim şansımıza lapa lapa kar yağmaya başladı ve tam bir karda sucuk partisi oldu. Göl çevresini tam tur yürüyüş ile tamamlayabilirsiniz, karlı havalarda soğuk buna biraz engel olsa da temkinli olup üşümeden yürüyüşü tamamlamanızı öneririz. Göl çevresinde şahane seyir noktaları ve fotoğraf alanları sizi bekliyor. Göl çevresinde tam bir tur ile üşüdükten sonra ise Gazelle restoranın şömine veya soba başında sıcacık bir salep keyfi yapmaya değer. Gazelle hemen milli parkın girişinde bulunan tek restoran. İster yemek yersiniz, ister sıcak bir şeyler içersiniz. Keyifle ve sıcacık oturabileceğiniz bir mekân. Hazır mevsiminde yapılacaklar demişken, bahar da yapabileceğiniz alternatifler üzerinden geçelim. Bisiklet turları çok keyifli oluyor. Restoran önünden bir bisiklet kiralayıp, göl çevresini bisiklet ile gezebilirsiniz. Ayrıca sıcak havalarda sere serpe piknik yapmak da mümkün.

Dört Mevsim Konağı

Gölcük Milli Parkı’nda ilk karın tadını çıkardıktan sonra, Abant’taki otelimize doğru yol alıyoruz. Konaklayacağımız yer aslında bir konak. Dört Mevsim Konağı, gerçekten de dört mevsim Abant’ın güzelliklerini gözler önüne seren harika bir yuva gibi. Buraya ne zaman gelsek samimi ir aile işletmesi olmasından dolayı kendimizi evimizde gibi hissediyoruz. Adının hakkını veren, misafirperverlikte en üst seviyede ve Abant doğasını doyasıya yaşatacak imkânlar sunuyor. Bu kez daha önce konaklamadığımız ahşap köy evi bölümünün 2. Katında olacağız. Manzaramız şahane. Lapa lapa kar yağıyor ve 2 aile olduğumuzdan üst kat bize ait. Terasımızda keyif de yapabiliriz. Dört mevsim konağında konaklarken, ev yemeklerini denemeden dönmek olmak. Sucuk ekmek sonrası iyice acıkmışız, güzel bir ev yemeği sofrası ile akşamımızı şenlendiriyoruz. Her damağa hitap eden güzel ev yemekleri oluyor. Ayrıca turşuları çok nefis. İsterseniz, turşu, bal vb. ürünleri satın alma şansınız da var.

Dört mevsim konağında konaklarken farklı bir lokasyona gitme ihtiyacı duymazsınız. Öyle güzel bir bahçesi var ve bahçe o kadar size ait oluyor ki, özellikle kar yağdığında o hep istediğimiz, kimse karlara dokunmasın, öylece tertemiz kalsın hissinin hakkını veriyor. Gece boyu yağan kar bahçeyi adeta beyaz cennete dönüştürmüş. Sabah uyandığımızda muhteşem bir manzara ile karşı karşıyayız. Şömine başında enfes bir köy kahvaltısı sonrasında kendimizi bahçeye atıyoruz. Konağın arkasına doğru uzanan kocaman bahçe karlar altında kalmış. İstediğiniz gibi yatın yuvarlanın. Tam tadını çıkarmalık. Ayrıca bahçede pek çok çardak, kapalı alan da mevcut. İsteyen misafirler bu alanları da tercih edebiliyorlar. Mangal yapmak, bahçede keyif yapmak da serbest. Hemen yanı başında akan derenin şırıl şırıl sesi ile her mevsim su sesinin de keyfini çıkarabilirsiniz.

Kahvaltısı, yemekleri, muazzam güzellikteki bahçesi ile dört mevsim konağında şahane bir hafta sonu keyfi yaşayabilirsiniz.

Uğrarsanız bizi de hatırlayın.

Adres: Abant, Abant Yolu Üzeri 12.km. Dereceören Merkez (Mehel) Mevki, 51-54, 14030 Bolu

 

Telefon: (0374) 237 10 11

 

Abant Gölü Tabiat Parkı

Abant’a gelip, muhteşem doğasıyla Abant gölünü görmeden olmaz. Her mevsimi başka güzel Abant Gölü, kışın karlar içinde adeta bir gelin gibi. Göl çevresinde araç ile gezmektense yürümenizi tavsiye ederiz. Kar yoğunluğuna göre araçları batan çok fazla oluyor. Özellikle yokuş alanlarda karlı havalarda araçların çıkması epey zor oluyor. Bu konuya dikkat etmek lazım. Abant Gölü’nde konaklayabileceğiniz oteller mevcut. Göl manzarasında konaklamak isteyenler için güzel alternatifler var. Bununla birlikte, konaklamayıp göl keyfi de yapabilirsiniz. Kış mevsiminde göl çevresinde sucuk ekmek, salep satan yerler var. İsterseniz yine göl manzaralı kafeteryaları tercih edip yeme içme ihtiyacınızı keyfe dönüştürebilirsiniz. Abant Gölünde ayrıca bir de çadır kamp alanı var. Birkaç sene önce -8 derecede yeni yıla Abant çadır kampında unutulmayacak bir keyifle girmiştik.

Her zevke her bütçeye uygun konaklama ve yeme içme mekânıyla Aban Gölü de kış mevsiminde görmeniz gereken noktalardan bir tanesi.

 

Abant Yeşil Ev Masal Evleri

Adı gibi bir masal diyarından bahsetmek istiyorum. Çocukluğumuzun vazgeçilmez karakterleri pamuk prenses ve yedi cücelerin o şirin dünyasında huzur bulmak isteyenler için tasarlanmış harika bir konaklama konsepti. Yemyeşil bir doğanın içinde kurulmuş, Bilgin, Uykucu, Neşeli’nin evlerinde konaklamak hem sizi çocukluğunuza götürecek, hem de konsepti gereği inanılmaz bir huzur verecek.

Birbirinden farklı evleri ile kendinizi Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler masalının içinde hissedeceksiniz. Hepsi ayrı bir hayal dünyası. Doğanın içinde kuş sesleri eşliğinde uyumak, tertemiz bir havaya uyanmak gerçekten çok keyifli. Abant Yeşil Evlerde kış mevsimi ise paha biçilemez.

Abant’ın eşsiz doğasında kurulmuş masal evler; Hayal Ev, Aksırık (üst), Meraklı Ev, Neşeli Ev, Rüya Ev, Utangaç Ev, Ağaç Ev, Uykucunun Evi, Bilginin Evi, Öfkelinin Evi (alt), Öfkelinin Evi (üst), Yeşil Ev, Aksırık (alt) şeklinde masal evleri.

Biz masal evlerinden Bilginin Evi’ni tercih ettik. Aslında şunu da net bir şekilde belirtmeliyim, Abant Yeşil Evlerden birinde özellikle hafta sonu konaklamak isterseniz çok uzun zaman öncesinde rezervasyon yapmanız gerekiyor. Aksi halde her mevsim ve her hafta sonu dolu. Ben sanırım 3 ay öncesinden bu evi rezervasyon yapabilmiştim. Dolayısıyla, konsept seçmek isterseniz de erkenci olmanız da fayda var. Hafta sonu ve resmi tatil tarihlerinde çok rağbet gördüğünden hemen istediğinizi rezerve etme şansınız da olmuyor. Her evin fiyatı kalacağınız kişiye göre kişi başı fiyat olarak belirlenmiş. Ayrıca her evin kişi başı fiyatı da farklı, fiyatlar ev konseptlerine, içeriklerine ve kapasitelerine göre değişiyor. Ödemenin bir kısmını yaparak rezervasyon yapıyorsunuz.

Bilginin Evi; bence masal evler içinde en masalsı olanlarından bir tanesi. Dubleks, ahşap konseptli ev içinde şöminesi, alt katta çift kişilik, üst katta ise 4 ayrı yatak bulunuyor. Bilginin Evi 6 kişi kapasiteli en şahane evlerden biri. Burada kalabalık arkadaş grubunuzla şahane vakit geçirebilirsiniz. Evin içinde her şey oldukça otantik. Şömine karşısında 2 tane kütük ve 2 adet düz berjer bulunuyor, tam burada ateş keyfi yapmak için harika. Masal evin şömineli olması bence seçiminizin birinci şartı olmalı. Şömine ateşinde tam bir Abant havası yaşanıyor. Yerde kürklü halılar tercih edilmiş. Evin her detayı doğayı temsil ediyor. Perdeler, duvardaki süsler, ahşap detayları, sizi dağ evinde kış tatili yapmaya geldiğiniz havasına sokmaya yeter. Banyo ve tuvalet bile oldukça otantik detaylar içeriyor. Diğer evlere göre daha izole bir noktada olmasından dolayı da doğanın kalbinde hissediyorsunuz. Sabah uyandığınızda tertemiz Abant havasını içinize çekerek, kuş sesleri eşliğinde bahçesindeki salıncakta keyif yapabilirsiniz. Evin bahçe ve verandasında da keyif yapabilirsiniz. Verandada otantik süslemeler dikkat çekiyor. Ayrıca, verandada da oturabileceğiniz koltuklar mevsime göre orada sizi bekliyor.

Aban Yeşil Ev’de her Cumartesi canlı müzik oluyor. Akşam yemeğimizi canlı müzik eşliğinde yiyoruz. Menü herkese hitap eden seçenekler ile gayet çok alternatif içeriyor. Abant her mevsim soğuk J Hangi mevsimde giderseniz gidin, hazırlıklı olmanızı öneririz. Restoran alanında, dış mekânda da ateş yakılıyor. Hem keyifli bir kış konsepti hem de sıcacık.

Sabah kahvaltısında restoranın en güzel masasını kapabilmek için erkenciyiz. Şöminenin tam karşısında bulunan masa şahane. Erken kalkan yol alır J Masayı kaptık J Kahvaltı içeriği de oldukça zengin. Kuş sütü eksik dediğimiz cinsten zenginlikte. Hem gözünüz hem de mideniz doyacak.

Restoran alanındaki süslemeler ve tasarım da şahane. Gündüz gözüyle daha fark edilir. Bakır kapların tereklere dizilmiş hali, birçok çeşit eski saat, duvarda hayvan figürleri gibi pek çok otantik süs eşyası görmeniz mümkün.

Abant Yeşil Ev Masal Evleri, bence herkesin hayatında bir kere de olsun gidip, masal keyfini yaşaması gereken bir konaklama konsepti. Baharı, yazı, kışı her mevsimi birbirinden güzel, doğanın içinde huzuru bulup, çocukluğunuzun unutulmaz kahramanlarının evlerinde vakit geçirebileceğiniz farklı bir konaklama tasarımı.

Uğrarsanız bizi de hatırlayın.

Adres: Abant Yolu 5. Km Merkez / BOLU

Telefon: 0374 237 11 49/0544 237 11 49/0534 076 85 85

Mail: yesilevmasalevleri@gmail.com

 

Kış Mevsiminde Abant’ta Yapmadan Dönmeyin;

Gölcük Milli Parkı’na gitmeden,

Gölcük çevresinde yürüyüş yapmadan,

Karda sucuk ekmek keyfi yapmadan,

Gazelle’de salep içmeden,

Dört mevsim konağı bahçesinde keşifler yapmadan,

Kartopu oynayıp, karda yuvarlanmadan,

Dört Mevsim’in leziz ev yemeklerini denemeden,

Abant göl çevresinde doğa yürüyüşü yapmadan,

Gece kar manzarası izlemeden,

Gece kar yürüyüşü yapmadan,

Masal evlerde konaklamadan,

DÖN-ME-YİN!!

 

Gamze KIR SAPANCI & Akın SAPANCI

Instagram: @gamzenika

 

Travel

MASALLAR ROTASI ALSACE

posted by gamzenika_admin 7 Ocak 2021 0 comments

 

Yeni bir yıla girdiğimiz şu günlerde, yeni yıl ruhunun tüm detaylarına varana kadar yaşandığı Alsace Şarap Yolu rotasından bahsetmek istedik. Dört bir yanı üzüm bağları ile kaplı Alsace yoluna bir köyden başlayıp, büyülenip, masalsı düşüncelerinizle öbür köyleri ziyaret edeceksiniz. Evet, tam da söylediğimiz gibi. Adeta bir masalda hissedeceğiniz kadar şirin, özellikle kış aylarında yeni yıl süslemeleri ile görülmeye değer.

Ortaçağ masallarına rengârenk bir yolculuk yapmak için Strazburg’dan başlayıp Colmar’a kadar uzanan Alsace rotasını görmeniz gerekiyor. Kış mevsiminin bu kadar yakıştığı başka bir rota yok desek yeridir.

Peki, Alsace Bölgesi Neresi?

Alsace; Fransa’nın kuzeydoğusunda yer alan ve Ren Nehri boyunca uzanan bölgesi. Ayrıca Fransa’nın Almanya sınırında, Ren Nehri ile sınırlandırılmış bölgesi. Hatta eskiden Almanya’ya ait olan bu bölgede Alman kültür yansımalarını çok fazla göreceksiniz. Yakın tarihte Alsace bölgesindeki tüm şehirler Almanya-Fransa arasında git gel yaşamış, nihayet 20. Yüzyılın 2. Yarısı itibari ile Alsace bölgesi resmi olarak Fransa toprağı olmuş. Gerek dil, mimari yapılar ve kültürel konularda Alman Fransız karışımını görmek mümkün.

Alsace Şarap Yolu

Alsace dünyanın şarapları ile nam salmış bir bölgesi. Alsace şarap yolu da 170 km’lik bir köyler rotası. Rotanın en güzel yanı ise Orta Çağ mimarisinin hakim olması. Birçok kasaba adeta bir masaldan fırlamış gibi süslenmiş evlerle, sokaklarda sizi büyülüyor. Alsace şarap yolunda ilerlerken, üzüm bağlarının arasından, her birinde saatlerce vakit geçirmek istediğiniz kasabalarda durup kaybolacaksınız. Şarap yolu boyunca uzanan üzüm bağları, şarap üretim tesisleri, şarap tadım noktaları hep yolunuz üzerinde olacak. Hem masal diyarında gezip, hem de dünyaca ünlü şarapların tadına bakabilirsiniz.

Alsace rotasında en çok dikkat etmeniz gereken erken yol almak. Her kasaba, her köy öyle muhteşem ki, her birinde uzun uzun vakit geçirmek ve şahane fotoğraflar çekilmek istiyorsanız tura erken başlamalısınız, dileğiniz kadar vakit geçirin.

Peki, Alsace Rotasına Ulaşım Nasıl?

Türkiye’den Alsace’a gitmek için en kolay ulaşım Basel Mulhouse Freiburg Havalimanı’ndan yapılıyor. Tabi bunun yanında, Zürih, Stuttgard veya Frankfurt’a uçup, buradan araç veya otobüs ile de geçmek mümkün. Biz Basel üzerinden gitmeyi tercih ettik. Basel’in en güzel yanı da indiğiniz anda 3 ülkeden birine gidebilecek sınırda olmanız. Basel havalimanından Fransa, Almanya ve İsviçre olmak üzere 3 ülkeye çıkış yapabiliyorsunuz. Eğer araç kiralayacaksanız da Alsace rotası için Fransa tarafından teslim alacağınızı belirtmenizde fayda var.

Alsace Rotası Ne zaman Yapılmalı?

Alsace rotası eminiz ki her mevsim şahanedir. Yemyeşil üzüm bağlarının arasında şahane bir yaz mevsimi gezisi, sonbahar renkleri ile masalsı bir güz gezisi ya da karlar içinde yeni yıl ruhunu yansıtan süslü bir gezi. Açıkçası sizin şartlarınız hangi mevsimde uygun oluyorsa, o mevsim Alsace muhteşem olacaktır. Tabi şunu da söylemeden duramayacağız, Alsace rotası demek, Noel pazarları demek, süslenmiş evler demek, kurabiye gibi köyler kasabalar demek J Noel zamanı Alsace rotası yaparsanız, masal diyarında geziyor gibi hisseder ve çokça mutlu olursunuz. Noel pazarları genellikle Kasım ayının ortalarında başlayıp Aralık aynın sonuna kadar sürüyor.

Alsace Rotasına Kaç Gün Ayıralım Derseniz

Alsace rotası için en az 4 gün ayırmanızı tavsiye ederiz, eğer bizim gibi Basel’den başlayıp ciddi ciddi 3 ülkeye de çıkacaksanız da işin rengi değişir 🙂 10 gün de zor yeter J Sadece Alsace rotası yapılacak ve tadına varılarak gezilecek ise de mutlaka en az 4 gününüz olmalı. Öyle şahane bir rota ki, hızlı gezmek tatmin etmeyecektir. Tadını çıkararak gezmek isteriz diyenlere ise 6 gün yeter 🙂 Tabi bu süreler bizim fikrimiz. Herkesin gezme ve keyif alma şekli farklı. Bu durum, kişilere göre, şartlara göre de değişir elbette.

Gelelim Masal Rotası Alsace’a

Rotayı kendi yaptığımız gezimize göre sıralı olarak yazdık. Alsace rotası dışında Almanya ve İsviçre de yaptığımız için sıralama bu şekilde J Ayrıca araç kiralayarak gezdiğimiz için de istediğimiz şekilde harekete debildik.

İlk durağımız görmek için çok meraklandığımız Colmar olacak.

Colmar

Alsace rotamızın en gözdesi Colmar, ilk durağımız ve hatta son durağımız olarak ikinci kez gitmeye üşenmediğimiz masal diyarı. Masal diyarı Colmar gezimiz sırasında Noel’in izlerini yansıtan pek çok mekân görüyoruz. Kimisinin balkonlarından sarkan ayıcıklar, kiminin yılbaşı süsleri derken her bir mekânın etkisinde adeta büyülenerek geziyoruz. Sokaklar arasında kaybolurken, süslenmiş Alsace evleri bizi büyülüyor.

Colmar, Alsace rotasının başkenti olarak geçiyor. Özellikle Noel zamanı inanılmaz bir kalabalık ile rotanın gözdesi. Kanalları, rengarenk Alsace evleri, envai çeşit süsleme ile sizi büyüleyen evler, sokaklar.. Hepsi Colmar’a bir daha gelmek için bir sebep olabilir.

Colmar’da gerçekten anlamlı bir gezi yapmak isterseniz hem gündüz hem de gecesini görmelisiniz. En az 1 gece konaklamalı olarak Colmar gezisi planlarsanız şahane olacaktır. Kaldığımız otel, Hotel Arc En Ciel, araç varsa şehir merkezine yakın sayılır. Link için tıklayın;

http://www.hotel-arc-en-ciel-colmar.fr/en/

 

Colmar Gezilecek Yerler

  • Fontaine Schwendi: Meydanda bulunan çeşme.
  • Petite Venice: Küçük Venedik denilen bu yer, kanal boyu gezeceğiniz rengaremk evlerin olduğu bölge.
  • Özgürlük Heykeli: Colmar girişinde bulunan ve çok tanıdık olan özgürlük heykelini, dönüş yolunda tekrar uğradığımızda görmüştük. ABD’nin simgesi olan heykel neden Colmar’da pekte anlam veremedik J Meğer heykeltıraş Colmar’lıymış J
  • Koifhus : Gotik bir Rönesans binası
  • Place de la Catedrale: Kasabanın ortasında bulunan ihtişamlı Katedral.

Colmar’dan Neler Almalı?

Birçok hediyelik eşya dükkânı arasından en sevdiğinizi seçip, kışa ve yeni yıla uygun şahane objeler alabilirsiniz. Özellikle sevdiklerimiz, kar küreleri, konuşan gingerbread oyuncaklar, gingerbread temalı anahtarlık, kapı süsü. Bizim en çok sevdiğimiz de gittiğimiz ülkelerden kartpostallar alıp tablo yapmak. Colmar’da da harika kartpostallar bulduk. Bunların yanında Bretzel ve diğer sevdiğiniz patisserie ürünleri de son gün alıp götürebilirsiniz, neden olmasın J

Colmar’da keşfettiğimiz ucuzluk pazarı gibi bir dükkân vardı. Hediyelik alınabilecek envai çeşit ürün var. Türkiye’deki Japon Pazarı gibi düşünülebilir. C’est Deux Euros, son dakika keşfettiğimiz ve bir sürü ürün aldığımız ucuz dükkân olarak not edin.

Colmar’da yeme-içme için tercih ettiğimiz mekânlar; (Alsace Lezzet Durakları Kocaeli Life Yazımız İçin Tıklayın) 

http://kocaelilife.com/alsace-lezzet-duraklari-h5173.htm

Brasserie Les Tanneurs Colmar ; Alsace’a özel Flammekueche denemek için en doğru mekanlardan biri diyebiliriz.

Poulaillon Colmar ; Sürekli bahsettiğimiz ve Fransa’da doyamadığımız  meşhur Patisserie’lerden bir tanesi Poulaillon. Colmar sokaklarında, masalların arasında kaybolurken bir kahve molası verip, yanında da güzel bir Almanya Berliner’i yemek isterim derseniz doğru yerdesiniz.

J.J. Murphy Irısh Pub Colmar; Colmar’da akşam saatlerinde keyifli bir mekâna gidip bir şeyler içmek isterim derseniz de hemen meydan da bulunan Murphy Pub oldukça keyifli bir köşe pub😊 İlginç dizaynı ile dikkatleri çekiyor.

Patisserie Gilg ; Çok sevdiğimiz patisserielerden bir tanesi de Colmar’a girişte keşfettiğimiz ve açlıktan 2 kruvasan aldığımız Gilg oluyor. Rengârenk makaronlar ve mini pastalar ile süslenmiş vitrinine vurulup içeri girmemek mümkün değil.

Gilg’de imza tatlardan bahsedecek olursak, özellikle ekler pastası ve makaronları çok konuşulanlar arasında. Bizim favorimiz de kahveli ekler ve makaronlar oldu. Ekler pastalar tazecikti. Kruvasanlardan da sade ve çikolatalı denedik, oldukça taze ve lezzetliydi. Ayrıca Alsace’ın meşhur keki Kougelhopf da burada denenebilir. Colmar’a ilk girdiğimiz anda keşfettiğimiz Gilg, Colmar’a veda ederken de makaron paketleyerek ayrıldığımız son nokta oldu 😊 Makaron almak istediğinizde uğramalısınız.

Kurabiye gibi rengârenk süslenmiş evleri ve masal kitabının en sevilen masalı olan Colmar’a veda ederken, bir daha geleceğimizi umuyoruz.

Eguisheim

Colmar’a en çok benzetilen, 2013 yılında Fransa’nın en güzel köyü seçilen Eguisheim, çiçeklerle süslenmiş renkli evleri ile diğerlerine göre daha küçük ve sevimli bir köy. Çember şeklinde tasarlanmış köyde, yürüyüp başa döndüğünüzde şaşırmayın J Alsace rotasının tescilli güzeli Eguisheim’i de adım adım gezerken, Arnavut kaldırımlı sokaklarında, her an daha iyi bir fotoğraf karesi olamaz derken, yeni bir güzel manzara ile anılarınıza şahane fotoğraflar ekleyeceksiniz.

 

Kaysersberg

Orta çağdan kalma kalesi ve Ren Nehrinin iki yakasını birbirine bağlayan tarihi köprüsü ile masallardan fırlamış gibi. Kaysersberg, İmparator’un Dağı anlamına geliyor ki adı gibi dağların arasında kalmış bir masal diyarı.

Weiss Nehri kıyısında, dağların eteğine kurulmuş Kaysersberg’e sabah çok erken saatlerde gidip şirin bir pastanede Fransız kahvaltısı ile güne başlamayı düşündük. Köye girdiğimiz anda bu köyün diğerlerine göre çok değişik bir havası olduğunu da düşündük. Hem dağların eteğinde oluşu, hem tepede eski bir kalesinin olması film karelerinden çıkmış bir hava veriyor. Köye girişimiz de maceralıydı J Sabah mahmurluğu ve çok erken saatte kimselerin de olmayışı ile ters yöne girdik biraz bilinçli J Aman Tanrım, meğer ne çok kişi varmış J Ne sinirlenmeler, ne tepkiler, Fransızlar kural insanları. Sakin sakin kuralına uygun aracımızı park edip güzel kahvaltımıza döndük.

Her gittiğimiz köyde patisserielere uğramadan dönmediğimizden burada da geleneği bozmadık. Erken saatlerde açık bulduğumuz L’Enfarine Kaysersberg’de kruvasanlar, çeşit çeşit bretzeller ve pomme ve kougelhopf Fransız kekleri, her biri özenle hazırlanmış pek çok ürün, kahvaltı için oldukça cezbedici.

Tahıllı Bretzel, kougelhopf ve kruvasan ile birlikte kahvemizi alıp, şirin fırın cafede güzel bir kahvaltı yapıp enerjimizi depoluyoruz. Böylece Kaysersberg’de keyifli bir tur yapmak için hazırız 😊

Kaysersberg için bir dip not, rotanın en çok ziyaret edilen 2. Köyü arasında yer alması. Bizim fikrimiz Kaysersberg için güzel bir zaman ayırmanız.

 

Riquewihr

Alsace köyleri arasında tarihi dokusunu en çok koruyan olarak bilinen Riquewihr, gerçekten yağlı boya tablosu gibi önünüzde durunca aşık olacaksınız. Şarapları ile ünlü Riquewihr, 2. Dünya savaşını atlatmış ve bu sebeple köy surlarla örülü. Diğer tüm Alsace rotaları gibi burası da çok popüler olduğundan özellikle öğle saatlerinde oldukça kalabalık oluyor. Yine sabah erken gitmenizi, güzel fotoğraflar yakalayabilmek ve daha sakin gezebilmek adına tavsiye ediyoruz. Köyleri gezerken, aracımızı uygun bir yere park edip, köy içinde her yeri adım adım geziyoruz. Böylece, kaçırdığımız bir nokta da olmuyor. Üşenmeden her noktasını didik didik gezip keyfini çıkarmak en güzeli. Arnavut kaldırımlı sokaklarında gezmeye doyamıyoruz.

 

Hunawihr

Rotamız üzerinde bulunan Hunawihr’e çok kısa da olsa uğradık. Özellikle Ribeauville ve Riquewihr rotasına gideceksiniz yolunuzun üzerinde bu şirin köye de uğramanızı tavsiye ederiz. Çok küçük bşir köy olan Hunawihr tepede yalnız başına duran St. Jacques le Majeur kilisesin etrafında üzüm bağları manzarası ile daha farklı bir görünüme sahip. Hunawihr köyünü 7.yy’da Hunon kurmuş ve kasabaya karısı Hune’nin adını vermiş. Şirin sokakları, renkli evleri, farklı manzarası ile geçerken de olsa bir uğramanızı öneririz. Diğer köylere göre de oldukça sakin ve sessiz bir köy.

Ribeauville

Bir yanda Vosges Dağları, bir yanda üzüm bağları ile bir tablo köy daha karşınızda. Ribeauville 15. Yüzyıldan 18. Yüzyıla uzanan tarihi dokusu, bu tarihlerden bugünlere gelen ahşap evleri ile Alsace rotasının en gözde köylerinden bir tanesi. Tarihi kuleleri, çeşmeleri, Ortaçağ döneminden kalma evleri ile her yıl bu rotada pek çok turist ağırlıyor. Ribeauville’de, Saint Ulrich Kalesi, Girsberg Kalesi ve Haut-Ribeaupierre Kalesi özellikle görmeniz gereken yerler listesinde yer alıyor. Dağ yolunda bulunan yürüyüş yolundan ilerleyip, şahane Alsace manzaralı bu kaleleri ziyaret edebilrisiniz. Hotel de Ville (Belediye Sarayı), Tours des Bouchers (Kasap Kulesi) ve 1600’lü yıllara ait Maison des Menetriers (Kemancıların Evi) görülmeye değer diğer tarihi mekânlar. Küçük bir köyde o kadar çok ziyaret noktası var ki, iyi zaman ayırmanız faydalı olacak.

Grand Rue caddesinde, pek çok hediyelik eşya dükkânı var. Mutlaka uğrayın. Ayrıca Riesling şarabı ile ünlü Ribeauville’de şarap keyfi için Wistub Zum’a uğrayabilirsiniz. Hem de yöresel tatlara bakma şansınız olacaktır.

 

Obernai

Çiçeklerle süslenmiş ahşap evleri ve her biri başka bir güzelliğe çıkan taş sokakları ile Alsace bölgesinin bir başka masal diyarı olan Obernai’deyiz.

Kasabanın en büyük kilisesi St. Peter ve Paul görülmesi gereken tarihi mekânların başında geliyor. Aynı zamanda kasabanın tek sinagogu olan Obernai Sinagogu da görülmeli.

Tour d’Enceinte kulesi kasabanın etrafını çevreliyor.

Oberkirch Kalesi kuleleri 18. Yüzyıla ait ve kulelere çıkmak için bir köprü yapılmış. Vaktiniz varsa kulelere çıkıp bir seyir yapabilirsiniz.

Etoile Meydanı’nda Obernai’nin en renkli, en süslü evlerini görmeniz mümkün. Obernai evleri de Alsace evleri gibi ahşaptan yapılmış. 1300-1700 tarihleri arasında inşa edildikleri biliniyor. Kolon ve kirişleri ahşap olan evlerin duvarları balçık ile sıvanıyor. Üzerine rengârenk boyamalar ile de oluyor size Alsace evleriJ

Etoile Meydanı’nda ihtişamlı görüntüsü ile atlıkarıncayı da görürseniz çok şanslısınız. Yeni yıl ruhunun tam olarak bu noktada yaşandığını söyleyebiliriz. Kendimizi bir masal kitabının içinde hissettiren bu görüntüde birçok fotoğraf çekiyoruz.

Beffroi Meydanında bulunan, kasabanın koruyucusu olduğuna inanılan Odile için inşa edilmiş anıtsal çeşmeyi de görmelisiniz. Aynı meydanda kasabanın saat ve çan kulesi olan Kapellturm bulunuyor. Burası aynı zamanda yöresel Pazar alanı ve Noel zamanı da Noel pazarları kuruluyor. Noel zamanı kasabanın en yoğun meydanı diyebiliriz.

Obernai’de bir kahve molası ve yine vazgeçemediğimiz patisserie ürünler ile iyice dinleneceğiz. Caddenin göbeğinde bulunan Patisserie Schaeffer Reck Obernai, tatlıları ile gündemde. Özellikle Ekler ve Tiramisu favoriler arasında. Malzemeler öyle bol kullanılmış ve kalite öyle belli ki, silip süpürüyoruz adeta 😊 Yanında kahvemizle, değmeyin keyfimize. Tam da kahvemizi yudumlarken, camdan bakınca lapa lapa yağan kar mutluluğumuzu katlıyor.

Bu mutlulukla rotamızın son durağı Strazburg için yola koyuluyoruz.

 

Strazburg

Alsace bölgesinin başkenti Strazburg Fransa’nın kuzeydoğusunda bulunan, nüfus bakımından 7. Büyük şehri. Strazburg Fransa ve Almanya sınırında bulunduğundan, Fransız-Alman kültürünü bir arada görebileceğiniz bir şehir. Ortaçağ mimarisinin hakim olduğu şehirde İll Nehri boyunca uzanan şahane köprü manzaraları, ahşaptan yapılmış ve süslenmiş evler, çiçeklerle kaplı bahçe ve parklar görmek içinizi açacak.

Gezilecek yerleri, şahane kafeteryaları, hediyelik eşya dükkânları, kafanızı dinleyeceğiniz park ve meydanları ile Strazburg görmeye değer bir şehir. Alsace rotasını gezerken de en çok şehir hissini alacağınız bir şehir burası. Diğer rotalarda daha çok köy ve kasabalar içinde kaybolacağınızdan, şehir havasının ayrı tadını da çıkarmanızı tavsiye ederiz.

Strazburg’da görmeden dönmeyin dediğimiz yerler; Notre Dome Katedrali, Petite France, Les Pount Couverts (Üstü kapalı köprüler), Gutenberg Meydanı, Rohan Sarayı, Alsas Müzesi.

Vauban Barajı üzerinde bulunan köprüye çıkarak 3 adet kulesi bulunan Ponts Couverts’i mutlaka görün. Şahane bir manzara sunuyor.

Strazburg’da nerede kalalım sorusuna güzel bir otel tavsiyesi de vermek isteriz, şehir merkezine oldukça yakın ve çok konforlu otelimiz Nemea Appart’hotel https://en.nemea-appart-hotel.com/

Kış ayında yapılan dolu dolu bir seyahatte, yorgunluk atabileceğiniz, havuz keyfi yapabileceğiniz, şahane bir tercih olacaktır.

Strazburg’da neler yenir derseniz; patisserie ürünlerinin envai çeşidini denemeden dönmeyin deriz. Strasburg gezimizin favori patisserielerinden bir tanesi pek çok şubesi olan Burgard oluyor. Aslında sabah kahvaltısı niyetiyle muhteşem sandviçler için uğradığımız Burgard’dan bretzel de almadan çıkamıyoruz. Alıp çantamıza atıp, acıkınca yeriz deyip depolama yapıyoruz. Bir de marmelatlı kurabiyelerden alıp, tatlı işini de çözmüş oluyoruz.

Burgard vitrinde özenle hazırlanmış sandviçleri görebilirsiniz. Bunun yanında, sizin başka bir sandviç tercihiniz varsa, hemen önünüzdeki sandviç malzemelerinden kendi seçiminizi oluşturmanız mümkün. GTon balıklı ve fesleğen soslu sandviç efsaneydi. Bretzellere zaten sözümüz yok. Marmelatlı Berliner ise tam bir lokmalık 😊

Bir de Strazburg’da güzel bir akşam yemeği planı yapmanızı öneririz. Biz, Notre Dame Katedralinin hemen yakınında bulunan şahane restoran Aux Armes De Strasburg’da bir akşam yemeği planı yaptık. Tercihlerimiz, özel mantı taneleri ve ekmek parçaları ile birlikte sunulan kremalı tavuk haşlama yemeği ve Viyana’da bir benzerini yediğimiz (tabi asla bir Plachutta olamayacak hiçbiri 😊) et haşlama yanında fırın patates ile geliyor. Yemeklerimizin yanında kremalı salatalık ve havuç da geldi. Ekmek servisi de olması sulu yemekleri bandıra bandıra yeme geleneğimizi de bozmadı 😊

Mekânın dizaynına bayıldık. Şehrin göbeğinde olması ise büyük bir avantaj. Kırmızı beyaz pötikarelerle süslenen masalar, Noel zamanlarından kalma süslemeler, personellerin sıcak karşılaması ile bizden tam not aldı. Gerek hizmet kalitesi gerek fiyat performansı açısından çok memnun kaldık.

Starzburg’u keyif dolu bir gezi ve şahane lezzet durakları ile hatırlayıp, bir daha gelmeyi diliyoruz 🙂

 

Yapmadan DÖN-ME-YİN!

Colmarı’ı hem gece hem gündüz görmeden,

Colmar sokaklarında kaybolmadan,

Ren Nehri’ne doğru hayaller kurmadan,

Kaysersberg’de bir gün geçirmeden,

Bretzel çeşitlerini denemeden,

Kruvasanların tadına bakmadan,

Flammenkuchen yemeden,

Kougelhopf yemeden,

Gingerbread almadan,

Makaronları tatmadan,

Alsace köylerinin hepsini gezmeden DÖN-ME-YİN!

 

Gamze KIR SAPANCI & Akın SAPANCI

Instagram: @gamzenika

 

 

 

Food

WATERGARDEN İSTANBUL’DA LEZZET DURAKLARI

posted by gamzenika_admin 15 Aralık 2020 0 comments

 

Aralık ile birlikte kış mevsimi kendini hissettirmeye başladı. Soğuk havaların etkisine girmişken, içinizi ısıtacak kadar samimi, sıcacık lezzet durakları ile sizlerleyiz. Aralık ayında tercihlerimiz hem romantik, hem sportif mekânlar. İtalya’nın eşsiz, romantik, samimi restoranlarından birinde hissetmek için Serenzo, şöyle bir keyif yapayım diye her an uğrayıp bahçenin veya iç mekânın tadını çıkaracağınız Fat Boy, takımınızın maçlarını izlerken aynı zamanda damak tadınıza uygun atıştırmalıklar ve yemekler eşlik etsin istiyorsanız da O’learys tam size göre.

 

SERENZO

Serenzo gerçek İtalyan mutfağını sevenler veya tatmak isteyenler için çok iyi bir seçenek.

Bizce Akdeniz’in en nefis yemek adreslerinden biri kesinlikle İtalya’dır diyebiliriz. Tüm dünyada nam salan gerçek İtalyan mutfağını, İstanbul’da deneyimlemek isteyenler için Watergarden Alaşehir’de artık harika bir mekân var; Ristorante Serenzo!

8 yıldır Gayrettepe’de hizmet veren Trattoria Serenzo, Ataşehir Watergarden AVM’de  “Ristorante” olarak 10 Ekim 2020 tarihinde servisine başladı. Sıcak bir aşk hikayesi ile doğarak gerçek İtalyan lezzetini Enzo Şef’in tasarladığı tabakları ile misafirlerine sunan Serenzo, hem iç hem dış mekanında misafirlerini ağırlamayı bekliyor. Ünlü oyuncu Emre Kınay’ın sahibi olduğu mekânın isim hikâyesi de bir hayli keyifli. İsmini mekânın ortakları Serpil ve Lorenzo’nun hayatları gibi, isimlerini de birleştirmelerinden alan Serenzo’nun menüsünde gerçek bir İtalyan Restoranı’na giderek bulmak isteyeceğiniz sıcak, soğuk tüm lezzetler ile sürprizli tatlıları yer alıyor. Menüde yer alan pek çok lezzetin reçetesi de Enzo Şef’in ailesinden geliyor.

Lorenzo Şef’in tarifleri tipik İtalyan ev yemekleri gibi, yalın ve çok lezzetli. Fiyatları kalitesine ve konumuna göre makul. Denerseniz pişman olmayacağınıza eminiz.

Ziyaretimiz sırasında birçok farklı yemeği ufak ufak tatma imkânımız oldu, hepsi de şefin özel reçeteleriyle hazırlanmış ürünlerdi. Her damağa hitap eden sunumlar ile Serenzo da İtalyan mutfağına ayrı bir hayran kalacaksınız. İtalyan mutfağını, İtalyan bir şefin el lezzetlerinden deneyimlemek bizim için de büyük şans. Bununla birlikte en çok dikkat edilen konu malzemelerin de kesinlikle İtalyan mutfağına hitap ediyor olması ve malzemelerinin de birebir İtalyan mutfağından geliyor olması.

Gelelim bizim deneyimlediğimiz muhteşem İtalyan lezzetlerine;

Biz bu tadım günümüzde İtalyan mutfağının özellikle deniz ürünlerini deneyimlemek üzere yola çıktık. Serenzonun imza yemeklerinin pek çoğu deniz ürünleri olunca, açıkçası çokta iyi bir tercih yaptığımızı düşünüyoruz.

Marsala

Her masaya gelen Marsala ev yapımı. Kurutulmuş domates ile karıştırılmış zeytin ve zeytinyağı eşliğinde servis edilmektedir. Kurutulmuş domatesin saf zeytinyağı ile buluşması şahane bir tat bırakıyor damağınızda. Tabi çok yiyip midenizi şişirmeyin çünkü deneyeceğimiz çok güzel yemekler olacak.

Ahtapot Carpaccio

Benmari usulü pişirme yapılan Ahtapot, ince dilimler halinde pesto sos eşliğinde servis ediliyor. Benmari usulü pişirilmiş olması da ahtapotun yumuşacık tadına varmanızı sağlıyor. Lezzeti öldürmeden tabağınıza getirmenin en şık hali. Sunum oldukça şık ve lezzetli. Pesto sos ile birlikte İtalyan mutfağına yakışır bir sunum olmuş. Deniz ürünleri deneyecekseniz mutlaka listenizde olsun.

Karidesli Muska Böreği

Karidesli muska böreği ile ilgili hoş bir hikâyemiz var. Serpil hanım tabak gelir gelmez uyarıyor. Eğer içeriğin şovunu görmek ve kayıt altına almak istiyorsanız mutlaka elle yemelisiniz. Tabi şık bir İtalyan restoranında da nasıl elle yiyeceğiz diye düşünmeden edemiyoruz. Biz düşünürken, tatlı şefimiz Enzo bizi izliyor ve tam böreği elimize alıp bölmek üzereyken basıyor fırçayı JKendimizi kötü hissetsek de Serpil Hanım imdadımıza yetişip eşine gerekli açıklamayı yapıyorJ Biz de karar veriyoruz. Bir tanesi elle bölünecek bir tanesi bıçak ile kesilecek . Sonuç; Bıçakla değil elle😊 neden elle diye sorarsanız, rengârenk sebzelerle ve ıspanak ile hazırlanmış karidesli iç malzeme börek, elle koparıldığında ortaya harika bir görüntü çıkarıyor. İç malzemenin renkli şölenine tanık olmak istiyorsanız elle bölmelisiniz ve malzemenin akışını izlemelisiniz. Sunumu ve yeme şekli ile lunapark gibi şölen tadında karidesli muska böreği. E tabi tadına da söyleyecek çok şey var. Bizim favorimiz oluyor. Hani elle böldük ya J Parmaklarımızı ısıracağız müsaadenizleJ

Avokado Karides Salata

Biz bu salataya bayıldık, içerisinde yok yok. Tereyağında kavrulmuş mis gibi kokan karideslere, mevsim yeşillikleri, bolca sebze ve avokado üzerine çekirdek taneleri.

Şayet diyet yapıyorsanız veya sağlıklı beslenmeye karar verdiyseniz, harika sunumu ile avokado karides salata menünüzde yer almalı. Özellikle sosu, muhteşem bir uyum oluşturmuş. Tadı damağımızda uğurluyoruz şahane salatamızı.

Anchoviez Pizza

Bir Karadenizli olarak balığın her türlüsüne hayranız, İtalyan mutfağında su ürünleri hemen hemen her yemekte bulmak mümkün, tıpkı Ançüez Pizza’da olduğu gibi.

Peki ançüez nedir? Genellikle hamsiden yapılan ançüez, çaça, sardalye ve tirsi balıklarından yapılan yağlı ve tuzlu bir balık ezmesi. Hamsi veya tercih edilen balıkların tuzlanıp kavanozlara konmasıyla yapılan bir tür ezme. Kökeni İtalyan mutfağına dayanmasından mütevellit, Ançüez Pizza’ya İtalyan menülerinde rastlamak şaşırtmıyor.

Bol peynirli alt taban üzerine ançüez, kuru domates, zeytin ve roka ile servis ediliyor. Kuru domatesin ançüez pizzaya da ne kadar yakıştığını tadacaksınız.

Enfes bir pizza. Deniz ürünleri tercihinizde mutlaka listenizde olsun!

Mürekkep Balıklı Kabak ve Karides Dolgulu Ravyoli

Sanırım bu zamana kadar yediğimiz en iyi Ravioli’lerden biri karides dolgulu ravyoli diyebiliriz. İşletmenin makarna hamurunu da kendi yapıyor olması büyük farklılık. Serenzo’nun en önemli özelliği tüm malzemelerin gerçek İtalyan lezzetleri olduğunu belirtmiştik. Ravyoli hamurlarını da kendileri açıyorlar ve gerçekten fark yaratmışlar.

Frutti Di Mare
Enzo Şef mavi yengeç, vongole ya da kum midyesi, karides, midye ve kalamarla bir makarna hazırlıyor: ‘Frutti di mare’. Sosu da oldukça lezzetli.

 

FATBOY

İsmini, 1990 yılından beri efsaneleşmiş bir Harley Davidson modelinden alan Fat Boy Bar&Grill, sizi İstanbul Watergarden’da, motor seslerinin ızgara kokularıyla buluştuğu yerde karşılıyor.

Bar konseptini yaşatan Fat Boy, Amerikan mutfağının eşsiz lezzetlerini canlı müzikler eşliğinde müşterilerine sunuyor. Yalnızca motor tutkunlarını değil, yaşamında tutkuya yer olan herkesi, sıcak ve samimi bir ortamda bir araya getiriyor.

Fat Boy Bar&Grill, arkadaşlarınızla keyifli dakikalar geçirebileceğiniz bahçesi ve sohbetinizi tatlandıracak yemek seçenekleriyle ruhunda özgürlük olan herkesi “ruhunu besle”meye davet ediyor.

Lezzetli ürünlerin yanı sıra işletmenin tasarımı da oldukça başarılı, siz yemeğinizi yerken eminiz gözünüzü motosikletlerden alamayacaksınız.

 

Fat Boy’da keyif yaparkn bizim tercih ettiklerimiz;

 

FatBoy XL Mix

Çıtır tavuk, sigara böreği, pane antep peyniri ve patates kızartması. Tam bir atıştırmalık menü olan FatBoy XL Mix, pek çok kişinin sürekli tercihi.

FatBoy Pizza

Dana et füme, mozarella peyniri, roka parmesan dilimleri, domates sos. Kırmızı et sevenlerdenseniz, dana et füme ile hazırlanmış FatBoy pizza tam size göre.

FatBoy Burger

170 gr. burger köftesi, patates kızartması, dana füme et, dilimli cheddar peyniri, karamelize soğan, turşu, marul, domates. Tam bir burger şöleni yaşatacak FatBoy burger, yine füme et sevenler için içerisinde dana füme et, cheddar ve karamelize soğan ile servis ediliyor. Gerçek bir et burger yemek istiyorsanız tam size göre.

Nachos

Meksika mutfağının en sevilen lezzeti Nachos, FatBoy’ da enfes bir sunum ile geliyor. Guacamole, avokado ile yapılan bir Orta Amerika mezesi. Genel olarak avokadonun ezilmesi ve domates tuz ilavesi ile yapılan guacamole nachos ile birlikte çok leziz bir tat. Chili con carne sos ise etli chili olarak biliniyor. Leziz soslar ile hazırlanan Nachoslar, Meksika mutfağını sevenler için FatBoy’un vazgeçilmez lezzetleri arasında yer alıyor.

O’LEARYS

Dünyaca ünlü Amerikan spor barı O’Learys’in Watergarden’daki şubesi bizleri gerçekten çok şaşırttı. Dekor, ambiyans sizi girer girmez direk Amerika’daymışsınız gibi hissettiriyor.

Türkiye’de gördüğümüz en büyük bar diyebiliriz. Böyle farklı bir konsepti, ambiyansı yakalamak oldukça büyük başarı.

Markanın ilginç hikâyesi dikkatimizi çekti, bir Amerikan markası olmasına karşın ilk şube İsveç’ te 1988 yılında açılıyor ve daha sonra 30 yılda dünyanın birçok yerine şubeleri açılıyor.

Türkiye’ye gelen bu markaya da hayırlı olsun diliyoruz. Artık belki de çoğu kesimin nerede maç izleyeceğiz derdine son bulduracak bir mekân. Birçok müsabaka, maç ve etkinliğe ev sahipliği yapan O’learys ne kadar kalabalık olsa geniş bir alana sahip olduğundan kalabalık görünüm olumsuzluk oluşturmuyor.

O’learys’ te maç keyfi yapabileceğiniz gibi, bilardo, langırt vb. pek çok oyun oynayabilirsiniz. Farklı bir hafta sonu deneyimi yaşamak adına tercih edilebilecek ferah bir mekân.

Tabi ki böyle bir işletmenin de menüleri özel oluyor. Menü özetle bar atıştırmalıkları ve yemeklerinden oluşuyor diyebiliriz. İster bar kısmında isterseniz masalarda işletmenin lezzetlerini tadabilir, alkollü/alkolsüz zengin içecek seçeneklerini de tercih edebilirsiniz.

En çok dikkat çeken atıştırmalıklar;

Kaju Chicken : Kaju chicken tabağı, tavuk göğüsten yapılan tavuk parçacıkları, kaju sos ve patates ile birlikte servis ediliyor. Tam bir doyumluk atıştırmalık.

Buffalo Chicken: Buffola chicken, tavuk kanat parçalarının enfes buffolo sos ile harmanlanmasıyla hazırlanmış, yine doyumluk bir atıştırmalık tabağı.

Hafta sonunuzun renkli geçmesini istiyorsanız, hem takımınızın maçlarını izleyebilir, hem enfes atıştırmalıkların tadına bakabilirsiniz.

Uğrarsanız bizi de hatırlayın,

 

Gamze & Akın SAPANCI

Instagram: @gamzenika

 

 

 

 

Seyr-i Miss Sapanca
Food

İZMİT’İN EN İYİ KAHVALTI MEKANLARI

posted by gamzenika_admin 7 Ekim 2020 0 comments

 

Sonbahar keyfini doyasıya yaşadığımız bugünlerde, şöyle sıcacık mekânlarda kahvaltıya gitsek ne güzel olur dedik. İzmit’in en güzel kahvaltı mekânlarını sizin için derledik.

En güzel lezzetlerin sofranıza gelmiş halini sizlerle buluşturan şirin mekânlarda kendinizi evinizde hissedeceksiniz.

Seçtiğimiz Lezzet Durakları, mekânlara tek tek gidilerek, tadım yapılıp, özel röportaj, bilgi alma, fotoğraf çekme şeklinde oluşturulmuştur. Bahsi geçen mekânlara yapacağınız gastronomi turunda güvenle deneyimleyebilir ve arkadaşlarınıza da tavsiye edebilirsiniz.

 

Sevgiden Gelen Lezzetler

Mis gibi bir kahvaltıyı, sevgiyle hazırlayan tatlı girişimci Sevgi Giden Gürel. Yolu sevgiden geçenlerin uğrak mekânı. Adını da tatlı işletmecisi Sevgi abladan alıyor. Aslında hikâye şöyle başlıyor. Dededen kalma bir köy evinde kendilerine yaptıkları köy lezzetlerini neden başkaları ile de paylaşmamayım derken, köy evi oluyor sana bir kahvaltı mekânı. Talepler arttıkça, ünü şehrin dışına taştıkça, Sevgi hanım durmuyor ve bahçede bir düzenleme yapıyor. Bahçeye, tam bir köy kahvaltısı sunumu yapılacak kurulum yapıyor. Ağaçların arasında masalar, üzüm çardakları, renkli çiçekler, süslü ağaçlar, bir de hemen aşağıdan gelen kuzu, horoz sesleri derken tam bir köy havası yaşanıyor.

Bugünler de kahvaltının yanı sıra evlere servis ek çok ürün için de sipariş alıyor. Haftalık menü iletip, çalışan kadınların imdadına yetişiyor. Evinin tüm yemek ihtiyacını Sevgi Hanım’dan karşılayan pek çok aile var. Eli öyle lezzetli ki, bir başlayan bir daha bırakamıyor.

Peki, gelelim Sevgiden Gelen Lezzetlerin harika köy kahvaltısına;

Standart kahvaltılık ürünler dışında mekânın imza ürünleri şöyle; mıhlama, kabak mücver, yumurta kapama, pişi, köy böreği, çi börek, erik suyu, kuşburnu marmeladı.

Bir de unutmadan, kahvaltı sofralarında çaylar kuzinede sıcacık servis etmenizi bekliyor 🙂 Çayım nerede diye panik olmayın sakın, kuzineden kendiniz alıyorsunuz 🙂

Sevgiyle harmanlanmış köy kahvaltısı

Sevgiyle harmanlanmış köy kahvaltısı

Sevgi Hanım, İzmit’te takdir edilecek kadın girişimcilerden bir tanesi. Yaptığı leziz yemeklerin namı şehrin dışına kadar taşmış durumda. Hal böyle olunca da bazen siparişlere yetişemiyor bile.

Sevgiden Gelen Lezzetler ’de köy kahvaltısı dışında enfes ürünler var. Mantı bu ürünlerin başında geliyor. Son zamanlarda sebzeli mantı çeşitleri de mantı menüsünü epey renklendirmiş. Mantıda kullanılan yoğurdun süzme yoğurt olması da işin rengini değiştiriyor. Buram buram kalite 🙂

Ayrıca, o hafta menüde hangi yemekler varsa, akşam veya öğle saatlerinde rezervasyon yaptırıp yemeğe de gidebiliyorsunuz. Çi börek için özel olarak gidenlerin sayısı da az değil.

Hem köy havası almak, hem de muhteşem köy lezzetlerini tatmak isterseniz doğru adrestesiniz. Sevgi hanımın, sevgisini katarak hazırladığı sofraya mutlaka misafir olun. Yazın bahçenin kışın da köy evinin tadını çıkartın.

Uğrarsanız bizi de hatırlayın.

Adres: Saraylı, Saraylı Cad. No:51, 41650 Gölcük/Kocaeli

Telefon: 0530 789 89 99

Seyr-i Miss

Sapanca’nın Mahmudiye Köyü’ne doğru tırmanıyoruz. Yeşilin, doğanın içinde kıvrıla kıvrıla çıkan biraz yokuşlu bir yol. Yolun sonunda şirin bir bahçe kapısı bizi karşılıyor. Bahçeden içeri girdiğinizde sanki çok farklı bir dünyaya giriş yapmış gibi bir masalda hissediyorsunuz kendinizi. Bahçe içinde oluşturulmuş taş patikadan masalara doğru ilerledikçe, çeşit çeşit meyve ağacını gerinizde bırakıp manzaraya aşık oluyorsunuz. Öyle yukarı çıkmışız ki, Sapanca Gölü manzarası da hemen karşımızda. Bahçeye yayılmış kahvaltı masaları, pötikareli masa örtüleri, masaların üzerinde isminize yazılmış küçük notlar mekânın tatlı mı tatlı detayları. Evinizin bahçesinde kahvaltı yapıyormuşçasına yayılabileceğiniz kocaman bir yeşil bahçe burası. Adı gibi de mis gibi bir seyir noktası. Buranın tatlı bir hikâyesi var. Dedelerden kalma köy evini bir zaman sonra bir kahvaltı mekânı olarak tasarlayan tatlı işletmeci kardeşler, zamanla kapasite yeterli olmayınca, öne doğru bahçe mutfak ve güzel de bir teras kuruyorlar. Terastan da efsane bir manzara sizi karşılıyor.

Mekânın en dikkat çeken özelliği ise, her işi uzmanının yapıyor olması. Mutfağın yanında küçük bir bahçe var ki, ziraat mühendisi kardeşin en doğal haliyle kahvaltı için hasat ettiği ürünler yetişiyor.

Organik çöpler için ise bir dönüşüm mekanizması ayarlanmış ve burada da organik gübre oluşumu sağlanıyor.

Bir de el emeği, göz nuru yapılmış ürünler için satış noktası bulunuyor. Yediğiniz ürünleri çok beğendiyseniz alıp eve götürme şansınız da var. Reçeller, turşular ve envai çeşit el emeği ürünler. Göz nuru dediklerimiz ise Mahmudiye Köyü’nün girişimci kadınlarına bir iş imkânı gibi sunulmuş. Yaptıklarınızı koyun tezgâha bir geliriniz olsun diye düşünmüşler.

Ahşap köy evinden esinlenip kurulmuş Seyr-i Miss sadece bir kahvaltı mekânı. Ayrıca sadece hafta sonları hizmet veriyor. Yaz aylarında bahçede mis gibi bir kahvaltı yapabilir, serin ve yağmurlu günler de terastan Sapanca Gölü manzarası eşliğinde hafta sonunuzu keyiflendirebilirsiniz. Bununla birlikte bahçede bulunan çocuk parkı da çocuklu aileler için tam bir kurtarıcı. Sanki evinizde kahvaltı ediyorsunuz gibi çocukları bırakıp keyfinize bakabilirsiniz.

Peki, Seyr-i Miss’in muhteşem hafta sonu kahvaltısında neler var?

Standart serpme kahvaltı, peynir tabağı, 3 çeşit zeytin, patates kızartması, tereyağ pişi, sigara böreği, sucuklu yumurta, ev yapımı reçel çeşitleri, bahçeden toplanıp hazırlanmış söğüş salata, şakşuka, acuka. Oldukça zengin bir serpme kahvaltı menüsü ve bahçede tadı bambaşka.

Muhteşem Sapanca Manzarası eşliğinde doğada kahvaltı keyfi

Muhteşem Sapanca Manzarası eşliğinde doğada kahvaltı keyfi

Siz de Sapanca Gölü’nün muhteşem manzarasında, kendinizi evinizin bahçesinde hissetmek ve keyifli bir hafta sonu kahvaltısı yapmak istiyorsanız Seyr-i Miss’i ziyaret edin.

Hava şartlarına göre hizmete kapalı olabildiğinden, telefon etmeden mekâna gitmenizi önermiyoruz.

Gitmeden önce mutlaka arayın,

Uğrarsanız bizi de hatırlayın.

Adres: Mahmudiye Köyü No: 7 Çiçek Sokak Sakarya Sapanca Türkiye, 54600 Sapanca Mahmudiye/Sakarya

Telefon: 0532 595 05 56

Parpalia

İzmit’ten Yuvacık barajının şahane manzaralarını seyrederek Aytepe yürüyüş parkurlarına kadar geldikten sonra, sis bulutu içinden Aytepe’ye doğru gideceksiniz. Tabelalardan Parpalia’ı takip ederseniz işiniz daha kolay.

Parpalia’ya vardığınızda 1050 rakımda kendinizi zirveye çıkmış hissediyorsunuz. Sislerin arasında şahane bir manzara sizi bekliyor. Aytepe’de el yapımı ahşap evlerden oluşan otel konsepti ile tamamen doğanın içinde konaklama şansını da yakalayacaksınız. Hem otel hem de restoran olarak hizmet veren Parpalia’da kendinizi köyünüzde hissedebilirsiniz. Alan öyle geniş ve öyle yeşil ki, meyve ağaçları arasında kaybolabilirsiniz. Şansınız varsa da en doğalından meyvelerin tadına bakabilme şansınız olacak. Alt bahçede bulunan elma, armut ağaçlarının yakınlarında çocukluğunuzda hissettirecek, uçuran bir de salıncak var. Hamak, salıncak ve çocuk parkı imkânlarıyla, günübirlik gelen misafirler için de eğlenceli vakit geçirme imkânı sağlıyor.

Peki, gelelim Parpalia’nın serpme köy kahvaltısına;

Beyaz peynir, kaşar peyniri, zeytin, reçel, bal, tereyağ, acuka, sigara böreği, patates tava, domates salatalık söğüş, kızarmış ekmek, kiremitte köy peyniri, sahanda yumurta, süt ve meyve suyu.

Şahane Manzara Eşliğinde Köy Kahvaltısı

Şahane Manzara Eşliğinde Köy Kahvaltısı

Parpalia’nın en güzel yanlarından bir tanesi de, çeşitli aktivitelerde konaklama imkânı ile birlikte değerlendirilecek doğal bir mekân olması. Özellikle doğa severlerin tercih ettiği Parpalia’da, jip safari, atv safari ve trekking grupları hem konaklama hem de restoran hizmetlerinden faydalanıyor. Bunun yanında doğada pilates kampı için de tercih edenler de yok değil J Bizim gitme sebebimiz olan pilates kampı için oldukça elverişli bir alan. Kocaman ve yemyeşil bahçesine matlarınızı serip şahane bir pilates tecrübesi yaşayabilirsiniz. Hemen yakınında bulunan doğa yürüyüş alanları da akşamüzeri yürüyüş yapmak isteyenler için elverişli noktalar.

Parpalia’da hava şartlarına göre iç mekân restoran alanı olarak kullanılıyor. Burada da şömine başında keyifli vakit geçirebilirsiniz.

Talebinize göre akşam canlı müzik keyfi yapabilir, içeride şömine, dışarıda ateş başında müziğin keyfini çıkarabilirsiniz.

Yapacağınız doğa aktivitelerinde hem keyifle konaklamak hem de şahane serpme köy kahvaltısı, zengin alacarte menüsü ile doğanın kalbinde, midenizi şenlendirmek için Parpalia tüm misafirperverliği ile sizleri bekliyor.

Uğrarsanız bizi de hatırlayın.

 

Adres: Aytepe Mah. Servetiye Camii Köyü D:40, 41100 Yuvacık – Başiskele/Kocaeli

Telefon: 0532 437 20 93

Serpmeköy Trabzon Köy Kahvaltısı

İzmit’te yaşayıp, merkezi bir yerde kahvaltı yapmak çokta yaptığımız bir aktivite değildir. Bununla birlikte ne zaman kahvaltı hazırlamaya üşensek soluğu Serpmeköy’de buluruz. Bir Karadenizli olarak, hem Karadeniz ürünlerinden güzel bir kahvaltı hem evimize yakın lokasyon mekânı cazip kılan noktalardan bazıları.

Serpmeköy’ün sevdiğimiz yanı da her ürünün meşhur olduğu şehirden geliyor olması. Türkiye’nin dört bir yanından gelen lezzetler ile hazırlanan bir şölen.

Peki, Serpmeköy kahvaltısında neler var neler yok?

Kuymak, tereyağında yumurta, Trabzon köy tereyağı, Bayburt çiçek balı, Trabzon telli peyniri, Sürmene tulumu, Erzincan tulumu, Konya tulumu, Isparta klasik beyaz peynir, Rize kavurma dilimi, Manisa kiraz biberi, siyah zeytin, domates-salatalık söğüş, lütenitsa, Mualla’nın reçeli ve sınırsız demleme Tirebolu çayı J

2 kişilik standart serpme köy kahvaltısı haricinde tercih edebileceğiniz başka seçenekler de var.

İzmit Merkez'de Karadeniz Kahvaltısı

İzmit Merkez’de Karadeniz Kahvaltısı

Etli Serpmeköy Kahvaltısı, kahvaltı tabağı, tereyağında yumurtalı kahvaltı tabağı, menemenli kahvaltı tabağı ve kuymaklı kahvaltı tabağı. Sevdiğiniz çeşitlerle birlikte hafif bir kahvaltı da yapabilirsiniz.

Kahvaltımı yaptım, şöyle bir atıştırmak istiyorum derseniz de güzel seçenekler var. Yörelerine uygun olarak Akçaabat köftesi, Kayseri mantısı, Çerkez mantısı-Psi Haluj (patatesli).

Leziz kahvaltınızı yaptınız, hepsinin tadı damağınızda mı kaldı J Üzülmeyin. Serpmeköy satış reyonunda tüm ürünleri bulabilirsiniz. Evinizde de şehirlerden gelen lezzetlerle, mükellef sofralar kurabilirsiniz.

İşletmenin mottosu şöyle: en doğalları özenle toplanır-sofranıza gelebilmek için özenle hazırlanırlar-en doğal halleriyle sofranıza konuk olurlar.

En doğal ürünlerin özenle hazırlanıp sofranıza gelmesini istiyorsanız Serpmeköy doğru adres. Türkiye’nin dört bir yanından gelen lezzetlerin tadına varmak için mutlaka uğrayın,

Uğrarsanız bizi de hatırlayan.

Adres: Yenişehir, Demokrasi Cad. 68/A, 41050 İzmit/Kocaeli

Telefon: (0262) 311 23 61

 

Gamze KIR SAPANCI & Akın SAPANCI

Instagram: @gamzenika

 

 

FoodLife Style

BAREL BAĞ EVİ TEKİRDAĞ

posted by gamzenika_admin 20 Eylül 2020 0 comments

BAREL BAĞ EVİ, TEKİRDAĞ

İstanbullular için hafta sonu kaçış duraklarından olan Tekirdağ, doğanın kalbinde kurulmuş bağ evleri ile biliniyor.

Barel Bağ Evi, Tekirdağ’ın Karaevli Köyü Eski Bağlar Mevkii’nde bulunan, restoran olarak hizmet veren butik bir bağ evi olarak hizmet veriyor. Bağları ziyaret eden misafirlerin, doğanın kalbinde evdeki konforlarını yaşatmak için kurulan Barel Bağ Evi hedeflediği doğallığı ve konforu da yakalamış durumda. Üzüm bağlarının arasında dolaşıp Barel Bağ Evi’nin gurme lezzetlerinin tadını çıkarabilirsiniz. Yemek öncesi ve sonrası yapılan üzüm bağı gezintileri ile  evinizin bahçesinde hissediyor ve ruhunuzu dinlendiriyorsunuz.

DCIM100GOPROGOPR2149.JPG

Barel Bağ Evi Barel Bağları’ndan toplanan ve Tekirdağ yöresinde yetişen doğal ürünlerle yapılan gurme lezzetleri ile dikkat çekiyor. İşletmenin en çok önem verdiği konu her mevsim yenilenen tarifleri. Lezzeti sağlık ile buluştururken, hem doğal ürün tercih ediliyor hem de mevsiminde kullanıma dikkat ediliyor.

Barel Bağ Evi butik bir mutfak olarak hizmet veriyor. Bu sebeple de mekâna rezervasyon ile gitmek oldukça önemli. Aksi halde bu güzelliği kapı önünde bırakmak zorunda kalabilirsiniz. Özenle hazırlanan kahvaltı, öğle ve akşam yemeği, tadım ve atıştırmalık menüleri ile lezzet şöleni yapılıyor.

Dikkat çeken detaylar arasında, misafirlerin pek çoğunun çevre illerden geliyor olması. İstanbul’dan akşam iş çıkışı ziyaret edenler yoğunlukta. Hem lezzetli yemekleri hem keyifli ortamı ile gönüllerde taht kurmuş bir mekân.

Barel Bağ Evi’ne giriş yapıp, aracınızı otoparka park ediyor ve solunuzda bulunan bağlar eşliğinde mekâna doğru yürüyorsunuz. Barel Bağ Evi bahçesine girdiğiniz anda, doğanın içinde bağ konsepti ile karşılaşıyorsunuz. İlk izlenim çok önemlidir derler ya, işte bu izlenim, otopark sonrası yürüyüş yolunda başlayıp, Barel bahçede mutlulukla katlanıyor J Fıçılarla süslenmiş bahçesi, pötikareli masa örtüleri, saman balyalarından fotoğraf köşeleri, ceviz ağaçları içine kurulmuş bahçe masaları ve rengârenk minderleri ile şahane bir bağ evi konsepti. Hem lezzetlerin tadına varıyorsunuz hem de görsel olarak keyifleniyorsunuz. Bunun yanında elinize şarabınızı alıp, bu alanlarda keyifle gezinip, fotoğraflar çekebiliyorsunuz.

Barel Bağ Evi’nin doğal ve sağlıklı menüsüne değinelim;

Şarap Tadım Seti: Barel Bağ Evi’nin özel 6 şarabı ile birlikte köy ekmeği, zeytinyağı ve yöresel peynirler eşliğinde sunuluyor.

Şarap Tadım Seti

Şarap Tadım Seti

Somonlu Bruschetta: Fesleğen soslu peynir eşliğinde füme somon parçaları, kıtır bruschetta ekmeği ile başlangıç için muazzam bir tat.

Bruscetta Tabağı

Bruschetta Tabağı

Keçi Peynirli Domatesli Bruschetta: Keçi peynirinin Barel’e özel bir yöntem ile sürülebilir bir kıvama getirilerek ekmek üzerine sürülüp, bahçeden domates taneleri ve fesleğen sosu ile buluşması.

Asma Yaprağında Kuzu İncik: Barel Bağlar’ndan toplanan asma yapraklarının kuzu incikte kullanılması hem sunum hem tat açısından başarılıydı. Kuzu incik yanında sunulan iç pilav içeriği de kuzu incikle yakışır lezzette.

Asma Yaprağında Kuzu İncik

Asma Yaprağında Kuzu İncik

Deniz Mahsüllü Fettuccine: Karides, ahtapot, kalamar, somon ve bisque sos ile hazırlanmış fettuccine yaz aylarının vazgeçilmez lezzetlerinden. Deniz ürünleri seviyorsanız, şarap eşliğinde tavsiye edilecek imza tatlardan bir tanesi.

Yedi Kardeş Tatlısı: Osmanlı Saray mutfağındadiğer devlet hükümdarlarının davetli olduğu yemeklerde Osmanlı İmparatorluğunda kardeşçe yaşayanyedi milleti temsil edenve günümüze mrias kalmış bir tatlı çeşidi. Leblebi, fındık, fıstık, ceviz, badem, leblebi tozu, Antep fıstığı, susam karışımının un helvası kıvamında sunulduğu hafif bir tatlı çeşidi. Dondurma ile servis ediliyor. İçeriğinde pek çok kuruyemiş olmasına rağmen çok hafif ve tercih edilen bir tatlı çeşidi.

 

Barel Bağ Evi, geniş alana yayılan sosyal mesafeli konsepti, bağ evi hissini en derin haliyle yaşatan konsepti, hem iç hem dış mekân seçenekleri ile evinizdeki konforu, doğanın tam kalbinde yaşatıyor. Yemeğinizi yedikten sonra bağların arasında dolaşıp, gün batımının tadını çıkarabilirsiniz.

Misafirperverlikleri, harika sunumları ve sağlıklı ürünleri lezzetle buluşturan mutfağı ile bizden tam puan aldı.

Uğrarsanız bizi de hatırlayın,

Adres: Karaevli, Bilal Sk., 59000 Süleymanpaşa/Tekirdağ

Telefon: 0545 322 18 04

Tirebolu Yalıköy
Travel

TİREBOLU YALIKÖY

posted by gamzenika_admin 15 Temmuz 2020 0 comments

TİREBOLU YALIKÖY KÖYÜ

Özellikle Covid-19 döneminde insanın köyü olmasının ne kadar da önemli olduğunu herkes anladı. Karantina günlerini köyünde geçirenler çoğunlukta oldu. Belki de bu nedenle uzun zamandır yazamadığım canım köyüm ile ilgili ben de birkaç bir şey yazmak istedim. Bu sene gitmek hayaldi derken Cuma’ dan Pazar’ a köyüme kaçtım ve ben neden bu güzel doğa harikasından bahsetmiyorum diye kendime biraz kızdım. Bunca doğal güzelliği içinde barındıran Yalıköy, ister doğa ister deniz tatili, tatil ihtiyacınızı bir arada karşılayan ender Karadeniz köylerinden bir tanesi. Ve biz bu anlamda çok şanslıyız.

Giresun’un 16 ilçesinden biri olan Tirebolu’da 50 köy bulunuyor. 50 köyden bir tanesi olan Yalıköy Köyü denize kıyısı olan nadir köylerden bir tanesi. Konumu hem masmavi Karadeniz’i hem de yemyeşil ormanları, fındıklıkları görüyor. Yol çalışmaları yapılırken, sahilinin bozulmaması istenen köylerden bir tanesi. Yalı adını da aslında denize olan yakınlığından alıyor. Tipik bir Karadeniz yerleşim hakim. Deniz kıyısından yukarı doğru yerleşim yerleri artıyor.

Yalıköy tarihçesinden bahsedeyim biraz;

Yalıköy tarihçesine baktığımızda MÖ 1500’lü yıllarda Saydaklar ve MÖ 7. Yüzyılda İyonyalıların ticaret kolonisini burada kurduğunu biliyoruz. MÖ 750 yıllarında ise Kimmerlerin istilasına uğramış. MÖ 132’de Pontus’lular, MS 69’da Romalılar, 395’te Bizanslılar, 1204’te ise ll. Pontus’lular bölgeye yerleşmiş. Selçuklular zamanında başlayan Türk akınları Anadolu Selçukları zamanında da devam etmiş. Çepni ve Türkmen boyları Görele çevresine yerleşmeye başlamışlar. Bu akınlar Osmanlı İmparatorluğu zamanında da devam etmiş. O zamanlarda halk; kıl keçisi, koyun, at, katır ve arı besleyerek; darı ve pirinç ekerek geçimini sağlamaktaymış. Bölge hemen hemen her dönemde olduğu gibi Osmanlı İmparatorluğu zamanında da deniz korsanlarının saldırısına maruz kalmış. Korsanlar sahildeki yerleşim birimlerine ani saldırılar düzenlemekte, halkı öldürüp, evleri yakıp yıkmakta ve zorla yiyecek, içecek temin etmekteymiş. Bu sebeple halk, denizden gelebilecek korsan saldırılarına karşı ve sıtma hastalığına karşı yerleşim birimlerini yüksek bölgelere taşımışlar. Dedelerimizin nenelerimizin anlattığı savaş yılları hikayelerinin sancıları tarihte gizli. Köyümüzde evlerin denizden çok uzakta olmasının asıl nedeni de korsan saldırılarıymış aslında. Hatta evlerin içinde bulunan gizli alanlar, sığınaklar da bu sebeple.. Çocukken evin içinden ahıra inen kapının çok maceralı olduğunu düşünüp ananemden savaş yıllarında kendi atalarından dinlediği hikayelerini dinlemeye bayılırdık. 1. Dünya Savaşı sonrasında köye yapılan istilalara Topal Osman Ağa ve çetesinin yetişmesiyle Ermeniler ve Rumlar bozguna uğratılmışlar. Böylece Çepniler ve Türkmenler Tirebolu’nun güzel köyü Yalıköy Köyü’ne yerleşmişler.

Çocukluk yazlarım çok sevdiğim köyümde geçti. Her yıl okulların tatil olmasını bekler ve köye gitmek için hazırlanırdık. Köyde çok zaman geçirmiş olmak, çocukluk hatıralarımın yeşille ve maviyle dolmasını sağlarken, doğaya ve hayvanlara olan aşkımın da böyle yüksek seviyede olmasını sağladı. Haziran aylarında gidip, Temmuz sonuna kadar denizin tadını çıkarırdık. Ağustos ayı ile birlikte, Yalıköy ‘ün geçim kaynağı olan fındık işleri başlardı. Görünen tüm doğal güzellikler, yeşilin her tonu pek çok ağacı içinde barındırırken fındık bahçeleri köyde ciddi bir alan kaplıyor. Ağustos ayı ile başlayan fındık toplama macerası, yaklaşık 15 gün boyunca sürer ve gerçekten çok zahmetli iştir. Yalıköy ’ün çok yokuş olması fındık toplamak ve toplanan fındığın harmanlara taşınması açısından oldukça zordur. Bu sebeple Giresunlu arkadaşlarınıza bana neden fındık getirmedin derken 2 kere düşünün 🙂 Hem fındığı toplamak, fındığın kurutulması, patos işlemleri ve ticari boyutu çokta emeğin karşılığını vermiyor 🙂

Tirebolu Yalıköy, Annakgıran Oluk YOLU

Tirebolu Yalıköy, Annakgıran Oluk YOLU

Şimdi biraz da köyümüzden bahsedelim. Yalıdan Annakgıran’a doğru bir yolculuğa çıkalım.

Yalıköy ’de sahilde bulunan Yalıköy İlkokulu vakti zamanında babam ve annemin de belirli sürelerde eğitim aldığı şirin mi şirin köy okulu. Hemen girişte küçük bir giriş odası (muhtemelen zamanında müdür-öğretmen odasıdır) ve tek bir sınıf bulunuyor. Tek sınıfta her yaş grubunun eğitim aldığı zamanlar… İçine girdiğimde kara tahtayı görünce çok duygulandım. Bir süre atıl durumda bırakılan köy okulu şimdilerde Yalıköy konağı olarak restore edildi. Bahçesindeki çam ağaçları ise babalarımızın annelerimizin küçükken diktiği ağaçlar. Köy için anlamı büyük bir okul ve bahçe. Köy okulu bahçesinde düğün, kına vb. organizasyonlar da programlanıyor.

Yalıdan yukarı çıkarken, araba yolunu kullanabileceğiniz gibi, patika ve kestirme yolları da kullanabilirsiniz. Patikalarda doğanın tadını çıkarabilirsiniz.

Köydeki mahalleler, aile soy isimlerine göre belirlenmiş. Kerimli mahallesi gibi.. Bununla birlikte gıran dediğimiz alan ise köyün genel toplanma merkezi gibi bir şey. Gıran düz bir alan ve tüm mahalleyi de görebileceğiniz bir yer. Gırandan yukarı köyün ormanına doğru Annakgıran’ a doğru yol alıyorsunuz. Annak ise yakın anlamında kullanılan bir kelimeymiş. Annakgıran mahallesi köyün en son mahallesi ve hemen sonrasında derin bir orman sizi karşılıyor. Annakgıran mahallesinde, vakti zamanında su ihtiyacının karşılandığı, dağlardan gelen su oluk olarak adlandırılıyor ve çeşme yapılmış. Yolunuz düşerse buz gibi oluk suyu da içmelisiniz.

Yalıköy’ de neler var neler yok biraz da bundan bahsedelim.

Bol bol fındık bahçesi ve bol yokuş var. Aklınıza gelecek her türlü meyve ağacı da var. Bunun yanında zamanı geldiğinde Karadeniz’in meşhur mantarı olan tirmit bulmanız da mümkün. Tirmit hakkındaki Gurmex yazım için tıklayın . Denize girme imkânınız, orman yürüyüşleri, dağ havası, bol kuş sesleri dinleme imkânınız var. Pekmez zamanı özellikle dut pekmezi kaynatılır, denk gelirseniz, zahmetli fakat bir o kadar keyifli bir iş. Tadından yenmez. Karadeniz’ in meşhur üzümü Isabella üzümü de köy de bol miktarda bulunuyor. Isabella üzümünün en önemli özelliği kokulu bir siyah üzüm çeşidi olması. Kokulu siyah üzümden pepeçura ve yağlaş dediğimiz Karadeniz tatlıları yapılır. Pepeçura hakkındaki Gurmex Yazım için tıklayın . Ayrıca üzüm pekmezi de yapılabilir. Yine Karadeniz için önemli sayılan bir ot çeşidi, diken ucu olarak bilinen ve melevcan dediğimiz bir ot vardır ki, bol soğanlı kavurması oldukça güzel olur. Ekim zamanlarında köyde olup sebzelerinizi ekerek tüm sebze ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz. Mısır, taze fasulye, domates, salatalık, patlıcan, biber gibi tüm sebzeleri yetiştirebilirsiniz.

Tirebolu Yalıköy Manzara'da kuzine yemekleri yapmak ve yemek çok keyifli

Tirebolu Yalıköy Manzara’da kuzine yemekleri yapmak ve yemek çok keyifli

Köyün en güzel meyvelerinden biri de genellikle karayemiş adı ile bilinen taflan meyvesidir. Taflan hem meyve hem de turşusu kurulup turşu kavurması şeklinde tüketilebilir. Taflan hakkındaki Gurmex yazım için tıklayın Köylülerden bazıları kivi yetiştiriciliği de yapıyor. Köyde çok rastlamadığımız, hayvancılık. Çok az sayıda hayvan yetiştiren kişi var. Süt ihtiyacı da bu ailelerden karşılanıyor. Balıkçılık ise köyün emekli amcaları tarafından yapılan güzel bir hobi sanırım. Sabah saatlerinde balığa çıkan minik tekneleri denizde süzülürken görebilir, motor sesleri ile keyiflenebilirsiniz.

Köyde en çok dikkatinizi çeken ise aniden karşınıza çıkan ceylanlar, balkondan denizi izlerken veya denizde yüzerken hemen yakınınızdan geçen yunus sürüleri olacaktır. Doğanın kendini saklamadan gösterdiği köyümüz, cennetteyim dedirten bir güzellikte.

Tirebolu Yalıköy Manzara

Tirebolu Yalıköy Manzarada kahve keyfi yapmadan dönmeyin !

Yalıköy Köyü’nde yapmadan dönmeyin diyeceğim öyle çok şey var ki. Bir köy bunca güzelliği nasıl barındırır diyebilirsiniz. Benim için Yalıköy Köyü’ nde yapmadan dönmeyin kısmı şu şekilde;

  • Annakgıran’ da gün batımı izlemeden
  • Yalıköy sahilinde denize girmeden
  • Yalıköy’ de bir gün de olsa fındık toplamadan J
  • Dağ çileği toplayıp yemeden
  • Orman yürüyüşü yapmadan
  • Tirmit toplamadan
  • Taflan yemeden
  • Dut pekmezi yemeden
  • Közde köy mısırı yapmadan
  • Balığa çıkmadan
  • Oluk’tan dağ suyu içmeden
  • Sabahları erken uyanıp, deniz kenarına yürümeden
  • Eski köy evlerini görmeden ve fotoğraf çekmeden
  • Köy kahvesinde bir çay içmeden
  • Sahilde ateş yakıp keyif yamadan
  • Midye toplayıp, ateş üstü midye keyfi yapmadan
  • Deniz manzarasında kahve keyfi yapmadan
  • Köyde kuzine yemekleri yapmadan, yemeden

DÖN-ME-YİN!!!

Aklıma gelenleri derleyip topladığım ve belki de çok uzun zaman önce yapmam gereken köyümün yazısını burada bitirirken, aslında anlatacak ne çok şey olduğunu da demeden geçemeyeceğim. Bazen güzellikleri anlatmak için kelimeler yetmiyor gerçekten. YAŞAMAK LAZIM klişe olsa da, Yalıköy’ de yaşamak ve doğanın sesini dinlemek lazım…

 

Gamze KIR SAPANCI & Akın SAPANCI

Instagram: @gamzenika

 

 

Gökçeada Kaleköy
FoodGenelKampTravel

GÖKÇEADA GEZİSİ

posted by gamzenika_admin 15 Temmuz 2020 0 comments

GÖKÇEADA SEYEHAT, KAMP VE LEZZET DURAKLARI

Mart ayından bugünlere kadar mücadele ettiğimiz Covid-19 sürecinde hepimiz çok bunaldık ve eminim hepimiz doğayı çok özledik. Kamp severler olarak en çokta, doğanın kucağında kamp yapmayı, yepyeni keşiflerle kucaklaşmayı özlemiştik. Gelgelim sokağa çıkma yasakları bitip, şehirlerarası ulaşım serbestliği de gelince düştük Gökçeada yollarına.

Çanakkale merkezden feribot ile 20 dakikada önce Kabatepe, ardından da 1,5 saat feribot yolculuğu ile adaya ulaşım sağlayabilirsiniz. Uzun bir yolculuk sonunda tüm ihtişamı ile Gökçeada karşınızda.

Türkiye’nin en büyük adası olan Gökçeada, keçileri, oğlakları, bakir koyları ve turkuaz rengi denizi ile inzivaya çekilmek için birebir. Üstelik sualtı milli parkı olan bir ada ve adeta bir akvaryumda yüzüyor olacaksınız. Güneşin en yavaş ve en güzel battığı yer olan Gökçeada çok keşfedilmemiş masum bir güzellikte doğallığını koruyor.

Seyahatimiz boyunca öyle doğal bir yaşamın içinde bulduk ki kendimizi, yaşanan karantina günleri üzerine doğal bir meditasyon etkisi yarattı. Günbatımı izlerken denizde beliren yunus sürüsü, yolda giderken yeşile atlayan sincap, en bakir koyda yüzerken tepede zıp zıp zıplayan tavşan, her an bir şeyler yemek isteyen oğlaklar, ailemizin birer üyesi olmuş keçiler, paletimizi kaçırmaya çalışan ahtapot… Sanırım Gökçeada’nın tüm doğallığını özetlemiştir.

Şimdi keşif zamanı…

GÖKÇEADA RUM KÖYLERİ

Gökçeada gezinizde, mistik havaları ve muhteşem manzaraları ile Rum Köyleri’ne mutlaka yer verin. Eski zamanlarda korsan saldırılarından korunmak için tepelere kurulan köylerin manzaraları oldukça güzel. Bununla birlikte bazı köylerde evler toprak rengi olduğundan uzaktan bakıldığında ürpertici bir manzara göze çarpıyor.

Dereköy: Cumhuriyet döneminde 2000 hanede yaşayan halkı ile Türkiye’nin en büyük köyü olarak kayıtlara geçmiş olan Dereköy’de bugünlerde 150 hane var. Dereköy’ün en dikkat çekici yanı ise, uzaktan bakıldığında içinizi ürperten toprak rengi terk edilmiş evleri. Vakti zamanında korsan istilasından korunmak için tepelere yapılan toprak rengi evler, bugünlerde ziyaretçilerin dikkatini çekiyor. Köy içinde bulunan büyük çamaşırhane mutlaka görülmeli.

Zeytinli Köyü: Aranavut kaldırımlı sokakları, tarihi taş Rum evleri, pembe beyaz zakkum çiçekleri ve mis gibi kokusu ile adını zeytinliklerden alan Zeytinliköy’de keyifli zaman geçirebilrisiniz. Rum Ortodoks Kilisesi Patriği Bartholomeos Zeytinliköy’de doğmuş. Zaman zaman köydeki evine geldiği ve burada kaldığı söylentiler arasında. Şirin kafeleri ve restoranları içinde barındıran Zeytinliköy’de meşhur dibek kahvesi içmeden ve damla sakızlı muhallebi yemeden dönmeyin

Eski Bademli Köyü (Gliki): Konumu ve etkileyici manzarası ile adanın balkonu olarak anılan ve adını çevresinde yer alan pek çok badem ağacından alan Bademli adanın en küçük köyü. Toplu taşımanın olmadığı ve çok dik bir yokuşla varabileceğiniz Bademli, korumaya alınmış bir sit alanı. Köyde az da olsa Rum vatandaşı yaşıyormuş ve hatta muhtarı da Rum vatandaşı. Köyün tek kahvesi de bir Rum tarafından işletiliyor. Yunanistan’da yaşayan eski sakinler yazın Bademli ‘ye geldiğinde köy daha canlı bir hal almaktaymış.

Kaleköy: Adını, tepede bulunan virane kaleden alan Kaleköy, denize kıyısı olan tek yerleşim yeri. Sahilde bazı mekânlar, balıkçı tekneleri ve eski küçük liman bulunuyor. Kaleköy’de muhteşem günbatımları izleyebileceğiniz manzara noktaları bulunuyor. Hem restoran hem de seyir tepelerinden en güzel gün batımlarını izleyebilirsiniz.

Tepeköy: Adından da anlaşıldığı üzere, Rum Köyleri içerisinde en tepeye kurulmuş olan Tepeköy, Arnavut kaldırımlı sokakları, çiçek kokuları ve adayı tepeden gösteren manzarası ile şirin bir Rum Köyü. 1960’lı yıllarda 1200 nüfusa sahip olan köyde şu anda yaklaşık olarak 50 hane yaşıyor. Her yıl 15 Ağustos tarihinde düzenlenen Meryem Ana Panayırına da ev sahipliği yapan Tepeköy, panayır zamanı çok hareketli oluyormuş. Meydanlarda kocaman kazanlarda pişen yemekler ve dans gösterileri ile görülmeye değer bir panayır olduğu söyleniyor.

Tepeköy’ün en önemli mekânı ise Barba Yorgo’nun şarap mahzeni ve açık hava tavernası. Taverna girişinde bulunan ve Barba Yorgo’nun dilinden düşmeyen dizeler ise bizi çok duygulandırıyor;

“İki yabancı gibi karşılıklı iki yakada,
Uzo ve rakı ile dumanlı kafaları,
Dillerinde aynı şarkı dudaklarında aynı tebessüm,
Kim inanır ki dost olmadıklarına…”

GEZİLECEK YERLER

Aya Marina Kilisesi: Mustafa’nın Gayfesi’nde keyfinizi yapıp, hemen içerisinden geçebileceğiniz kiliseyi de görebilirsiniz. Bahçede bulunan çanı, çiçekli bahçesi ile hemen yanı başınızda.

Kokina Kaya Mezarları: Koyları keşfederken daha önceki araştırmalarımıza istinaden bilip görmek istediğimiz Kokina Kaya Mezarlarına ait biz herhangi bir tabela göremedik. Adanın güneyinde bulunan ve birbirine bitişik halde, arazinin ortasında duran 2 mezar sanki uzaydan fırlatılmış gibi ilginç. Etrafında herhangi bir eski yerleşime rastlanmamış mezarlar büyük bir kayaya oyulmuş ve hangşi döneme ait oldukları da bilinmiyor. Kapakları olmayan mezarların kapakları söylentiye göre 80 metre ilerisinde bulunmuş.

Tuz Gölü: Aydıncık ve Kefaloz plajının ortasında yer alan Tuz Gölü, her iki plajdan rüzgârın yığdığı kum seddinin ortasında oluşmuş. Gölün derinliği ortalama 1 metre. , genişliği 1 km. Suya girdiğiniz sürekli diz hizasında ilerliyorsunuz ve su oldukça sıcak. Yer yer çamurdan dolayı batışlar da yaşanıyor. Tuz Gölü tamamen deniz suyu ve yağmurlarla oluşuyor.
Yazın buharlaşan gölün üstü beyaz tuz tabakasıyla kaplanıyor. Ve adanın ve kuşların tuz ihtiyacı da buradan sağlanıyor. Çok sayıda su kuşu türüne ev sahipliği yapan gölde, flamingo, angıt, suna, ördek türleri, yağmurcun türleri, kum kuşu türleri, martı türleri ve öcüler gibi 80 kuş türü tespit edilmiş.
Gölden çıkan siyah çamur  bazı hastalıklara iyi geldiği düşünülerek turistler tarafından vücuda sürülüyor.  Yapılan analizlerde, içerisinde bol miktarda kükürde rastlanmış olup çamur kürü tedavisi yapıldığında, romatizma, sedef, kireçlenme gibi hastalıklara iyi geldiği görülmüş.

 

GÖKÇEADA KOYLARI ve KAMP ALANLARI

Gökçeada’da denizin keyfini çıkarmak istiyorsanız, burada bahsettiğimiz tüm koylarda en az bir kere denize girmeniz gerekir. Aksi halde gerçekten çok şey kaçırmış olacaksınız.

Gizli Liman: Türkiye’nin en batı ucu olan Gizli Liman Avlaka Burnu, gün batımı seyir noktalarından bir tanesi. Gökçeada’da çamlık orman görebileceğiniz hemen hemen tek nokta diyebiliriz. Ada genelinde serbest hayvancılığın yaygın olması ve keçilerin serbestçe doğada dolaşması nedeni ile ağaç görmek çok mümkün değil. Gizli Liman bölgesinde, plajın arkasında bulunan ormanlık alanda piknik ve kamp imkânı bulabilirsiniz. Ateş yakmak kesinlikle yasak. Plajda bulunan işletmelerde WC ve duş imkânları mevcut. Gizli Liman rüzgârı ve dalgası ile meşhur. Doğası ve manzarası ile denize girilebilecek güzel koylardan bir tanesi.

Marmaros: Dereköy’ü geçtikten sonra sağa saparak 7 km’lik taşlık bozuk bir yoldan ilerleyerek Marmaros’a ulaşabilirsiniz. 7 km kısa gibi görünse de yolun bozuk olması sebebi ile hem tozlu hem de zorlu geçiyor. Yol bittikten sonra ise sonu adeta bir cennet. Adanın ender ağaçlık alanlarından biri olan Marmaros koyunda pek çok alanda kamp yapabilirsiniz. Ağaçlık alanlar tercih edebilir bunun yanı sıra taşlık plajda da çadır kurabilirsiniz. Gökçeada’nın en doğal plajlarından biri olan Marmaros’ta 1 saatlik bir yürüyüş ile Marmaros Şelalesini de görebilirsiniz.

Yıldız Koyu: Gökçeada Sualtı Milli parkı’nın içinde yer alan Yıldız Koyu, sanırım adını da buradan alıyor. Yıldızlı güzellikte bir koy. Şnorkelsiz yüzmenizi önermiyoruz. Sualtını rahatlıkla izleyip, balıklarla yüzeceksiniz. Milli Park olmasından dolayı avlanma yasağı var ve bu sebeple balıklar da kaçmıyor. Yıldız koyunda kamp yapmak isterseniz, bir tesis mevcut fakat plajın arkasında yer alıyor. Deniz manzarası görünmeyen bir alan. Ücretli bir tesis olan kamp alanında, ortak alanlar ve otopark mevcut.

Mavi Koy: Yıldız Koyu’ndan kayalıklara tırmanıp, epey bir yol yürüdükten sonra ulaşabileceğiniz cennet bir koy burası. Araç ile belli bir mesafeye kadar gidebiliyrosnuz. Bu sebeple tercih edilmiyor ve dolayısıyla da kalabalık olmuyor. Mavi Koya giden yolda yüzlerce kelebek görüp, çiçeklerin üzerinde dans edişlerini izlemiştik. Sanırım hayatımda doğal olarak o kadar fazla kelebeği bir arada hiç görmedim. Mavi koyda kamp yapmak isterseniz herhangi bir tesis bulunmuyor. Serbest olarak beğendiğiniz bir alana kamp atabilirsiniz. Yaşanan yangın sebebi ile alanın bir kısmına giriş kapatılmış durumda. Buna göre keşif yapılarak tercih edilmeli.

Kuzu Limanı Plajı: Feribot iniş noktasında görünen yaklaşık 2-3 km uzunluğundaki plaj içerisinde 3-4 tane tesis bulunuyor. Şezlong, şemsiye ve yeme içme ihtiyaçlarınızı tesislerde giderebilirsiniz. WC ve otopark imkânı bulunuyor.

Laz Koyu: Gökçeada’nın güney kıyısında bulunan ufak ve şirin bir koy olan Laz Koyu, kahverengi tabelasını takip edip gittiğinizde seyir tepesinden muhteşem manzarayı görmenize vesile olacak. Koyda bir tesis mevcut. Şemsiye ve şezlong kiralayabilir, yemek yiyebilirsiniz. Laz Koyu’nun en önemli özelliği ise kuzey rüzgârı ne kadar kuvvetli olursa olsun, Laz Koyu süt liman. Dalgasız sakin bir deniz istiyorsanız Laz Koyu tercihiniz olsun.

Uğurlu: Uğurlu, merkezden 25 km uzakta ve adanın en batısında bulunan köy. Uğurlu Köyü’nün bir limanı var. Güney kıyısındaki tek liman olan Uğurlu Limanı, zamanında Gökçeada-Limni (12 mil) arasında gelip gidecek feribotlar düşünülerek yapılmış. Şimdilik proje rafa kalksa da, her an gerçekleşebilecek bir proje. Şu anda limana büyük balıkçı tekneleri sığınıyor, adalılar balık tutuyor. Her iki tarafından denize giriliyor.
Adanın denize girilecek en güzel koyu Gizli Liman, Uğurlu’ya çok yakın. Cennet gibi doğal plajdan yararlanmak isteyenler, Uğurlu’daki pansiyon ve otelleri tercih ediyorlar. Köyde genelde apart pansiyonculuk yaygın olmakla birlikte 3-4 otel de bulunuyor.
Merkezden en uzak köy olduğu için, köyde 4 bakkal, 2 kahve, 2 kasap, 3-4 restoran bulunuyor. Köylü pazarları da oldukça meşhur. Köylü tezgâhlarından alışveriş yaparak en doğal ürünleri tadabilirsiniz.

Aydıncık-Kefalos: 1200 metre uzunluğundaki plajı ve altın rengi kumu ile adanın en çok tercih edilen plajlarından bir tanesi. Plajda hem konaklama hem de restoran hizmeti veren bir işletme bulunuyor. Bunun yanında sörf dersi almak isterseniz pek çok tesiste imkân bulabilirsiniz. Merkeze 10 km uzaklıkta bulunan Aydıncık plajına yaz aylarında minibüs seferleri de düzenleniyor ve ulaşım kolaylıkla sağlanıyor.

GAGO Koyu: Kuzu limanının tepesinde dağlık ve zorlu bir yolda bulunan çok gizli bir koy olan GAGO koyu, herkesin girmesi mümkün olmayan cennet bir koy. İçerisinde bulunan organik tarım arazisi ile şahsa ait bir alan ve plaja inebilmek için zorlu dik bir keçi yolunu aşmanız gerekiyor. Araç ile plaj alanına girmeniz mümkün değil. Dolayısıyla tercih edilmeyen bir koy haline geliyor. Bunun yanı sıra muhteşem günbatımları izlemek ve dalış yapmak için eşsiz bir koy. GAGO koyunu bulabilmek ve burada kamp yapmak biraz cesaret işi. Eğer inzivaya çekilmek isterseniz de ihtiyacınız olan her şeyi alıp gitmelisiniz. Merkeze yakın olmasına rağmen zorlu bir yolu olması yorucu olacaktır.

GÖKÇEADA LEZZET DURAKLARI

Barba Hristo, Zeytinliköy: Zeytinli Köyü’nde bulunan Barba Hristo’nun imza lezzeti, damla sakızlı muhallebi. Zeytinliköy ’de bir ara sokakta hizmet veren Barba Hristo Tatlıları Ada’nın en güzel damla sakızlı muhallebisini yapıyor. Barba Hristo 100’e yaklaşan yaşına rağmen küçücük ve tertemiz mutfağında eşiyle birlikte Gökçeada’ya özel bu enfes lezzet geleneğini sürdürüyor. Gelgelim biz bu lezzetten mahrum kaldık L Covid-19 sebebiyle, sınırların henüz açılmaması kaynaklı Rumlar henüz dönmemiş. Rum evlerinin pek çoğu kapı duvar. Gökçeada’ya tekrar gelmek için ne kadar iyi bir sebep J

Madam’ın Dibek Kahvesi, Zeytinliköy: Yine üzülerek, tadamadığımız ama Gökçeada için önemi büyük bir mekândan bahsetmek istiyorum. Virüs sebebi ile kapalı olan mekânın imzası Dibek kahvesi. Hikâyesi ise şöyle;

Babasından kalma kahvehaneyi 1970’i yıllardan itibaren işleten ve 2003 yılında vefat eden Madam Estratia’dan adını alan dibek kahvesi geleneği şimdilerde aileden 68 yaşındaki Urania Kutufo tarafından yaşatılıyor. Yunanistan başkenti Atina’da yaşamını sürdüren Kutufo, her sene yaz mevsiminin ilk günlerinde Gökçeada’ya gelerek adanın meşhur dibek kahvesini üretmeye başlıyor.

Bir dahaki sefere bu tarih lezzeti denemek için sabırsızlanıyoruz.

Yeşil Ev, Zeytinliköy: Zeytinli köy ziyaretimiz tek açık mekân olan Yeşil Ev’in tatlı sohbet işletmecilerini çok sevdik. Hem sakızlı muhallebiyi hem de dibek kahvesini burada denedik. İmza mekânlar ile kıyaslama yapamamakla birlikte hem mekân keyifliydi hem de tatlı ve kahve lezizdi. Zeytinliköy’de her yer kapalı olunca sığındığımız Yeşil Ev, büyük bahçesi ve üst tarafta yer alan oturma alanları ile oldukça keyifli bir manzaraya sahip. Uğramadan dönmeyin.

Mustafa’nın Gayfesi: Gökçeada’ya veda edeceksek çok güzel bir kapanış olmalı diye düşündük. Bunun için de güne muhteşem bir kahvaltı ile başlamamız gerekirdi. Her ne kadar virüs sebebi ile adanın boş olduğunu düşünüyor olsak da güne erken başlayıp saat 10:00’da Mustafa’nın Gayfesi’nde kahvaltı için hazırdık. İlerleyen dakikalarda iyi ki de erken geldik dedik. Sanki ada göründüğü kadar boş değilmiş dedirten bir kalabalık yaşandı.

Bununla birlikte, güleryüzlü personeli, hızlı ve temiz servisi ile çok memnun kaldığımız bir kahvaltı mekânı oldu. Sürekli çalan klasik Türk müzikleri, şahane manzarası ile keyifli bir kahvaltı ve sonrası kahve içme mekânı. Adaya özgü lezzetlerin buluştuğu Mustafa’nın Gayfesi’nde güzel bir kahvaltı ile güne başlayıp, manzaraya karşı mis gibi bir kahve içmeden dönmeyin.

Uğrarsanız bizi de hatırlayın.

 

Merkezi Pastanesi: Bir Gökçeada klasiği olan Efibadem Kurabiyesi yemek için merkezde bulunan Merkezi pastanesine mutlaka uğrayın. Pek çok tatlı çeşidi, dondurma ve hediyelik eşya satışı da yapılan Merkezi Pastanesinden Efibadem Kurabiyesi almadan dönmeyin.

Peki nedir Efibadem Kurabiyesi hikayesi? Ergin Çelik şöyle anlatıyor;

Küçüklüğümde ile başlayan bir ifadeyi süsler Efibadem. Geçmişte, özel günlerde Rum evlerine yapılan o güzel ziyaretlerin en tatlı ânı, önümüze serilen çeşit çeşit ikramlar olmuştur. Zaman geçse dahi, tat ne damağımdan ne de hafızamdan siliniyordu. Yoğun lezzeti ile boğazınızı sararak, yutkunduğunuzda tatlı bir his bırakıyordu geriye. Sıcaklığı ilk günkü gibi koruyordu yerini. Aklımdan düşmeyen bu tadı, günümüz ile buluşturmayı hedefledim.

Uzun bir yola atıldık. Yıllar birbirini kovalarken çeşitli tarifler denendi lakin o sıcaklık bir türlü düşmemişti damağıma. Çokça denemeden sonra bir arkadaşım Madam Efi’nin bu kurabiyeyi güzel yapabileceğini söyledi. Aradığımı bulduğum çocuksu bir heyecan ile Madam Efi’den kurabiyeyi yapmasını rica ettim. Onca deneme bir sonuç vermediğinden inancım ve umudum kalmamıştı. O an olur da yaparsa, onun adını vereceğimi söyledim. Madam ise, karşılığında iki tane şart sundu. İlki ürünü bozmamamız üzerineyken, ikincisi sürekli kontrol halinde olacağını söylemesiydi.

Fırından çıkan kurabiyeler ile buluştuğumda çocukluğuma sürüklenmiş ve bu sefer olduğu konusunda büyük bir heyecan ve sevinç duymuştum.

Sizler de bir kez bu tatları keşfettiğinizde, tekrar gelmek isteyeceksiniz çünkü:

“Ayaklar kalbin gittiği yere gider.”

Kaybolan Lezzet Efibadem.

İmroz Poseidon: Güneşin en yavaş ve en güzel battığı Gökçeada’nın manzarası en güzel noktası İmroz Poseidon dersek abartmış olmayız. Muhteşem günbatımı manzarası ve eşsiz lezzetleri ile İmroz Poseidon’u anlatmak imkânsız. Tüm güzelliklerin yanında, misafirperverlikleri, hizmetin hızlılığı, virüs döneminde alınan önlemler ile tercih edilecek bir mekân.

Buraya kesinlikle gün batımı izleyerek akşam yemeği keyfi yapmaya gidilmeli. Eşsiz bir günbatımı ile adeta büyüleneceksiniz. Kaleköy’de bulunan İmroz Poseidon, kayalıkların üzerine oturtulmuş iskeleler üzerine kurulmuş. Konsepti ve manzarası ile Gökçeada’nın vazgeçilmez mekânlarından bir tanesi. Manzara ve hoş müzikleri eşliğinde Gökçeada’nın keyfini doruklarda yaşayacağınız bir mekan.

Poseidon Restoran sadece akşam hizmet vermiyor. Öğle saatlerinde de zengin bir Gökçeada yemek masası kurmak için yine restoranı tercih edebilirsiniz.

Adanın doğal ürünlerinden yapılmış mezelerinden salatalarına, adada üretilmiş zeytinlerden adanın doğal zeytinyağına kadar Gökçeada’yı temsil eden harika bir mekân. Yemeğinize eşlik Ege manzarası ise yapmadan dönmeyin listemizin başında yer alıyor.

Uğrarsanız bizi de hatırlayın.

 

 

 

 

 

 

Yapmadan DÖN-ME-YİN!

İmroz Poseidon’da günbatımı izlemeden,

Marmaros koyunda trekking yapmadan,

Tuz Gölü’nde çamur banyosu yapmadan,

Efi Badem kurabiyesi yemeden,

Yıldız Koyu’nda balıklarla ve diğer deniz canlıları ile yüzmeden,

Laz Koyunu seyir tepesinden görmeden,

Yıldız Koyunu seyir tepesinden göremeden,

Mustafa’nın Gayfesi’nde kahvaltı yapmadan ve kahve içmeden,

Muhteşem koylarını gezmeden DÖN-ME-YİN!

 

Gamze KIR SAPANCI & Akın SAPANCI

Instagram: @gamzenika

 

KampLife Style

AT YAYLASINA KAMP ATTIK!

posted by gamzenika_admin 2 Haziran 2020 0 comments

 

Genel Bilgiler ve Ulaşım

Yolculuğumuz Bolu Yedigöller için başlamışken, son anda karar değiştirip farklı bir rota keşfetmek üzere At Yaylasına doğru yol alıyoruz. Navigasyona yazdığımız anda karmaşık bir rota karşımıza çıkıyor. Keşke her karmaşık yol böyle güzel olsa. Birbirinden güzel köylerinden içinden geçip gidiyoruz. Bazen köylülere sorup bazen de yanlış sokaklara girip, sonunda At Yaylasına varıyoruz. Bir ormana bir de tepeye doğru ilerleyen yol üzerinden tepeye çıkıp, At Yaylasına yukarıdan bakıyoruz. Aşağıda bir gölet, çevresinde insanlar, gün batmak üzere. Orman tarafından girişte ise havanın yağışlı olmasından kaynaklı, çamurlu bir yol var. Aracınızın batmaması için dikkatli olmanızda fayda var. Dikkatlice orman yolundan göl kenarına doğru aracımızı park ediyoruz.

Biraz At Yaylası’ndan bahsedelim; At Yaylası Bolu’nun 10 km kuzeyinde 1150-1250 m yükseltide 1-2 km aralıklarla 7 adet yayladan bir tanesi. Özellikle kirazları ile ünlü olan bu yayla grubunun etrafında meyve bahçeleri vardır ve At Yaylası da adından anlaşılacağı üzere doğada serbest olarak bulunan atların uğrak yeri. At Yaylası’nda doğal yaşam süren 25-30 at olduğu söyleniyor. Bu atların gündüzleri, yaylada bulunan yapay gölete gelerek çeviresinde bir süre durdukları söyleniyor. Biz de çadırımızı kurarken, acaba ataları görür müyüz heyecanını içimizde yaşıyoruz.

Peki, At Yaylası Kamp Yapmak İçin Güvenli mi?

Gittiğimiz anda bizim gibi pek çok kamp severin orada olduğunu görünce güvenilirlik endişesi kafamızdan siliniyor. Hem yanımızda torunlarıyla piknik yapan ve mantar toplayan amca ile yayla hakkında bilgi almak hem içimizi rahatlatıyor hem de biraz tırsıyoruz. Bolulu amcamız, yaylada yaban hayatının aktif olduğunu ve gece sesli olmamamızı ve mutlaka ateş yakmamızı öneriyor. Hava kararmaya başlayınca da mantar toplama işlerini bitirip ailece yayladan ayrılıyorlar. Bu süreçte göl çevresinde bulunan tüm aileler birer birer gidiyor J Tabi biz de endişelenmeye başlıyoruz. Kulağımıza gelen tek ses, yaylaya ilk geldiğimizde baktığımız tepeden gelen bir grup sesi. Yüksek sesle müzik dinliyorlar ve anlaşılan baya eğleniyorlar. Günün sonunda hava kararınca sadece onlar ve biz varız J Bu bizim korkularımıza tuz biber oluyor J Açıkçası hiçbir kamp gecemizde bu kadar yalnız değildik. Çadır gözümüze bir korkunç geliyor. Akşam yemeği hazırlıkları, yemek faslı, ateş başı sohbet derken uykumuz bile yokken çadıra geçiyoruz. İtiraf edelim. Bir süre arabada da kalıyoruz J Aslında herhangi bir yabani hayvan ziyareti de yaşamadık ama endişeli bir gece geçirdik. Sabaha uyanıp, atları da görebilmek umudu ile uyuyoruz.

Güvenli mi sorusuna, yabani hayvanlar açısından ve çevrede başka kampçı olmaması açısından net bir cevap verememekle birlikte biz hiçbir sorun yaşamadık. Ama en korktuğunuz kamp geceniz hangisi derseniz de, şüphesiz, At Yaylası cevabını verirdik.

At Yaylası’nda atları görebilecek miyiz?

Hayvanlara ve özellikle de atlara olan düşkünlüğüm ve hayranlığım sebebi ile At Yaylasında doğada serbest atları görmek hayalimdi. Akşam vardığımızda gözümüz ormanın derinliklerinde hep bekledik ama gelmediler. Sabaha kadar korkudan uyuyamazken de sabah atlar gelirse bu kamp unutulmaz olur diye kendimizi teselli ettik J Ertesi gün, muhteşem gün doğumu, ormanda odun toplama, ateş yakma ve kahvaltı hazırlıkları derken kampın efsane anlarından biri olan kahvaltı keyfimiz sonrası gölet etrafında keyfimizi yaptık. Fakat ne gelen vardı ne giden.. Tam umudumuzu kaybettiğimiz anda, toplanıp gidecekken, ormanın derinliklerinden yeleleri rüzgarda havalanan 2 at çıkageldi.. Gölet etrafında kısa bir tur atıp, su içtiler.. Bize baktılar ve gittiler.. Bizim için mucizevi bir andı.. Ben hayatımda ormanda yaşayan serbest at görmedim.. At Yaylası’nın bizim için yeri bu anlamda ayrıdır. Sanki masal diyarından gelen gizemli 2 at vardı J Çok şanslıyızzzzzzzz.

 

Peki, At Yaylasında Neler Var Neler Yok?

  • Gölet etrafında özel konaklama tesisi, kamp tesisi gibi bir alan yok. Serbest bir kamp alanı. Ücretsiz. İstediğiniz en güzel yere çadırınızı atabilirsiniz.
  • Gölet etrafında herhangi bir alışveriş olanağı yok, alışverişinizi yukarı çıkmadan önce yapmanız gerekiyor.
  • WC, duş yok.
  • Çeşme ve temiz su yok, tedarikli olmanızda fayda var.
  • İnternet çekmiyor. Buraya gideceğiniz zaman mutlaka ailenize önceden haber verin. Ciddi bir endişelenmeye sebep olmayın.
  • Ateş yakma imkânınız var. Hatta civarda çok fazla odun bulma şansınız da var. Hem kendi odunlarımızı yaktık hem de sabah ormandan odun topladık.
  • Gölet etrafında ve ormanın derinliklerine inmeden yürüme imkânı var. Sabah ve akşam yürüyüş rotası yapabilirsiniz.

At Yaylası Kampında Neler Yapılır, Nelere Dikkat Etmeli?

  • At Yaylası kampında sadece kamp yapmakla yetinmeden, doğa ile baş başa muhteşem vakit geçirebilirsiniz. Gün batımında vardığımız yaylada hem gün batımı hem de gün doğumu muhteşem manzaraları görmenizi sağlıyor. Ormanın suya yansıması gibi harika doğallıklar sizi bekliyor.
  • Mevsim tercihiniz ilkbahar ve sonbahar olursa doğa sizi çok daha renkli karşılayacak unutmayın.
  • Mevsim ne olursa olsun, Karadeniz iklimi hâkim olduğundan ve yayla içinde yer alması nedeni ile özellikle akşam saatlerinde oldukça soğuk oluyor. Uyku tulumlarınızı ve kalın kıyafetlerinizi almayı unutmayın.
  • At Yaylası gölet çevresinde mutlaka yürüyüş yapın. Yürüyüşünüze çok derinliklere girmeden ormanı da eklerseniz muazzam bir doğa göreceksiniz.
  • At Yaylası çok bilinen bir Bolu yaylası değil. Bu sebeple de gündüze göre gece kimse yok diyebiliriz. Epey sakin bir kamp düşlüyorsanız, tercih edebilirsiniz.J
  • Yaptığımız yürüyüşlerde Bolu mantarına rastladık. Tabi mantarlar hakkında bilgisi sahibi değilseniz kesinlikle ellemeyin bile. Biz köylülerden yenilebilir olanları gördük fakat toplamadık.

 

Bir kamp rotasının keyfini doyasıya çıkardıktan sonra, sizden gelen sorulara da cevap olmasını temenni ettiğim mini kamp yazım sona eriyor.

Beni daha birçok fotoğrafımı takip etmek isterseniz;

Twitter: @sapancigamze

Instagram: @gamzenika

Photo By: @akinsapanci

Sevgiler,

Gamze KIR SAPANCI & Akın SAPANCI

 

 

 

 

 

FoodTravel

KAZ DAĞLARINDA İTALYAN GECESİ

posted by gamzenika_admin 20 Mart 2020 0 comments

KAZ DAĞLARINDA İTALYAN GECESİ

İzmit’ten başlayan yolculuğumuz, sakin ve huzurla devam ederken, müziğin sesini açıp boş yolun tadını çıkarıyoruz. Sabahın erken saatleri olduğundan hem serin hem de hemen kahvaltı yapma isteğimiz olmuyor. Vakit geçip karnımız zil çalmaya başlayınca, yol üzerinde bir mekanda durup kahvaltı yapıyoruz. Kahvaltı sonrası, kahve keyfini de yaparak yola devam ediyoruz.

3 saatin sonunda otelimize giden ağaçlıklı yoldayız. Yola girdiğimiz anda, hafta sonunu dinlenmekle geçirmek için çok iyi bir tercih yaptığımızı anlıyoruz. Kaz Dağları’nın eşsiz doğasında ruhunuzu dinlendirmek için Ramada Resort Kaz Dağları, tercih edilecek en güzel otellerden bir tanesi. Bavullarımızı hızlıca odamıza bırakıp, oteli keşfetmek üzere çıkıyoruz. Akşam için oldukça fazla vaktimiz var. Her zaman dediğimiz gibi, erken çıkan erken yol alır J Hem havuz keyfi, hem de Ramada aktiviteleri için bolca zamanımız olmasına seviniyoruz.

Ramada Resort için kısa bir bilgilendirme verecek olursak, kendilerini şöyle anlatıyorlar;

Ramada Resort Kazdağları Thermal & Spa, havadaki oksijen bolluğu bakımından dünyada ikinci olan Kazdağlarının eteklerindedir ve Ege Denizine 2 km. mesafede yer almaktadır. 5 yıldızlı, Yeşil Yıldız ve Yeşil Anahtar sahibi tesisimiz; Kuzey Ege bölgesinin ilk ve tek uluslararası zincirine bağlı otelidir. Aynı zamanda Ramada Zincirinin dünyadaki ilk termal otelinde dağ-deniz-oksijen-termal’i bir arada bulabilirsiniz. Tıklayınız

Havuz keyfimizi yapıp, güneşin tadını çıkarıyoruz. Hemen akabinde otel çevresini keşfe çıkacağız.

Yaptığımız mini keşifte, otelin arkasında bulunan Mini Club çocuk oyun alanı, Eko Garden, tavuk kümesi, koyun keçi çiftliklerini keşfediyoruz.

. Hem çocuklar hem de yetişkinler için tam bir keyif alanı diyebiliriz. Çiftliklerden gelen sesler eşliğinde Eko Garden turu yapabilirsiniz. Şansınız varsa bahçıvana denk gelip, hoş sohbetine de eşlik edersiniz.

Eko Garden

Eko Garden’da ne yetişiyorsa Ramada mutfakta yiyorsunuz. Tarladan çatala uygulamasının en güzel örneği .

Patlıcan, karalahana, domates, salatalık ve daha pek çok ürün. Envai çeşit ürün içinde kayboluyorsunuz. Biz keşfimizi yaparken de bahçıvanla karşılaşıyoruz. Hatta şöyle ki, az sonra başlayacak olan workshop için otlarını toplamaya gelmiş. Mini hasat yapılıp, tadımlık ürünler de alındıktan sonra Eko Garden keşfimiz de tamam .

Kaz Dağları Otları ile Workshop

Eko Garden’da hasat edilen Kaz Dağları otları ile harika bir workshop başlıyor. Şefimiz tüm tarifleri en ince ayrıntısına kadar anlatıyor ve biz de notlarımızı alıyoruz.

Sirken Otlu Piliç Kavurma; Öncelikli olarak yüksek ateş şart. Lezzetlendirmek için de tatlı ekşi sos kullanılıyor. Çok fazla baharat kullanılmıyor. Otun tadının daha çok anlaşılması sağlanıyoruz. Az tuz ilavesi ve yüksek ateşte kavurma ile sirken otlu piliç kavurma hazır J Çok beğendik, tavsiye ederiz.

Meyveli Semizotu Salatası; Köy peyniri, nar ekşisi, nektarin ile yapılan salata hem çok hafif hem de çok lezzetli.

KAZ DAĞLARI

Bu muhteşem doğaya gelmişken, biraz Kaz Dağları’ndan bahsedelim.

Kaynak: Öngen Country

Kaz Dağları, havadaki oksijen oranının fazlalığıyla dünya ikincisi bir bölgedir. Bu gerçek, bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Özellikle, Altınoluk, Küçükkuyu ve Yeşilyurt Köyü Bölgesinde oksijen oranının fazlalığı net bir şekilde hissedilir.

Kaz Dağlarında tam 47 çeşit endemik bitki türü vardır. (Yani dünyada başka hiçbir yerde bulunmayan türler ) Örneğin, Kazdağı’ nın en önemli endemik bitkilerinden biri Kazdağı köknarıdır. M.Ö.1200 yılındaki Truva savaşında kullanılan tahta at, Kazdağı Köknarından yapılmıştır. Fatih Sultan Mehmet, Midilli Adasını, 1460 yılında, Kazdağı Köknarından yaptırdığı donanma ile fethetmiştir. Zengin su kaynakları, şelaleleri ve pınarları ilen mitolojide ve tarihte bin pınarlı İda olarak adlandırılır. Aynı zamanda zengin bir fauna varlığını ( hayvan türleri ) barındırır. Kazdağları’ nda yürüyüş yaparken, her an önünüze dünyalar güzel bir karaca çıkabilir. Sincaplar çevrenizde oynaşır.

Tarihte “TANRILAR VE AŞKLAR DAĞI İDA” olarak geçen KAZDAĞLARI, tam 4.000 yıllık bir yaşam serüvenine sahiptir. Troyalılara, Lidyalılara, Hititlere, Romalılara, Selçuklulara ve Osmanlılara yurt olmuştur. Bölgede, tüm uygarlıklardan kalan izlere rastlamak mümkün. Dünyanın ilk güzellik yarışması burada yapıldı. Paris, elindeki altın elmayı uzatarak Afrodit’ i, dünyanın ilk güzellik kraliçesi ilan etti.

ÖNGEN COUNTRY

Öngen Country’e adım attığınız anda Kaz Dağları’nın tarihi ve doğal güzelliklerini görüyorsunuz. Uzun ve biraz meşakkatli yoldan sonra, arabadan indiğimiz anda sanki dünyadan çok uzak bir yere gelmiş gibi hissediyoruz. Havanın yumuşaklığını, kuşların sesini, rüzgârın dokunuşunu size aktarabilmek isterdim. Kaz Dağları’nın yamacında bulunan otel hemen bitişiğinde bulunan yürüyüş parkurlarında trekking yapabilir ve muhteşem doğanın tadını çıkarabilirsiniz.

Ruhunuzu ve bedeninizi yenilemek istiyorsanız hem dağ, hem deniz keyfinin tadını Öngen Country’de çıkarabilirsiniz.

Bizim için ise Öngen Country;  havuz başında, dağların arasında, deniz manzarası eşliğinde, yıldızların altında muhteşem bir İtalyan Gecesi demek.

Henüz yemek hazırlıkları yapılıp, havuz başından çatal kaşık sesleri kulağımıza gelirken, biz üst katta deniz manzarasının ve gün batımının keyfini kahve ile çıkarıyoruz. Akşam yemeği için ise oldukça heyecanlıyız. Çünkü aşağıda emek emek bir çalışma söz konusu. Yavaş yavaş, fotoğraflar çekerek masamıza doğru ilerliyoruz.

Gecenin mimarı İtalyan Chef Geovani öncelikli olarak açılış konuşmasını yapıyor ve menü ile ilgili detayları veriyor.

Menümüz;

  • Paşaeli 6N Kırmızı Karakız&Merlot üzümleri 2016, 6 ay Amerikan ve meşe fıçı
  • Ispanaklı Gnocchi
  • Özel Soslu Mantarlı Bonfile
  • Tiramisu

Şefimizin, masa başında birebir sunumları eşliğinde muazzam bir akşam yemeği yaşıyoruz. Hem sohbet hem de İtalyan Lezzetleri çok tatlı gidiyor. Tatlı demişken J Menüde bulunan ttatlı yerine buz içerisinde çilek yedik J Neden mi J Şefimiz Tiramisu için mascarpone peyniri bulamayınca, ben bu tatlıyı yapamam dedi ve ciddi ciddi yapmadı J Buna çok şaşırmış olsakta, öyle güzel açıkladı ve menüde bulunan her şey öyle lezzetli, sohbet öyle keyifliydi ki, kimsenin neden tatlımız yoktu diye sormak içinden gelmedi J

Güldük, eğlendik ve yeni insanlar tanıdık.

Kaz Dağları’nın mistik havasında, yıldızların altında, muhteşem doğanın kucağında tarifsiz bir İtalyan Gecesiydi.

Yazıyı yazmamın üzerinden çok uzun zaman geçip, mevsimler değişmiş olsa da aynı duygularla orada yaşamış hissettim. Bu seyahatime eşlik eden arkadaşım Oya’ya da buradan sevgilerimi iletmek ve bunu da hatıralar defterime kaydetmek kendimce görevimdir. Çünkü maalesef bazı hatıraların tekrarı yoktur, An’da kalırlar.

Doğayla kalın, sevgiyle kalın.

Gamze KIR SAPANCI & Akın SAPANCI

Instagram: GamzenikA

 

 

Alsace Lezzet Durakları
FoodTravel

ALSACE LEZZET DURAKLARI

posted by gamzenika_admin 19 Ocak 2020 0 comments

 

Alsace Şarap Yolu rotası dendiğinde kuzeyde Strasbourg’tan güneyde Mulhouse’a kadar uzanan yaklaşık 170 km’lik bir rotayı kapsıyor. Şarap yolu adını ise, 100’e aşkın köy bulunan rotada, üzüm bağları arasında yapılan yolculuktan alıyor. Fransa’nın en ünlü şarapları da bu bölgede bulunuyor. Haziran-Eylül tarihlerinde seyahat ederseniz üzüm bağları arasında gezerken, üzümlerin de tadına bakabilecekken, Aralık-Ocak aylarında ziyaret ederseniz Noel ruhu ile süslenmiş köylerde kendinizi adeta bir masal diyarında geziyor gibi hissedebilirsiniz. Her mevsim ayrı bir güzellik sizi karşılıyor olacak.

Almanya ve Fransa’nın yüzyıllar boyunca paylaşamadığı Alsace Lauren bölgesi, hem Almanya hem de Fransa izlerini taşıması sebebiyle daha bir güzel daha bir keyifli. Kültürlerin buluşması, bölgede tatlı bir ahenk oluşturmuş.

Biz de Alsace seyahatimiz boyunca hem şirin köylerin hem de Alsace lezzetlerinin tadını çıkardık.

Alsace’ye Nasıl Gidilir?

Biz, İstanbul-Basel uçuşu sonrası, Basel ve Zürih gezdikten sonra Alsace rotamıza doğru yola koyulduk. İlk durağımız hep merak ettiğimiz Colmar ile Alsace rotasına başladık. Kaysersberg, Riquewihr, Ribeauville, Hunawihr, Obernai ve Strasburg ile rotamızı sonlandırdık. Alsace bölgesinde rahatlıkla gezmek isterseniz, araç kiralamak çok avantajlı olacaktır. İstediğiniz köyde dilediğiniz kadar vakit geçirebilirsiniz. Köyler birbirine oldukça yakın mesafelerde. Ve öyle masalsı ki, hadi şurada da bir fotoğraf çektirelim derken zaman su gibi akıyor. Dolayısıyla aracınız olduğunda hem daha fazla zaman geçiriyor hem de bir daha dönme fırsatı yakalıyorsunuz. Bu nedenle araç kiralayarak gezmenin daha keyifli olacağı düşüncesindeyiz.

Alsace Lezzetleri

Alsace rotası boyunca en çok dikkatinizi çekecek olan muhteşem patisserieler olacak. Her bir patisserieye girip bir şeyler yemek isteyebilirsiniz. Ne kadar çok denerseniz, bu konuda çok başarılı olduklarını anlayacaksınız.

Alsace rotası boyunca denemeniz gereken bazı Fransız lezzetleri ise şöyle;

Tarte flambée / Flammekueche : Çok ince hamurdan yapılan pizza benzeri bir yemek türü. Hamur o kadar ince ve çıtır ki, çatal bıçak kullanmadan dilim dilim yemenizi öneririm. Bol soğanlı, krema, ve muster peyniri ile servis edilen Flammekueche içeriğini siz belirleyebiliyorsunuz. Odun ateşinde pişmesi ayrı bir lezzet veriyor. Özellikle köylerdeki bazı restoranların menüsünde sadece Flammekueche  yer alıyor. Denemeden dönmeyin.

Kougelhopf: Alsace bölgesinin meşhur Fransız keki. Bildiğimiz dilimli kek kalıplarında pişiriliyor ve oldukça kabarık bir kek elde ediliyor. Brioche hamurundan yapılan kek, Alsace bölgesinin adeta bir simgesi haline gelmiş. Tatlı ve tuzlu pek çeşidi var. Ayrıca farklı boyutlarda da satılıyor.

Bretzel: Benim için Alsace rotasının vazgeçilmez lezzeti Bretzel oldu desem abartmış olmam😊Sanırım denemediğimiz çeşidi de kalmamıştır. Adını Almanya’nın meşhur simidi olarak bilinen pretzelden alıyor ki aslında onun da gerçek adı Bretzelmiş. Kendine özgü bir düğüm şekli verilerek pişiriliyor ve genellikle de tuzlun çeşitleri var.

Pain d’épices: Çavdar ununun, bal ve pek çok baharat ile karıştırılması sonucu elde edilen bir ekmek veya kek çeşidi diyebiliriz. Patisserielerde pek çok çeşidini görebilirsiniz.

Munster peyniri: Bölgenin meşhur peyniri. Yumuşak ve kendine has bir kokusu var. Flammekueche yapımında da kullanılan bir peynir çeşidi. Bazen şarap yanında da sunum yapılabiliyor.

Fleischschneke : Krep hamuru içine incecik dilimlenen etlerin, sarılıp tavda tereyağ ile pişirilmesi ile yapılıyor. Hatta sokak lezzetleri arasında da sayarsak abartmış olmayız. Biz krep arabaları gördük 😊 Tatlı yuzlu pek çeşidi hazırlanıp güzelce sokaklarda satılıyordu.

Bibeleskäs: ‘Fromage Blanc’ adında Yoğurt tadında bir krem peynir içerisine sarımsak, soğan, maydanoz ve frenk soğanı harmanlanıp, sotelenmiş patates ve çeşitli soğuk şarküteri ürünleri ile servis ediliyor.

Tarte à l’oignon : Soğan, yumurta, krema ve bacondan oluşan kat kat bir tart çeşidi.

Quiche Lorraine : Yumurta, krema ve bacondan oluşan KİŞ çeşidi. Doyurucu olması sebebi ile ana yemek olarak da tercih edilebilir.

Knepfle : El yapımı doğal ürünler seviyorsanız, Alsace bölgesinin el yapımı makarnalarını mutlaka denemelisiniz. Çeşitli dükkanlarda ve marketlerde satılıyor, isterseniz hediyelikte alabilirsiniz.

Escargots à l’Alsacienne: Salyangoz ile yapılan Fransız yemeği. Salyangoz içine maydanoz, sarımsak, arpacık soğanı, beyaz şarap ve tereyağ ile hazırlanmış sosun doldurulması şeklinde yapılıyor. Denemek cesaret ister 😊Fransa’da deneme fırsatımız olmadı ama İtalya’da (Sardinia) denemiş ve beğenmiştik.

Coq au Riesling: Riesling şarabı ve krema sosunda pişirilen tavuk, arpacık soğan, sarımsak ve havuçtan oluşan bir Fransız yemeği.

ALSACE LEZZET DURAKLARI

Brasserie Les Tanneurs Colmar

Masal diyarı Colmar gezimiz sırasında Noel’in izlerini yansıtan pek çok mekân görüyoruz. Kimisinin balkonlarından sarkan ayıcıklar, kiminin yılbaşı süsleri derken her bir mekânın etkisinde adeta büyülenerek geziyoruz. Les Tanneurs da bunlardan bir tanesi. Restoranın dışını süsleyen kalpli dekorları, camların kenarından sarkan Alsace leylekleri, cam kenarı çiçekleri tam bir görsel şölen. Tam önünde fotoğraf çekecekken, iç mekânın sıcaklığını fark edip kapıdan giriyoruz. Alt katta yer olmadığını söyleyen görevli bizi üst kata yönlendiriyor. Restoranın içi ahşap dizayn edilmiş ve kendine özgü bir tasarımı var. Alsace köylerine has eşyalarla süslenen duvarlar, kırmızı beyaz pötikare masa örtüleri ve masa örtüleri ile takım perdeler sıcacık bir hava katıyor. Üst katta bazı masaların daha yüksek dizayn edildiği de dikkatimizi çekiyor.

Çalışanlar, müşterileri gelir gelmez güleryüzle masaya gelip sipariş sürecini başlatıyorlar. Kalpli peçeteler, kırmızı beyaz kalpli servisler açılıyor.

Sıra menüyü incelemekte. Aslında Colmar’a gelmişken ilk denemek istediğimiz, Alsace’a özel Flammekueche aklımızda. Sonra bakıyoruz ki tam da doğru adresteyiz. Les Tanneurs’un imza tadı Flammekueche 😊Alsace bölgesinin en meşhur yemeği olan Flammekueche bir diğer adı ile tarte flambe. Almanca flemmen kuchen, yani yanık pide anlamında. Aslında lahmacuna ve pizzaya çok benzeyen bu yemek. Çok ince hamur üzerine hazırlanan malzemeler yapılan kıtır bir hamur. Soğan ve krema vazgeçilmez malzemeleri. Diğer malzemeleri ise sevdiğinize göre seçiyorsunuz. Tercihlerimiz, vejetaryen ve Poulet Tandoori

Yanında da güzel bir Alsace şarabı söylerseniz değmeyin keyfinize. Alsace bölgesinde 6 çeşit karakteristik şarap bulunuyor. Tek kırmızı şarap çeşidi ise Pinot Noir. Tokay Pinot , Riesling, Gewurztraminer, Muscat, Sylvaner Gris ve Pinot Blanc. Pinot Noir ve Riesling deniyoruz.

Sıcacık bir mekân ve leziz Alsace tatları bizi çok mutlu etti. Mekanın dekoru, çalışanların ilgisi ve fiyat performansı açısından da tam not veriyoruz.

Adres: 12 rue des Tanneurs, 68000, Colmar Fransa Little Venice noktasına 0,1 km mesafede

Tel: +33 3 89 41 88 05

Uğrarsanız bizi de hatırlayın,

Poulaillon Colmar

Colmar tarihine dair küçük bir not düşmek gerekirse; Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Versay Anlaşması ile Fransa sınırlarında kalan Colmar 1940’ta Almanya’nın eline geçti. Daha sonra 1945 yılında Colmar Savaşı gerçekleşti ve şehir tekrar şu anda bağlı olduğu Fransa’ya dahil oldu. Son yüzyıl içinde sayısız kere el değiştirmiş olmasından dolayı Colmar’da ve Alsace rotası boyunca Alman kültürünün etkilerini görmek mümkün. Gerek yeme içme gerek mimari yapılar Alman kültüründen çok etkilenmiş. Bu sebeple tüm patisserielerde Alman pastaları ve diğer ürünlerini göreceksiniz.

Yazının en başında da bahsettiğimiz ve Fransa’da doyamadığımız  meşhur Patisserie’lerden bir tanesi Poulaillon. Colmar sokaklarında, masalların arasında kaybolurken bir kahve molası verip, yanında da güzel bir Almanya Berliner’i yemek isterim derseniz doğru yerdesiniz.

Bretzel’in envai çeşitlerini de bulabilirsiniz. Gezinize küçük bir mola verip, sıcacık kahvenizi içip, şehri içerden izlemeye de devam edebilirsiniz.

İnsanı bir şeyler almaya zorlayan, muhteşem hamur işleriyle süslenmiş vitrini, fazla çeşit ürünleri ve lezzetleri tatları ile Colmar’da mutlaka uğranması gereken yerler arasında.

Adres: 14 rue des Serruriers, 68000, Colmar Fransa, Little Venice noktasına 0,5 km mesafede

Tel: +33 3 89 23 35 63

Uğrarsanız bizi de hatırlayın,

J.J. Murphy Irısh Pub Colmar

Colmar’da akşam saatlerinde keyifli bir mekana gidip bir şeyler içmek isterim derseniz de hemen meydan da bulunan Murphy Pub oldukça keyifli bir köşe pub😊 İlginç dizaynı ile dikkatleri çekiyor.

Patisserie Gilg

Çok sevdiğimiz patisserielerden bir tanesi de Colmar’a girişte keşfettiğimiz ve açlıktan 2 kruvasan aldığımız Gilg oluyor. Rengarenk makaronlar ve mini pastalar ile süslenmiş vitrinine vurulup içeri girmemek mümkün değil.

Gilg’de imza tatlardan bahsedecek olursak, özellikle ekler pastası ve makaronları çok konuşulanlar arasında. Bizim favorimiz de kahveli ekler ve makaronlar oldu. Ekler pastalar tazecikti. Kruvasanlardan da sade ve çikolatalı denedik, oldukça taze ve lezzetliydi. Ayrıca Alsace’ın meşhur keki Kougelhopf da burada denenebilir. Colmar’a ilk girdiğimiz anda keşfettiğimiz Gilg, Colmar’a veda ederken de makaron paketleyerek ayrıldığımız son nokta oldu 😊 Makaron almak istediğinizde uğramalısınız.

Adres: 60 Grand rue, 68000, Colmar Fransa, Little Venice noktasına 0,2 km mesafede

Tel: +33 3 89 23 96 84

Uğrarsanız bizi de hatırlayın,

L’Enfarine Kaysersberg

Alsace rotamızın en ama en şirin köyü Kaysersberg, Colmar’a sadece 1 saat uzaklıkta. Arnavut kaldırımlı dar sokakları, rengarenk evleri, Orta çağdan kalma kalesi ve Ren Nehrinin iki yakasını birbirine bağlayan tarihi köprüsü ile masallardan fırlamış gibi. Kaysersberg, İmparator’un Dağı anlamına geliyor, ki adı gibi dağların arasında kalmış bir masal diyarı.

Colmar’da gece konaklayıp sabah erken saatlerde Kaysersberg için yollara düşüyoruz. Amacımız bu şirin köyde güzel bir kahvaltı ile güne başlamak. Çünkü rotamız boyunca patisserieler bizi hiç yanıltmadı 😊 Sabahın erken saatlerinde işlerinin başında olan fırınlar, kahvaltı için sıcacık mis gibi bretzel ve Fransız lezzetleri ile güne sizi bekliyor.

Kaysersberg’e gelir gelmez sabahın köründe bir ters yöne girme macerası yaşayıp, amcanın birinden uzun bir azar işittikten sonra Lenfarine’ye giriyoruz. Fırından yeni çıkmış sıcacık ekmeklerin kokusu dışarıya kadar geliyor. Kruvasanlar, çeşit çeşit bretzeller ve pomme ve kougelhopf Fransız kekleri, her biri özenle hazırlanmış pek çok ürün, kahvaltı için oldukça cezbedici.

Tahıllı Bretzel, kougelhopf ve kruvasan ile birlikte kahvemizi alıp, şirin fırın cafede güzel bir kahvaltı yapıp enerjimizi depoluyoruz. Böylece Kaysersberg’de keyifli bir tur yapmak için hazırız 😊

Adres: 29 rue du General de Gaulle, 68240 Kaysersberg, Kaysersberg-Vignoble Fransa

Tel: +33 3 89 47 63 58

Uğrarsanız bizi de hatırlayın,

Patisserie Schaeffer Reck Obernai

Alsace rotasının masalsı köylerinden bir diğeri olan Obernai, hemen şehrin göbeğinde kurulmuş atlı karınca ile bir masalın içinde hissettiriyor. Kurabiyeyi andıran evleri, Arnavut kaldırımları ile kısa sürece kendine hayran bırakıyor.

Günün son köy rotası olması sebebiyle bir kahve ve tatlı stoklamak ve enerji almak gerekiyor.

Caddenin göbeğinde bulunan Reck Cafe, tatlıları ile gündemde. Özellikle Ekler ve Tiramisu favoriler arasında. Malzemeler öyle bol kullanılmış ve kalite öyle belli ki, silip süpürüyoruz adeta 😊 Yanında kahvemizle, değmeyin keyfimize. Tam da kahvemizi yudumlarken, camdan bakınca lapa lapa yağan kar mutluluğumuzu katlıyor.

Adres: 92 rue du General Gouraud, 67210, Obernai Fransa

Tel: +33 3 88 95 23 53

Uğrarsanız bizi de hatırlayın,

Aux Armes De Strasburg

Alsace rotasındaki son durağımız olan Strasburg, Almanya, Fransa ve İsviçre sınırlarında olması sebebiyle ulaşımı kolay bir şehir. Gezilecek pek çok yer var ve bir güne sığdırmak pekte mümkün değil.

Akşam saatlerinde Obernai sonrasındaki rotamız olan Strasburg’a vardığımızda kurt gibi açtık. Öncesinde de yaptığımız araştırmalar sonucunda Notre Dame Katedrali yakınında birkaç restoran konusunda karar verememiştik. Genellikle böyle bir durumda mekânın yanına girdiğimizde elektrik alırsak içeri girip denemeye karar veriyoruz😊 Burası için de aynen bu duygularla içeri girdik ve gerçekten hiç pişman olmadık. İçeri girdiğimizde restoran neredeyse tamamen doluydu ve bize yer yok diye ödümüz patladı 😊 Neyse ki cam kenarında, şehir manzaralı şirin bir masada yerimizi aldık. Hem yorgun hem de çok aç olmamız sebebiyle sağlam bir Fransız akşam yemeği yemeye de kararlıydık 😊

Tercihlerimiz, özel mantı taneleri ve ekmek parçaları ile birlikte sunulan kremalı tavuk haşlama yemeği ve Viyana’da bir benzerini yediğimiz (tabi asla bir Plachutta olamayacak hiçbiri 😊) et haşlama yanında fırın patates ile geliyor.Yemeklerimizin yanında kremalı salatalık ve havuç da geldi. Ekmek servisi de olması sulu yemekleri bandıra bandıra yeme geleneğimizi de bozmadı 😊

Mekanın dizaynına bayıldık. Şehrin göbeğinde olması ise büyük bir avantaj. Kırmızı beyaz pötikarelerle süslenen masalar, Noel zamanlarından kalma süslemeler, personellerin sıcak karşılaması ile bizden tam not aldı. Gerek hizmet kalitesi gerek fiyat performansı açısından çok memnun kaldık.

Adres: 9 Place Gutenberg, 67000, Strazburg Fransa, Strazburg Notre Dame Katedrali noktasına 0,2 km mesafede

Tel: +33 3 88 32 85 62

Uğrarsanız bizi de hatırlayın,

Burgard Strasburg

Strasburg gezimizin favori patisserielerinden bir tanesi pek çok şubesi olan Burgard oluyor. Aslında sbah kahvaltısı niyetiyle muhteşem sandviçler için uğradığımız Burgard’dan bretzel de almadan çıkamıyoruz. Alıp çantamıza atıp, acıkınca yeriz deyip depolama yapıyoruz. Bir de marmelatlı kurabiyelerden alıp, tatlı işini de çözmüş oluyoruz.

Burgard vitrinde özenle hazırlanmış sandviçleri görebilirsiniz. Bunun yanında, sizin başka bir sandviç tercihiniz varsa, hemen önünüzdeki sandviç malzemelerinden kendi seçiminizi oluşturmanız mümkün. GTon balıklı ve fesleğen soslu sandviç efsaneydi. Bretzellere zaten sözümüz yok. Marmelatlı Berliner ise tam bir lokmalık 😊

Adres: 7 Place Kleber, 67000, Strazburg Fransa, Strazburg Notre Dame Katedrali noktasına 0,4 km mesafede

Tel: +33 3 90 29 48 60

Uğrarsanız bizi de hatırlayın,

Raven Cafe Strasburg

Sabah itibari ile Strasburg sokaklarını arşınlarken, aralarda atıştırdıklarımızı saymazsak, öğle saatlerinde epey acıktık ve Raven Cafe’de bir fast food partisi yapmaya karar verdik 😊 Fast food tarzı seviyorsanız, hamburger ve nugget tercihlerimiz oldu ve sunumlar da gayet başarılıydı. Her iki ürün içerisinde de bol miktarda patates kızartması ile geliyor. Porsiyonlar çok büyük. Bir hamburger menüyü 2 kişi rahatlıkla doyarak yersiniz. Mekân şehrin göbeğinde ve iç dizaynı ferah. Çok rahat masa ve sandalyelere gömülüp fast food partinin tadını çıkarın.

Adres: 5 Place du Corbeau, 67000, Strazburg Fransa, Strazburg Notre Dame Katedrali noktasına 0,3 km mesafede

Tel: +33 3 88 36 49 35

Uğrarsanız bizi de hatırlayın, 

Alsace Sokak Lezzetleri

Gittiğimiz her ülkede sokak lezzetleri denemeden dönmemeye çalışıyoruz. Bildiğimiz lezzetler olursa ala, bilmediklerimizi denemek daha bir keyif veriyor. Alsace rotası boyunca kestane arabaları, patlamış mısırlar ama ballı soslu gibi çeşitleri, waffle arabaları, özel krep stantları gibi pek çok sokak lezzetini denedik. Hepsi birbirinden lezzetliydi 😊 Gittiğimiz ülkelerde sokak lezzetlerini denemeyi çok seviyoruz ve eğer  beğenirsek size de öneriyoruz

Yapmadan DÖN-ME-YİN!

  • Colmarı’ı hem gece hem gündüz görmeden,
  • Colmar sokaklarında kaybolmadan,
  • Ren Nehri’ne doğru hayaller kurmadan,
  • Kaysersberg’de bir gün geçirmeden,
  • Bretzel çeşitlerini denemeden,
  • Kruvasanların tadına bakmadan,
  • Flammenkuchen yemeden,
  • Kougelhopf yemeden,
  • Gingerbread almadan,
  • Makaronları tatmadan,
  • Alsace köylerinin hepsini gezmeden DÖN-ME-YİN!

 

Gamze KIR SAPANCI & Akın SAPANCI

Instagram: GamzenikA

 

 

FoodTravel

SAFRANBOLU BARTIN AMASRA LEZZET DURAKLARI

posted by gamzenika_admin 16 Aralık 2019 0 comments

KARADENİZ’DEN LEZZET DURAKLARI

 

Karadeniz’in şirin şehri Bartın ve bunun yanında tarihi dokusu hiç değişmeyen güzeller güzeli Safranbolu.. Safranbolu’nun safran kokusu, mistik yapısı, tarihi dokusu ve şirin düzenine hayran olurken, Bartın’da doğanın her haline şahit olduk. Karadeniz’in insana kendisini hayran bırakan güzelliklerini keşfederken, vaktimizin yettiği lezzet duraklarını da ziyaret edip sizler için kaleme aldık.

SAFRANBOLU

Kristal Cam Teras

Safranbolu turizmine katkıda bulunmak amacıyla Tokatlı Kanyonu üzerinde yerden 80 metre yükseklikte ve 11 metre genişliğinde yapılan Kristal Teras (Cam seyir terası), 75 ton ağırlığı taşıyabiliyor. Roketatar mermisiyle dahi kırılmayan cam seyir terası, her biri 750 kilogram taşıyabilecek kapasiteye sahip gözenekler, 3 cm kalınlığında 3 parça camdan oluşuyor. Yaklaşık 400 kişiyi taşıma kapasitesine sahip olan 100 metrekareden oluşan terasta eşsiz Tokatlı Kanyonu manzarasını izleyebiliyorsunuz.

Kristal Cam Teras’a gelmişken, eşsiz kanyon manzarasına karşı bir kahve molası vermeden olmaz. Türk kahvesi Osmanlı şerbeti eşliğinde ikram ediliyor. Osmanlı şerbeti içeriği; zencefil, karanfil, limon, kırmızı erik.

Safranbolu’ya 8 km uzaklıkta bulunan Kristal Cam Teras’ı ve kanyonu ziyaret ettiğinizde mutlaka mekânda bir kahve molası verin.

Uğrarsanız bizi de hatırlayın.

Adres: İncekaya Cd., 78600 Tokatlı/Safranbolu/Karabük, Türkiye

Açılış saati: 07:00

Telefon: +90 370 725 19 00

İki Kaşık Safranbolu

Tarihi Safranbolu’nun kalbinde bulunan İki Kaşık Restoran, Safranbolu’nun tarihi dokusuna uygun olarak yeniden dekore edilerek restoran hizmeti vermeye başlamış. İki Kaşık Restoranın mottosu ise; ev  rahatlığında, restoran konforunda.. Motto böyle olunca da özellikle kahvaltı için tercih edelim diye düşünüyoruz.

Safranbolu’ya, kahvaltı saatini epey geçirmiş ve öğleden sonra gitmiş olmamız sebebi ile kararsız kalmış olsak da İki Kaşık’ta soluğu alıyoruz. Biz, kahvaltı yapmadan güne devam edemeyenlerdeniz😊 Saat kaç olursa olsun, kahvaltı yapılmalı ki, akşam da güzel yemeklerin sırası gelsin.

Daha girişte, görevlilerin karşılaması, gürler yüzü, sıcaklığı bizi cezbediyor. Sipariş almaya geldiklerinde, çok da umudumuz olmaksızın kahvaltı hizmeti alıp alamayacağımızı soruyoruz. Evet cevabının en güzellerinden birini veriyorlar 😊

Hiç abartmayacağım, İki Kaşık’ta mükellef bir kahvaltı sofrası, hem de öğleden sonra saat 15:00’te, sınırsız bir güler yüzle sunuluyor.

İki kişilik serpmek kahvaltıda Safranbolu’ya özgü neler mi var?

Bildiğimiz bir kahvaltı dışında özellikle fark yaratan hangi ürünler olduğundan bahsetmek isterim.

Hicran: Adını Osmanlı’da aşk acısını ifade eden hicran kelimesinden alıyor. Pul biber, bal ve çeşitli baharatlarla hazırlanıyor.

Humus: Nohut, tahin ve bal karışımı.

Sarı Çiçek: Safranbolu dağlarındaki sarı çiçekten adını alıyor. Yoğurt ve çeşitli baharatlar kullanılarak hazırlanan sarı çiçek benim favorimdi 😊 Kahvaltı için çok leziz bir tat.

Tüm kahvaltılık ürünler tazecik, sunumlar başarılı. Güveçte pişirilmiş yumurtanın cezbeden sesi, günün hangi saatinde olursanız olun kahvaltı keyfi yaşamanızı sağlayacak. Yöreye özel pofuduk ekmeklerin ise yedikçe yediren bir tarafı var aman dikkat edin😊

Bizim için Safranbolu’da kahvaltı deneyimi olarak bahsedebileceğimiz İki Kaşık, çorba, salata, yemek çeşitleri ve özenle hazırlanan özel menüleri ile misafirlerine kaliteli hizmetler sunuyor.

Uğrarsanız bizi de hatırlayın,

Adres: Babasultan, Tan Sokak 1/A, 78600 Safranbolu/Karabük, Türkiye

Açılış saati: 09:00

Telefon: +90 546 282 89 19

Arasta Kahvesi

Arasta Kahvesi, 350 yıllık tarihi Safranbolu çarşısının içinde yer alan otantik bir kahve evi.

Közde kahvenin akla gelen ilk adreslerinden biri olan Arasta kahvesi, kahvenin pişirilme aşamasından sunumuna kadar ahenkli bir seremoni yaşatıyor. Girişte bulunan köz alanında yavaş yavaş pişen kahvelerimiz, damla sakızı özütü, Osmanlı şerbeti ve Safranbolu lokumu eşliğinde sunuluyor. Havanın soğuk olmasına istinaden, fincanlara sıcak su konup getiriliyor ki, soğutmasın. Kahvenizi yudumlarken sağınız solunuz Safranbolu’nun güzel evleri, çarşının huzur veren havası ve huzuru size eşlik ediyor.

Safranbolu’nun en iyi kahvecilerinden Arasta Kahvesinde Türk kahvesi içmeden ve tarihi çarşının otantik havasını tadını çıkarmadan dönmeyin.

Öyle bir mekân ki, kahveni kitabını al ve gel keyfine bak…

Uğrarsanız bizi de hatırlayın,

Adres: Çeşme, Celal Bayar Cd., 78600 Safranbolu/Karabük, Türkiye

Telefon: +90 370 725 33 33

BARTIN

Dalyan Balık Evi

Karadeniz’de nereye giderseniz gidin, balık ve deniz ürünleri peşinizi bırakmayacak. Eğer balık seviyorsanız, çarşıda, pazarda, köyde, kentte balık görecek ve hadi bu akşam da balık yiyelim diyeceksiniz. Bir Karadenizli olarak, balık seviyorum ve keyifle yiyorum. Bartın’a kadar gelmişken de balık ve balık ürünlerini denemeden dönmek olmazdı.

Dalyan Balık evi, taze balık çeşitleri ve şirin döşenmiş mekân konsepti ile dikkat çekiyor. Akşam saatlerinde mekânda yer bulmak oldukça zor. Yer buldum derken saat geç olduğunda balık bulamayabilirsiniz. Özellikle çalışan ve evde balık pişirmek istemeyenlerin sıklıkla tercih ettiği bir mekân Dalyan Balık Evi. Bizim için Dalyan’ın imza tadı Balık Çorbası 😊 Akşam içiniz kıyılırken şöyle sıcacık bir balık çorbası hiç de fena olmuyor. Balık çorbası dendiğinde her ne kadar biraz önyargılı olunsa da, Dalyan bu işin hakkını vermiş. Çok beğendim.

Dalyan Balık Evi’nde, balık sezonu açıldığında çiğ balık satışları da başlıyor.

Güler yüzlü hizmeti, hijyenik mutfakları ve şirin konseptleri ile oldukça güzel bir balık restoranı.

Mutlaka gidin ve özellikle balık çorbası deneyin,

Uğrarsanız bizi de hatırlayın.

Adres: Gölbucağı, Bülent Ecevit Blv. No:66, 74100 Bartın Merkez/Bartın,

Telefon: +90 378 227 39 78

AMASRA

İnkum Terrace Amasra

Amasra’ya giderseniz İnkum Terrace manzarası eşliğinde mutlaka kahvaltı yapın diye pek çok kişiden tavsiye alacaksınız. Evet, biz de öyle yaptık. Aslına bakarsanız biz çok çok iyi bir hizmet ile karşılaşmayacağımızı bildiğimiz halde, manzarası ve o güzelim mavi beyaz otel konseptine vurulup kahvaltıya gittik.

İnkum Terrace, Amasra’nın özellikle yaz sezonlarında pek çok misafirini ağırladığı, bilindik konaklama yerlerinden bir tanesi. Fakat sezon kapandıktan sonra da hem konaklama hem de kahvaltı hizmeti devam ediyor. Buralara kadar gelmişken uğramadan olmaz deyip, sabahın erken saatlerinde kahvaltı için geliyoruz. Mavi beyaz deniz manzaralı mekâna dışardan bakmak güzel. Fakat hizmet kalitesi konusunda sanırım biz talihsiz bir zamana denk geldik. Mekânın, akşamki programdan kalmış çalışanları ve ortamı ile pek de hoşumuza gitmeyen bir kahvaltı tecrübesi oldu. Bilenler, bilir. Gerçekten keyif veren bir manzara ve ortam var. Fakat, aldığımız kahvaltı hizmetini de objektif değerlendirmemiz gerekir.

Bir de söylemeden geçemeyeceğim. Hani şu çok bayıldığımız mavi/beyaz minik ev konseptleri var ya😊neden mavi diye düşünürken öğrendik ki, mavi özellikle akrep gibi haşerelerin içeri girmesine engel olan bir renkmiş. Bu sebeple böyle güzel bir görüntü sağlanıp, konaklamada rahatlık sağlanması düşünülmüş😊Düşüncelerinden dolayı, tam not 😊

Umarım bir sonraki gidişimizde yanıldığımızı düşünecek güzel bir hizmet ile karşılanırız.

Uğrarsanız bir de bu açıdan bakın, bizi de hatırlayın 😊

Adres: İskele Mah., 2 Orman İçi Dinlenme Yeri, 74110 İnkum/Bartın Merkez/Bartın, Türkiye

Telefon: +90 378 238 56 57

Türkan Hanım’ın Yeri Amasra

Siz de benim gibi kadın girişimcilerin, cesaret dolu hikayelerini seviyorsanız, Türkan Hanım’ı mutlaka ziyaret etmelisiniz. Amasra’da nerede kahvaltı yapılır sorusunun şüphesiz ilk cevabı Türkan Hanım’ın Yeri’dir. Güler yüzlü hizmeti, samimi ortamı ile tüm misafirleri cezbeden keyifli bir ortam sunmaktadır.

Türkan Hanım’ın Yeri serpme kahvaltıda neler mi var? Patates Cipsi, Kaşarlı Yumurta, Menemen, Sigara Böreği, Köy Peyniri, Teneke Peyniri, Otlu Peyniri, Kaşar Peyniri, Yeşil Zeytin, Siyah Zeytin, Zeytin Salatası, Acıka, Domates, Salatalık, Biber, Roka, Maydanoz, Kaymak, Tereyağ, Reçel Çeşitleri, Çay.

Eğer kahvaltı değil aperatif bir şeyler yemek isteriz derseniz, Gözleme Çeşitleri, Sucuk, Mantı, Porsiyon Köfte, Tost, Hamburger, Erişte, Makarna menüde bulunan ürünler.

Biz kahvaltı sonrası gittiğimizden gözleme yemeyi tercih ettik. Gözleme yanında güzel bir salata ve çay eşliğinde geldi. Ama her şeyden önemlisi Türkan Hanım’ın tüm misafirleri ile bizzat ilgilenmesi.

Leziz gözlemesi ve 40 yıllık samimi sohbeti ile Türkan Hanım bizim kalbimizi fethetti. Amasra’ya yolunuz düşerse mutlaka uğrayın.

Uğrarsanız bizi de hatırlayın.

Adres: Kum, Selahattin Eyüce Cd., 74300 Amasra/Bartın, Türkiye

Çalışma saatleri: 24 saat açık

Telefon: +90 378 315 21 31

Kahve Evi Amasra

Amasra’da şirin mi şirin kahve evi arıyorsanız, közde kahvesi ile size adeta bir şölen yaşatacak, Kahve Evi’ni tercih etmelisiniz. Dışarı kurulmuş, deniz manzaralı masaları ile, hemen yanıbaşınızda közde kahveniz pişiyor. Pişerken yayılan kahve kokusu sizi mest ederken bir yandan Amasra manzarasının keyfini çıkarıyorsunuz.

Mekanda ayrıca akşamları canlı müzik de oluyor. Oldukça keyifli, güzel bir mekan.

Uğrarsanız bizi de hatırlayın.

Adres: Kaleiçi, Çekiciler Sk., 74300 Amasra/Bartın, Türkiye

Açılış saati: 10:00

Mustafa Amca’nın Yeri

Bilinen 3000 yıllık tarihinde verimli ormanlarından eşyalar, denizinden çıkardığı balıkları da misafirine ikram edenlerin yaşadığı yerdir diye bahsedilir Amasra’dan. Ve şöyle devam eder; Amasra, denizden alınıp karaya verilen, doğadan alınıp insana verilen nimetlerin Kalesidir.

Dolayısıyla, Amasra’ya gittiğiniz zaman mutlaka bir akşam programınız canlı balık ile akşam yemeği olmalı.

Amasra’nın Çekiciler Çarşısı’nda bulunan köhne bir balık lokantasında kendini yetiştiren Mustafa Amca, burada edinmeye başladığı engin tecrübelerini Küçük Liman kıyısında açtığı Canlı Balık Restaurant’ta devam ettirmiş. 1992 yılında rahmetli olduktan sonra çocukları ve torunları, Mustafa Amcadan miras aldıkları tecrübe ve kaliteli hizmet anlayışı ile faaliyetlerini sürdürüp bu günlere getirmişler. İlk adı olan “CANLI BALIK RESTAURANT”ı 1945 yılında kazanan mekân, ismini 2003 yılında rahmetli Mustafa AYYILDIZ’ın adını yaşatmak için “MUSTAFA AMCA’NIN YERİ CANLI BALIK RESTAURANT” olarak değiştirmiş.

Amasra’da mevsimine uygun en taze balığı yemek istiyorsanız doğru adrestesiniz. Her mevsim, taze balık ve deniz ürünleri ile Karadeniz’in balık kültürünü misafirlerine sunuyor. Bunun yanında meşhur Amasra Salatası da mekânın olmazsa olmaz lezzeti. Salata deyip geçmeyin. Amasra salatası adeta bir çiçek bahçesi. Mevsimine göre 25/30 çeşit üründen yapılan katlı bir çiçek bahçesi. Salatanın her katında tazecik ürünler var.

Tercihimiz şefin tavsiyesi ile barbun ve mezgit oluyor. Tazecik balıklar buraya özel pişirimiyle, ağzımıza layık.

Güzel bir akşam yemeği sonrası, Amasra’nın meşhur ballı fındıklı manda yoğurdu ile tatlı bir sürpriz yapıyoruz. Hem çok hafif hem de balık sonrası tatlı isteğimize çok iyi geliyor.

Mustafa Amca’nın Yeri, Amasra’da keyifli bir akşam yemeği için tercih edilecek nezih bir mekân.

Restoranda, konumu gereği, özellikle yaz akşamlarında adeta bir gün batımı karnavalı yaşanıyor.

Eşsiz Amasra manzarası, taze balık ve deniz ürünleri ile Amasra’ya giderseniz mutlaka uğramanız gereken bir mekân.

Özellikle sezonda Mustafa Amca’nın Yeri’nde yer bulmak imkânsız. Hafta sonu telefonla rezervasyon almıyorlar. Dolayısıyla erken gidip manzaralı yerleri kapmanız gerekiyor.

Uğrarsanız bizi de hatırlayın.

Adres: Kum, Küçük Liman Cd. No 8, 74300 Amasra/Bartın, Türkiye

Açılış saati: 12:00

Telefon: +90 378 315 26 06

 

Bölgeye Geldiğinizde Yapmayan Dönmeyin!

  • Kristal Teras’ta manzaraya karşı kahve içmeden,
  • Ters Ev’i ziyaret edip ilginç fotoğraflar çekmeden,
  • Safranbolu Demirciler Çarşısı’nı görmeden,
  • Safranbolu lokumlarının tadına bakıp, yanınıza almadan,
  • Safranbolu’ya özgü mis kokulu sabunlar almadan,
  • İki Kaşık’ta kahvaltı yapmadan,
  • Mugada Beach manzarasını görmeden,
  • Dünya’da sadece Amerika California ve Bartın Güzelcehisar’da bulunan lav sütunlarını görmeden,
  • Safranbolu’ya giden ağaçlı yolu görmeden,
  • Balamba Tabiat Parkı’nda doğa yürüyüşü yapmadan,
  • Bartın tarih ve kültürünü tüm detayları ile anlatan Bartın Kent Müzesi’ni ziyaret etmeden,
  • Amasra’da balık ve ballı fındıklı manda yoğurdu yemeden,
  • DÖN-ME-YİN !!!

 

Yazı: Gamze Kır Sapancı

Instagram: GamzenikA